25 Aralık 2011 Pazar

Bodrum'un üstü açık koridorları; sokaklar


Bundan 35 yıl once ilk kez Bodrum’a geldiğim günü hayal meyal hatırlıyorum. Amcam eşiyle Bodrum diye bir yere tatile gitmekten söz ediyordu. Yıl 1976 olmalı. Bana gelmek isteyip istemediğimi sordular. Üniversiteydim ve yaz tatilindeydik, aklıma yattı. Amcamın mavi kaplumbağa vosvosuna bindik ve üçümüz yola çıktık. O yıllarda Bodrum’a bir günde gitmek akıl karı değildi. Yanılmıyorsam yol en az 15-16 saat sürüyordu. Arabalarda klima olmadığını göz önüne alırsanız, bir vosvosta seyahat etmenin ayrıca zorluğunu da eklerseniz yapılacak en iyi şey bir gece konaklamaktı. Bu arada vosvos benim de ilk arabamdır. Çok seyahat ettiğim için bilirim, kabin gürültüsüyle uzun yolda insanı çok yorar.

Gece Kuşadası’nda kaldıktan sonra yolun zor ve virajlı bölümünü ertesi sabaha bırakıp yola çıktık, Bodrum’a vardık. Şimdi yerinde bir konfeksiyon mağazası olan Balıkçının Pansiyonuna yerleştik. Hemen barlar sokağı üstünde bir pansiyondu. Önünden denize girerdik. Yanındaki pansiyon da sonradan çok meşhur olan Maça Kızı’ydı. Yani Türkbükü’ndeki Maça Kızı’nın ilk yeri Bodrum’un içindeki barlar sokağındaydı. Şimdi orası da ya bir butik ya hediyelikçi oldu, çok dikkat etmemişim.

Bodrum’a o seyahatte vuruldum. O seyahat dönüşünde çektiğim diaları kışın seyredip iç geçirirdim. Birgün Bodrum’a yerleşmek fikri tam 35 yıl once beynimin kıvrımlarına yerleşti. Bu arada o diaları tarayıp bir ara burada yayınlamak iyi olur.

Bu ilk yazıya kendi sokağımdan başlamam anlamlı olurdu
Ergün Soykan sokakta yaşadığım ev
Yağmurlu bir kış günü sokağımıza karanlık çökmeye başlarken
Bizim sokaktan
O seyahatte Bodrum’u elden geldiğince gezdim. Gümüşlük’e gittiğimizi hatırlıyorum. Tavşan adasına yürümüştük. Torba’yı da hatırlıyorum. Torba’dan sonra yol çok bozuktu. Onun için Türkbükü, Yalıkavak taraflarına gidememiştik. Oralara ancak Willys marka cip dolmuşlarla gidebilinirdi. Vosvosun o yola girmesi pek mümkün değildi. Yalıkavak’ta elektrik yoktu mesela. Gitsek mi diye bir Bodrum’luya sorduğumda “napçan oğlum orda? Taka tuka zıplaya zıplaya bir saat yol çekilir mi” gibisinden birşey söylediği aklımda kalmış. Yani şimdi bazen günde iki defa gidip geldiğim 17 km’lik yol o zaman öyleydi.

İstanbul’a döndüğümde Bodrum’un nasıl bir yer diye soranlara dar sokakları, beyaz evleri ve begonvilleri anlatırdım. Tabii masmavi Ege’yi de. O yıllarda içkiyle aram pek yoktu ki meyhane hatırlamıyorum. Ama iki yıl sonra ikinci kez geldiğimde grafik eğitimimi sürdürürken bir iş almış, onu teslim edince aldığım bütün parayı meyhanelere yatırmıştım. Bir ara onu da anlatırım, matrak bir seyahatti.


Mahallemizde salı günleri kurulan sokak pazarı



Sonra yıllar geçtikçe Bodrum ile bağım arttı. Arttıkça da hep buralarda yaşamayı düşler oldum ve  sonunda buralı olabildim. Bodrum’da yaşarken insan yürümeye alışıyor. Kasaba içinde birçok yere yürüyerek veya bisikletle ulaşıyorum. Zaten burada pek araba kullanılmıyor, genellikle tercih edilen şey motorsiklet. Özellikle de Vespa tarzı olanlar. Ben bisikleti seviyorum çünkü aynı zamanda spor oluyor. Hafta sonları mutlaka Bodrum’un içinde ara sokakları turluyorum. Farklı semtlere girip çıkıyor, evleri inceliyorum. Derken birgün bunları belgelemem lazım diye düşündüm. Bodrum’un içi iyi korunuyor. Evler de öyle. Eski evler restore ediliyor tekrar Bodrum’a kazandırılıyor. Ama yine de belgelemek ihtiyacı hissettim. Belli bir amaç için değil. Yani bunları ileride bir değere dönüştürmek amacıyla yapmıyorum. Sadece belge olması anlamında kendim için arşivliyorum.

Tabii her sokağı, her evi fotoğraflamıyorum. Gezinirken beni etkileyen, sevimli bulduğum veya o anda bir hikayesi olan sokakları, evleri çekiyorum. Bazıları çok güzel olduğu için. Bazılarının yaşanmışlığı olduğu için. Bazılarının penceresi açık ve içeriden çocuk sesi duyulduğu için. Ya da ışık o anda çok güzel olduğu için.

Bodrum'un sokak isimleri çok kişiliklidir
İki motorsikletin zor geçtiği, evimin arkasındaki sokak.
Bu arsa boş gibi duruyor ama aslında burası Karia döneminden kalma bir evin kalıntıları. Bir gün kazı başlar herhalde. Evimin bahçe duvarı buraya bitişik. Komşularım 2500 yıl önce bu evde yaşamış




Sokaklar bizim, biz de sokakların belleğiyiz aslında. Büyük kentlerde sokaklar alır başını gider, kıvrılır, bir köşeden caddeye ulaşır. Bodrum’da sokaklar dardır. Kısadır ve genellikle Ege’ye açılırlar. Şehirlerdeki sokakların rengi vardır, ışıkla, mevsimle değişir. Bodrum’da o renk hep beyazdır. Açık beyaz, koyu beyaz...

Bugünden itibaren ara sıra Bodrum sokaklarını gezerken çektiğim fotoğrafları burada paylaşacağım.

Bugün Eskiçeşme Mahallesi’nden yani yaşadığım bölgeden başlamak anlamlı olur. Önce de kendi sokağım ve evim. Eskiçeşme Mahallesi birkaç yazı sürecek sanırım. Elimde epey malzeme var. Bugün dediğim gibi benim sokaktan ve evimin hemen civarından başlıyayım, sonra gezinmeye devam ederiz… 

video




3 yorum:

  1. Çok keyifli bir yazı dizisi olacak. Devamını merakla bekliyorum.
    2500 yıllık komşularınız oldukça enteresan:)
    En kısa zamanda yazılarınızı okurken Bodrum'a yerleşmiş olmayı ve öyle okumayı diliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Sokakların en güzel yanı, ışıldayan yapraklar,evler.Güneş her daim orada ve hiç ayrılmıyor sanki.Çok güzel bir yazıydı yine.Mavi sokak tabelaları beyaz evlerle nasıl güzel görünüyor nasıl...

    YanıtlaSil
  3. Merhaba Serdar Bey;
    Bloğunuzu bu yaz Datça ile ilgili araştırma yaparken keşfetmiştim, şimdide fırsat buldukça tarih sırasına göre okuyorum, yazılar ve fotoğraflar için teşekkürler. Belki okumadığım bölümlerde vardır ama diaları çok merak ediyorum. Mustafa / Edirne

    YanıtlaSil