Datça’da bahar açan
bademlerin peşinden gitmeye yedi yıl önce başlamışım. Bu hafta sonu sekizinci
yılda da baharları görebildiğim için mutluyum. Bu bademlerin peşinden gitme
hikayesi, bir kış akşamı Datça’da dostum Fevzi’nin mekanında rakı eşliğinde Ege
otlarının lezzetine dalmışken çıktı. Önümüzdeki sene Şubat ayında gel de bahar
çiçekleriyle beyaza bürünmüş badem ağaçlarının güzelliğini gör dedi. Ben de
bunu unutmadım, bir sonraki yıl, yani 2012 Şubat’ında Datça’ya gidip Fevzi’nin
rehberliğinde Datça’yı dere tepe turladım. Gördüğüm güzellik karşısında
büyülendiğimi hatırlıyorum. Yakaköy’den Palamutbükü’ne bakarken bembeyaz badem
bahçelerinin bezediği Palamutbükü çok etkilemişti. Öyle ya, Palamutbükü
dediğimiz yer yazın gidilen, türkuvaz denizi, beyaz çakıllı sahiliyle kendine özgü
güzellikleri olan bir yerdi. Tepeden gördüğüm manzara çok etkileyiciydi
doğrusu.
 |
Artık klasikleşen, yola çıkış fotoğrafıyla başlayayım. Bu arada blogu açtığımdan bu yana bu üçüncü arabam oldu. |
Sonraki her yıl aynı
mevsimde bu ritüeli tekrar tekrar yaşamayı beklemeye başladım. Bademler için
Datça’ya ne zaman gideceğiz konusu yeni başlayan yılın önemli konularından biri haline geldi. Tek başıma giderek başladığım bu gezilerde sayımız giderek
arttı. İki yıl önce on kişiye kadar çıktığımız oldu. Bu yıl da Gülüşan, Çisem,
Havva ve Ahmet ile birlikte beş kişiydik. Bu arada iki yıldır Şubat'ta badem
festivali yapılıyor. Biz festivalden ya önceki ya sonraki hafta gidiyoruz.
Bademlerin durumuna göre hareket ediyoruz. Festival geçen sene geç kalmıştı,
baharlar dökülüyorken Datça’ya gelmişlerdi. Bu yıl daha iyi zamanı yakalamışlar. Hava bu, kışın nasıl geçeceği aylar öncesinden belli olmuyor. O
yüzden çok önceden program yapmak riskli. Ayrıca kalabalıktan, gürültü,
patırtıdan, toplu yapılan gezilerden, eğlencelerden (!) haz etmediğim için
festival dışındaki tarihleri tercih ediyorum.
 |
Mesudiye tepesinden Ovabükü. Karşıda da Tilos var. |
Derken Gülüşan ve Çisem ile
beraber cuma sabahı çıktık yola. Bu badem gezilerinde karadan gidip feribotla
dönmeyi tercih ediyorum. Özellikle de Bodrum’dan sonra Gökova sahilini takip
eden yolu kullanıyorum. Bazen Yalıçiftlik’ten bazen Mumcular’dan, bazen de
Milas’tan aşağıya, Ören’e inerek Akyaka’ya varıyor, oradan Marmaris üzerinden
Datça’ya ulaşıyorum. Bu kez de Güvercinlik-Mumcular-Ören-Akyaka rotasını yaptık.
Ören’in sakinliğinde kahve molası verip, acıkmış halde Akçapınar tostçusuna
attık kendimizi. Ardından istikamet Ovabükü dedik. Öğlen, sessiz ve sakin bir
havada Poyraz’da bira-patates-kalamar üçlüsü ile yorgunluk attık.
 |
Yılllar önce burada durup karşıya bakıp fotoğraf çekerken bir yelkenli geçti ileriden. Kim bilir ne keyiftir demiştim. aradan geçen beş-altı yıl sonra benim de bir yelkenlim oldu. Geçen Kasım ayında buranın açığından Glaros ile geçtim. |
 |
Ören... Buranın huzuru başka türlü. |
 |
Karadan Gökova'ya giderken her geçişimde durup fotoğrafını çektiğim ağaç. Yine baharlı halini görebildim. |
 |
Ören'in havasını mahveden termik santral. Bunu buraya diktiği için Özal'ı hiç affetmedim. |
 |
Akçapınar tostçusu. |
Akşama doğru merkeze, Kumluk
Otel’e geçtik, odalarımıza yerleştik. Datça’nın merkezine yazın gitmiyorum.
