18 Şubat 2012 Cumartesi

Bodrum'un ruh verdiği, Bodrum'a ruh veren insanlar; Dalavere Mehmet

Bir gün Bodrum'un sokaklarını fotoğraflamak aklıma geldiğinde kasabayı mahallelere göre gezmeyi planladım. Böylece sınıflandırmak kolay olacaktı. Günlük yürüyüş ve gezi yolumun üzerinde olmayan sokakları çok iyi bilmiyordum. Hem merakımı gidermek hem de bir belge olması bakımından bu işe giriştim. Öyle bilimsel bir çalışma filan sanmayın, sadece basit bir arşiv oluşturmak istiyordum. Sokakları gezmeye başladıkça, mahalleler arasındaki yapı farklarının nelere dayandığını da merak etmeye başladım. "Yapı" tanımını iki anlamda kullandım, hem bina anlamında yapı hem mahallenin yaşama biçimi anlamındaki mahalleli yapısı. Biraz eskilere sorarak ama daha çok da yazılı kaynak arayarak bilgi kırıntıları toplamaya başladım.
Kumbahçe mahallesini gezerken gözüm bir sokak adına takıldı. Dalavere Mehmet Sokak. Bu arada farkettim ki kimi "dalavere" kimi "dalavera" yazıyor. Hangisi doğru diye TDK yazım kılavuzuna başvurunca "dalavere" yazımının önerildiğini gördüm. Ben de öyle yazıp okurdum. Sokak tabelasında da öyle yazıyor. Onun için ben de artık dalavere diye yazıyorum.

Bir dalavere olmasın diye iki tabela koymuşlar

Neyse, sokağın ismi ilgimi çekmişti. Blogda Kumbahçe mahallesi ile ilgili yazıda (http://bodrumluhayat.blogspot.com/2012/01/bodrumun-kumbahce-mahallesinin-sokak.html) da söz ettim. Aradan zaman geçti bir gün bir elektronik posta aldım. Gelen mesajda eşiyle birlikte günün birinde Bodrum Yalıkavak'a yerleşme planları yaptıklarını anlatan, bu konuda internette araştırırken benim bloguma rast gelen, Yalıkavak ile ilgili yazımı okuduktan sonra bazı diğer yazıları da okuyan bir beyefendi, Dalavere Mehmet ile ilgilendiğimi görünce bana yazmak ihtiyacı duyduğunu anlatıyordu. Özetle, Dalavere Mehmet konusunda Baskın Oran'ın bir kitabı olduğunu, ayrıca "Enişte Gözüyle Bodrum" diye yine Bodrum'a ilişkin bir kitabı daha olduğunu, bunların İlteşim Yayınları'ndan çıktığını anlatan çok içten bir mektuptu. Bu blog sayesinde çok dost edindim. Kimiyle tanıştım, karşılaştım. Yemekler yedik, rakılar içtik. Kimiyle sadece böyle sanal ortamda tanışıyoruz. Bana bu bilgileri veren Müjdat Tolu ile de blog sayesinde tanıştım. Cevabi mesajımda teşekkür ettikten sonra bir de Selçuk Erez'in "İstanköyaltı Bodrum" diye bir kitabını duyduğumu, Bodrum'da bulamadığımı, kütüphane dahil birkaç nüshasının olabileceği bilgisini aldım ama kitaba ulaşamadığımı anlattım. Yayınevini aradığımı ama onlarda da baskısının kalmadığını ekledim. Bir süre sonra Müjdat Bey'den zarif bir posta daha geldi. Kitabı bulduğunu bana hediye etmek istediğini yazıyordu. Kitabı bulduğuma mı sevineyim, böyle insanların karşıma çıktığına mı sevineyim, yoksa mahcubiyetime mi yanayım bilemedim. Sonuçta kitap bana ulaştı, hemen okudum ve çok sevdim. O kitapta da adı geçenlerle ilgili biraz bilgi toplamaya başladım. Mesela bazı insanlar hakkında Mahmut Kaptan ile konuşacağım. Körfez Restoran'ın sahibi Hasan amcayı da konuşturursam daha da bilgi toplarım. Ama Hasan amcaya yanımda hoş bir kadınla gitmem lazım. O zaman daha uzun ve verimli bir söyleşi olur.

Sokaktan bir detay

Kumbahçe, eski rum mahallesi. Mübadelede giden rumların evlerine Girit ve İstanköy (Kos) göçmenleri yerleştirilmiş. Bazıları da böyle kalmış
Müjdat Bey mesajında -sağolsun- Dalavere Mehmet kitabından bazı bölümleri de eklemiş. İstanköyaltı Bodrum kitabında da Dalavere Mehmet ile ilgili anekdotlar var. Oradan da yararlanacağım. Bu arada Bodrum'daki hiç bir kitapçıda Baskın Oran'ın kitapları bulunmuyor. Bodrum bir İstanbul değil. Hakkında binlerce kitap yok. Olanı da Bodrum'daki kitapçılarda yok. Bu da nasıl bir iştir anlamak mümkün değil. Ben de kitabı internetten buldum, bu hafta elimde olacağını tahmin ediyorum.
Bugünden itibaren ara sıra blogda eski Bodrum ile ilgili nev-i şahsına münhasır denilen, farklı ve Bodrum için önemli, özel kişilerden söz etmek istiyorum. Bodrum bu kişilere bir ruh verirken bu kişiler de farkında olmadan Bodrum'a bir ruh vermişler. Başta Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaç olmak üzere, Gavur Ali, Ali Cengiz, Paluko, Erol Ağan, Kasa Mehmet, Kefalukalı Konday bunlardan bazıları.



