8 Haziran 2012 Cuma

İki gün için Datça'ya gidilir, Fevzi'de yenilir, içilir, Bodrum'a dönülür


Geçtiğimiz Cumartesi-pazar yine Bodrum’dan Datça’ya haftasonu kaçamağı yaptım. Tabii yine Fevzi’de meze ve rakı da...
Bu kış bitip de bahar geldiğinde Datça’nın bademleri de baharlarını açtığında Datça’ya gitmiştim. Hatta bir hafta sonra, yani Şubat ayının ikinci haftasına doğru gitseydim daha iyi zaman olacak, Datça’yı gelin gibi bembeyaz görecektim. Sonra bir kez daha gidip özellikle dağ yollarından geçip köyleri gezmiş, iyi insanlarla tanışmıştım.. Geçtiğimiz hafta da iki nedenden dolayı yine gideyim istedim. Birincisi yazlıkçılar ve haftasonundaki yerlilerin kalabalığı basmadan, ortalık sakinken Palamutbükü’nde denize girmek. Diğeri de her ne zaman olursa olsun harika yemekler yediğim dostum Fevzi’de bir akşam Ege otları ve deniz mahsülleri eşliğinde rakı içip sohbet etmekti.

Bodrum - Ören yolu
Gökova yolu çam ve iyot kokar
Gökova
Fevzi'nin dükkanında rakı sohbeti
Datça’yı çok seviyorum ve her yıl en az dört beş kez gidiyorum. Bunlardan biri yaz ayına denk geliyor, diğerlerini ilk ve sonbahar döneminde yapmayı tercih ediyorum çünkü Bodrum’da yaşayarak farkettim ki, buralar o mevsimlerde başka güzel. Bahar aylarında hem gidilen yerin yerli halkı dışında kimse yok hem yazın kavurucu sıcağı yerine çok daha ılıman bir hava oluyor. Datça’ya gidenler bilir, Datça-Marmaris yolu zevkli ve harika manzarası olan bir yoldur. Yazın o yoldan geçenler bahar mevsimindeki halini görseler tanıyamazlar. Sağlı sollu yol kenarına dizili ağaçların tamamı bahar ve çiçek açmış oluyor.





Kaldığım otel hakkında iyi bir ipucu. 70'lerden kalma Dual pikap
Bu sefer de Datça’ya kara yoluyla gidip feribot ile döndüm. Benim sevdiğim yöntem bu. Giderken karayolu, dönerken feribot. Giderken yol heyecanıyla Bodrum’dan çıkıp kendimi yola vurmayı seviyorum. Dönerken hafif şekerleme yaparak feribotla dönmek çok mantıklı. Bu gidişimde bu blogu izleyenlerin son dönemde çok sözünü ettiğim için artık bildiği Bodrum-Çökertme-Ören-Akyaka rotasını, yani Gökova sahilini izleyerek gittim. Bu yol için son haftalarda detaylı yazdığımdan bu sefer daha kısa geçiyorum (bkz. http://bodrumluhayat.blogspot.com/2012/05/bodrumdan-gokovaya-giderken-cokertme.html). Bu yol yer yer bozuk olduğu için hız yapılan bir yol değil. Yani tam gezi yolu. Bu sefer manzaraya öyle dalmışım ki Mazı-Çökertme ayrımını kaçırdım. Ayrım dediysem tabelalı falan bir ayrım zannetmeyin. Yukarı Mazı köyünün içinden geçerken, genellikle önünde traktör falan durduğundan göremeyeceğiniz eğreti yazılı levhayı es geçmişim. Birkaç kilometre sonra uyandım ama zaten aşağıda göreceğiniz kuşbakışı Mazı fotoğrafını çekmeme fırsat verdiği için hiç kızmadım.