Gelirsem de tekneyle geliyorum. Yazın büklerde kalıyoruz. Ama yaz sezonu dışında
merkezde kalınacak en iyi otel bence Kumluk. Hem yeri çok iyi, hem otel
tertemiz, personel candan. Fevzi’nin restoranına da otuz-kırk metre falan. Biraz
dinlendikten sonra, ertesi gün ekibe katılacak Havva ve Ahmet geldiğinde hep
birlikte Fevzi’de yiyeceğimizden biz cuma akşamı Hüsnü’ye geçtik. Güzel bir kış
akşamında rakımız eşliğinde nefis bir mezgit tava yedik. Ortam, sahiplerinin
ilgisi çok iyiydi. Mezeler balık seviyesinde değildi o yüzden detaya
girmiyorum.
 |
Ovabükü'nden Tilos'a karşı. |
 |
Poyraz restorandaki şu patatesin rengi lezzeti hakkında fikir veriyordur. |
 |
Gülüşan ve Çisem ile Ovabükü'nde. |
 |
Datça'da Balıkçı Hüsnü'den detaylar |
 |
Mekanındaki müşteriler gittikten sonra Hüsnü'deki akşamın sonuna yetişen Fevzi ile. |
 |
Fevzi ile 2009 yılında, o zaman daha yukarıda, cadde üstünde olan mekanında tanışmıştık. |
Ertesi sabah Bodrum’dan
gelen feribottan inen Havva ve Ahmet’i karşıladım, markete girip alış
verişimizi yaptık. Çisem görevli olduğu Bodrum’daki Suvla’dan güzel şaraplar
getirmişti. Fevzi kıyma sipariş etti, size sakız kırığında köfte yapacağım
dedi. Önce Palamut sahilinde kahve içtik. Hava kapalıydı, arada yağmur
atıştırdı sonra bulutlar yükseldi. Bu yılki sert kış Palamut sahilinde tahribat
yapmış. Yol çökmüş, çardaklar uçmuş veya birbirine girmiş. Ovabükü daha az
hasarla atlatmış kışı ama Palamut açık koy olduğundan zarar görmüş ne yazık ki.
 |
Körmen marinası yıllar süren inşaattan sonra sonunda bitti sayılır. |
 |
Bodrum'dan gelen Uğur Kaptan'ın feribotu Kemal Reis |
 |
Havva ile Ahmet |
Her bahar olduğu gibi Üstat
Che’yi evinden aldık, bizim için seçtiği badem bahçesine gittik. Üstat tanıdığım en renkli, ilginç kişiliklerden biri. Çok rakı içmişliğimiz vardır. Fevzi, usta
aşçılığının yanı sıra gezici piknikçi de olmuş. Arabasının bagajından katlanır
masalar, iskemleler, çatal, bardak vs. çıkıverdi. Beş dakika içinde Palamut
sırtlarında Çeşmeköy’de masamız kuruldu. Üstat Che çalı çırpı ile ateşi yaktı.
Şaraplar açıldı, müthiş kokular içinde, tertemiz havada, baharların arasında
pikniğimiz başladı. Detayları fotoğraflar anlatsın, ben burada kesiyorum.
 |
Geçtiğimiz cumartesi günü yemek odamız burasıydı diyebilirim. |
 |
Çarli de halinden memnundu. |
Hava elinden geleni yaptı,
bizim piknik süresince yağmadı, ne zamanki şaraplar bitti, gözler biralara
kaydı, yağmur atıştırmaya başladı. Hadi tamam bu kadar yeter, gidin dinlenin, akşama
madem rakı sofrası kurulacak daha da içmeyin dedi adeta. Biz de sözünü dinledik,
otele doğru yollandık.
 |
Üstat Che |
 |
Fevzi ve Deniz |
Dinlendikten sonra biraz yürüdük ve bu sefer Fevzi’nin mekana geçtik. Ege otları yanında kara izmarit kızartması yedik ve gecenin sonuna doğru narlı palamut geldi. Bir gün önce Fevzi’ye uğramıştım, mutfakta bu balık pişerken görüntüsünden aşure sandım da anlam veremedim. Mükemmel bir lezzeti yakalamış yine Fevzi.