Kişileri uzun uzun bir yazıda anlatmaktansa, kısa kısa ama daha sık yazmayı planlıyorum. Çünkü elde görsel malzeme yok denecek kadar az olduğundan uzun yazı sıkar, okunmaz. O döneme ait eski Bodrum resimleri anlatılanla uygun düşecektir diye tahmin ediyorum.
Bu kadar uzun bir girişten sonra, Müjdat Tolu'nun izniyle, bana gönderdiği metinden, yani Baskın Oran'ın "Dalavere Mehmet" isimli kitabından bir bölümü paylaşayım. Bu arada adı verilen sokaktan da birkaç görüntü eklemek iyi olacak. Baskın Bey'i yazın yolda eşiyle birlikte yürürken görürüm. Kendisiyle tanışmadım. Bu yaz karşılaşırsak tanışmayı isterim. Kendisinden izin almadan kitabından alıntı yaptığım için affımı isterim. (Bir not; Baskın Oran'ın kitabında dalavere değil dalavera olarak yazılmış. Mutlaka bir nedeni vardır.)

Herkesin ağzında bir "Dalavera"dır gidiyor: Patlayan borunun nereden geçtiğini bulamadıysanız Dalavera'yı çağırın. Ağaç kurumaya başladıysa Dalavera baksın. O mezarın nerede olduğunu bilse bilse Dalavera bilir. Dam akıyorsa, tuvalet patladıysa, aman, hemen Dalavera! 
Bodrum'un en proleter ve en esprili adamı. Anlatıyor. 1936'dan başlıyor: "[Rodos'tan Bodrum'a yeni gelmişiz]. Bu Azmakbaşı var ya, orda Erkek Emine'nin evine göçtük. Ordan sona, bi Ayşanım var komşu, bize bi pavalı [favalı] trahana [tarhana] pişirdi koca tencere, ertesi gün. Biz trahanayı yedik, teyzem de evde, Fatma teyzem, Türkçe bilmezler hiç, annem tencereyi yıkadı, Ayşanım geldi almaya, teyze dedi ki: 'Ayşe Hanum, senin kerhane çok datlı oldu!' 'Trahana' diyeceğine kerhane diyo. Ayşanım diyo: 'Ne diyosun sen? Kerhane değil mori, trahane!'". 

Türkçe bilmiyorlar ki hiçbiri. Anadilleri Yunanca. Bu yüzden yerliler onlara "Yarı-cavur" diyor. Ben Bodrum'da son Türkçe bilmeyen Giritli kadınları bundan on yıl kadar önce yaşadım; kızları ve gelinleri aracılığıyla konuşuyorlardı. Dalavera Abem bakkal İspita ["kıvılcım"] Hasan'ı anlatıyor: "Bu İspita pazara da çıkardı. Patates satardı. Ama Türkçesi çok az, kırk beş diyeceğine 'Kirki beş, kirki beş!' diye bağırıyo. Köylünün biri duymuş bunu, gelip ayırdı patatesi, bu kadar bi yığın yaptı, parayı veriyor. 'Ne more bu? Yok more yok, kirki beş!'"
Bir aydan bu yana üzerinde dokuz tane villa karkası yükseliveren "yeşil alan" Şalvarağa Tepesi'ne adını veren Şalvarağa Mustafa'nın üçüncü oğlu Fırıncı İbram, ekmekleri elleyen kadınları azarlıyor: "Bre domuzlar, bre hınzırlar, yapmayın, ekmek de almayın, defolun gidin! Esselotsa yati unla tapsomya pataspatevyete! Okso mores! Okso more gaydares! Togolos ipsases? İda skata ipsases? Yani, diyor, defolun be eşekler ben ne bileyim kıçını mı tuttun b.kunu mu?!" 


Bir gün görevlinin biri Antalya'ya atanıyor, eşyalar ile çoluk-çocuğu önceden gönderecek, mavnacı Pervoli İbram geliyor, "Beyim, senin karıya vaporda kodum" diyor. Tabii bunu Dalavera, üstelik Feyhan da var kahvaltıda, vallahi on kere "Ayıp ama sölemesi. Söleyim mi? Söleyim mi?" dedikten sonra söyledi. Gerisini merak ediyorsanız: "Adam kızardı, bozardı, şey yapıcak, hücum etçek, Ali Eriş'in kardeşi Ahmet geldi, 'Beyim, bunlar konuşması öle, Türkçe kıt, bilmiyolar, kusuruna bakma bunun' dedi, o zaman aklı yattı adamın, çıkardı parasını verdi Pervoli'nin". 