Sohbet güzeldi, masa
güzeldi, içilen bir kaç kadeh rakının yanı sıra öğlenki açık hava ve baharlar
etkisini gösterdi, gözler kapanmaya başladı. Geceyi uzatmadan otele döndük.
Sabah pırıl pırıl bir Datça
sabahına uyandık. Güneş parlıyor, önümüzde uzanan, artık Ege değil Akdeniz olan
deniz masmaviydi. Kahvaltıdan sonra sahil boyu yürüyüş yaptık. Denize giren iki
yüzücüyü izledik, imrendik doğrusu. Kışın Datça ne güzel. Kahve içmek, bir şeyler atıştırmak için Eski
Datça’ya gittik. Oradan sonra da Körmen sahilinde kısa bir yürüyüş yapıp
feribota bindik. Uğur Kaptan’ın feribotu, Kemal Reis ile döndük. Kendi kendime
dedim ki akşam biz de Gemibaşı’na gidip bu güzel tatile yakışan güzel bir final
yapalım, Uğur Kaptan’ı da görürüz. Biz masaya otururken Uğur Kaptan çoktan
gelmiş demleniyordu bile.
 |
Eski Datça'daki Orhan'ın kahvesi |
 |
Bahar çarpması. |
İki gece üç günlük tatil çok
iyi geldi. Bu kış çok sert geçti buralarda. Fırtınalardan, şiddetli
yağmurlardan günlerce evden -nefes almak için- dışarı çıkamadık. Bütün bir Ocak
ayı ve şu Datça seyahatine kadar geçen Şubat ayının ilk on beş günü Bodrum’a
çakıldık kaldık. Bu kaçamak çok tadındaydı.
Bu kadar güzelliği gördükten
ve anlattıktan sonra Datça’da gördüğüm çirkinlikleri, tatsızlıkları anlatmak
istemiyorum. Şu kadarını söyleyerek kapatayım; Ben ilk gittiğimde Datça’nın
nüfusu yanılmıyorsam on iki bindi. Şimdi yirmi iki bin olmuş. Küçük bir belde
için ciddi artış. Gelenlerin bir bölümü aynen Bodrum’a gelenler gibi, şehir
hayatı alışkanlıklarını yanında getirmiş. Yapılaşma berbat. Çirkin binalar
Datça’nın güzelliğini gölgelemeye başlamış. Kiralar ve ev fiyatları uçmuş.
Bodrum’dan farkı kalmamış. Neyse, daha devam etmeyeyim. Bodrum’da ne oldu ve
oluyorsa aynısı, kendi ölçeğinde Datça’da oluyor işte.
Gözlerimiz güzellikleri izledi
Datça’da. Doğanın o inanılmaz yeteneği, gücü Datça’yı beyaz bahar çiçekleriyle
bezemişti. Dilerim ki bir dahaki yıl da sağlıklı, mutlu oluruz, tekrar doğanın
bu coşkusuna şahit olurum.
“O zaman bir dahaki yıl,
yine Şubat ayında bademleri yazmak üzere sözleşelim mi?”
Üstadım , sağlıkla , dostlarla keyifle daha nice baharlara
YanıtlaSilHarika bir yazı olmuş yine :-) Ben instagram fotoğrafları sorası Datça biletimi almıştım zaten.Badem çiçekleri ile tanışmayı heyecanla bekliyorum
YanıtlaSilSerdar bey, sakız gırığındaki kebabın kokusundan, dipdiri otlara, gara izmaritten narlı palamuta bakayım derken, masaya şıp şıp bişiy damladı. Yapılmaz ki ama böyle yaaa ;)) Seneye sözleştik o zaman.
YanıtlaSilSerdar Bey keşke birbirini tekrar ettiğini düşünmenize rağmen bu blogda daha fazla paylaşım yapsanız. Anlatım diliniz okurken insanı bulunduğu ortamdan alıp Ege kıyılarına taşımaya vesile oluyor. Bodrum'da da hayat rutin akıyor belki ama yine de en azından değişen hayatla alakalı da olsa daha sık yazmanızı dilerim.
YanıtlaSil