Hınzırlığı çocukluktan
O zamanın Bodrumunda herkes başını bir tür peştemalla kapatıyor; Osmanlı'da baş her zaman kapatıldı, kadın ve erkek. Dalavera'nın muzipliği çocukluktan. Anasından "futa"sını istiyor, giyiyor, sokağa çıkıyor. "Baktım komşulardan iki dane sarhoş zilzurna. Yanımdan geçiyolar, ben tuttum Köfte Nazif'in kıçını böle bi çimdirdim. Döndü baktı, sarhoş ya, 'Allah Allah, böle edepsiz karıya hiç rastlamadım' diyo. Ben tabana kuvvet kaçtım".
Anası Ayşanım ne yapsın, koca alkolik, çocuk sıra sıra yedi tane. Mecbur şahin gibi olacak. Mesela Dalavera'yı yumurta satın almaya gönderiyor komşudan, evde kimse yokmuş, bizimki kovalıyor kuluçkaya yatmış tavuğu, yumurtaları koynuna doldurup geliyor. Yumurtalar siyaha boyanmış olduğu için anlıyor durumu Ayşanım, kestiriyor Dalavera'ya dut ağacından bir dal, soyduruyor da, basıyor sopayı. Hatta, bir gün Cevat Şakir'in ev dışındaki tuvaleti tıkanıyor (herkesinki evin dışında; Bodrum o sıralarda daha deveboynunu keşfetmemiş), çağırıyor çocuk Dalavera'yı, açtırıyor. İlk tuvalet açışı. Tam 50 kuruş veriyor, kağıt para! Doğru annesine. İftiharla. Sonuç: Elinden tutuluyor, C. Şakir'e götürülüyor, alnının teriyle kazandığı anlaşılınca rahatlanıyor. Dalavera niye doğruluktan hiç sapmadığını bu olayla izah eder. 

Madem öyle, neden adı "Dalavera"? Çünkü babasının lakabı böyle. Şöyle anlatıyor: "Şimdi, biz iki kişi gideriz, içki içiyoz de mi bura? Ben diyom: 'Şu evin yanında bekle beni'. Arkadaşım gidiyo. Babam bir-iki tane daha içiyo. Sen de malsahibi. Babam diyo: 'Ben afedersin, bi su dökem gelem, hesabı ödeyem'. Bi kaçar, para ödemeden, öle. Öteki lokanta öle, öteki lokanta öle, en sonunda lokantacının biri 'Amma dalavera bu!' dedi, ordan kaldı babamın adı Dalavera. Bana da ordan gari, miras!" 
 Diğer renkli kişiler ve anekdotlarda görüşürüz...

4 yorum:

  1. Serdar Bey merhaba,

    Hem yeni yazı, hem de hakkımda yazdıklarınız çok güzel. İnceliğiniz için teşekkür ederim.
    Dalavere Mehmet'in hikayelerini yıllar önce okumuştum, unuttum. Bu ilginç insan hakkındaki yeni yazılarınızı merakla bekliyorum.

    Sizden özel bir ricam olacak ama önce, denizciliğe adım atan sevdalılara sorulan iki soruyu yazmak istiyorum.

    SORU-1: Nara Burnu'na yaklaşırken, burun sığlığındaki fenerin on saniyelik periyot içinde iki kere yeşil çaktığını gördünüz. Bu fener haritada nasıl gösterilmiştir?
    CEVAP-1: Fl(2) G 10s

    SORU-2: (Fl WR 5s 20m 5-3M) özelliklerine sahip bir fenerin anlamı nedir?
    CEVAP-2: Çakarlı beyaz ve kırmızı 5 saniye ışık veren 20 metre yüksekliğinde 5 milden beyaz 3 milden kırmızı ışığı görünen fener.

    Hakkındaki soruları bile güzel olan, hepsi ayrı kişiliklere sahip deniz fenerleri benim içimi hep hoplattı. Ege'de yanlış hatırlamıyorsam 40 küsur fener varmış. Bunlardan birine yine yolunuz denk düşerse, bir kare de benim için fotoğraflarınızın arasına ekleyin lütfen.

    Ellerinize sağlık...

    Müjdat Tolu (Jumot)

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Serdar Bey,

    Facebook'da Eski Bodrum grubu var. Takip etmenizi öneririm. Eski fotoğrafların (son dönem kişisel arşivlerden hiç bilinmeyen kareler çıkıyor), eski yaşamın paylaşıldığı, gerçek Bodrumlular'ın sohbet ettiği sıcacık bir ortam.
    Babam Bodrumlu'dur, 1996-2002 yılları arasında yaşadığım, halen yazlarımı geçirdiğim, üzerine doktora tezi yazdığım Bodrum hakkında hiç duymadığım hikayeler çıkıyor. Bodrumsever olarak müthiş bir platform yakaladıklarını düşünüyorum. Bugüne dek yazılanların, çizilenlerin üzerine, sivil halk toplumsal tarihine sahip çıkıyor (hep çıkmışlar bir şekilde)Bilginize.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginiz ve bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederim

      Sil
  3. İzniniz ile paylaşıyorum emeğinize sağlık

    YanıtlaSil