Onbeş gün önce Çökertme’de bir tam gün geçirdiğimden bu kez sahiline inmeden Ören’e saptım. Ören’e varmadan havacıların bir sitesi var. Tam onun karşısındaki sahilden geçerken hava o kadar harikaydı ki dayanamayıp arabayı kenara çektim ve sahilde çakılların üstüne biraz oturup Gökova’yı seyrettim. Akbük’de denize girme planım olmasa bu suyu kaçırmazdım ama Akbük’de de aynısı beni bekliyordu, yola devam edip Akbük’e vardım. Sahildeki bir tesise park edip şezlonga uzanıp güneşin ve denizin tadına baktım. Birayla pek aram yoktur. Ne zaman içsem hemen uyku basar. Hele ikinci birayı içersem bittim. Ben aslen bildiğiniz rakıcıyım. Kışın şarap da içerim ama yazın tercihim hep rakıdan yana. Bir de güneş batmadan hiç içmem. Hani mızrak boyu kuralına sıkı sıkı uyanlardanım. Gel gelelim yaz oldu mu, sahilde denize girdikten sonra soğuk bir biranın da tadı başka oluyor. İşte Akbük’te o işi yaptım. Kanıtı da aşağıda.

Ören yolu üzerinde öylesine bir sahil, müthiş deniz

Akbük. Karşıda görünen sahil Bördübet tarafları




Akbük’te deniz, güneş, bira derken iki saatten biraz fazla kaldım ve Akyaka’dan sağa Marmaris yoluna saptım. Marmaris’in içini sevmediğimi biliyorsunuz. Buna kızan dostlarım oluyor ama aslında kendimi haklı görüyorum. Marmaris’in koyları güney Ege’nin belki en güzel doğasına sahip koyları. Ama gelgelelim içi öyle değil. Eski Marmaris diyebileceğim kalenin olduğu bölüm bir ölçüde kendini korumuş ama genişleyen Marmaris çok kötü. Hele son yapılan bulvarın olduğu bölge çok daha fena. Resmen Marmaris’i katlediyorlar. Neyse, Marmaris’te yaşamadığım için daha fazla konuşmayayım. Yani sonuçta hiç oyalanmadan asıl güzelliği yaşamak için Marmaris’in içinden hızla geçip Datça yönüne devam edip manzaralı yola girdim.


Burası da Gökova'nın Datça yolu üzerindeki sahili
Datça’ya varıp, otele yerleştikten sonra kısa bir dinlemenin ertesinde akşam yemeği saati yaklaşınca içim kıpır kıpır olmaya başladı. Öğlen bira ve patates ile geçiştirmiştim çünkü akşama Fevzi’de yiyecektim. Fevzi’yi de bu bloğu izleyenler iyi biliyor artık. Yine döktürmüştü. Sofraya onaltı çeşit meze geldi ki onikisi Ege otlarıydı. Fevzi bu işin uzmanı. Hangi ot nasıl yapılır o kadar iyi biliyor ki, yıllarca İstanbul’da kazığını yediğim Doğa Balık ve Ece’yi hayırla (!) anıyorum. Gidenler bilir bu iki yer Ege otlarıyla övünürler. Ben de İstanbul’da yaşarken özellikle Doğa Balık’a sık giderdim. Vitrindeki yeşil yeşil otlara bakar seçmekte zorlanırdım. Ama ne hikmetse dört beş çeşit ot söylediğimizde gelenlerin lezzeti neredeyse aynı olurdu. Meğer pişirmek öyle kolay değilmiş. Hepsinin özelliğini bilip ona göre yapacakmışsın. Ha bir de aynı ottan üç çeşit pişirmek gibi bir uyanıklığı da yapmayacakmışsın. Mesela pazının sapını ayrı yaprağını bir kalın bir ince doğrayıp Doğa’nın yaptığı gibi üç çeşitmiş gibi sunma uyanıklığını göstermiyecekmişsin. Bunları da buraya yerleşince öğrendik. Şimdi hiç bir kuvvet beni Doğa’ya götüremez artık.
Fevzi ile yine karşılıklı oturduk, laf lafı açtı, mezelerin biri bitti diğeri geldi, kadehler ardı ardına yuvarlandı. Sonunda sürpriz ana yemeğe sıra geldi. Efendim ana yemek enginarlı, kremalı lagostu. Aşağıda fotoğrafını görebilirsiniz. Lagos ile enginarın ekşisi nasıl bir lezzet oluşturmuş anlatamam. Vedat Milor olsam belki tanımını yapabilirdim. Ben sadece damak çatladı diyeceğim. Siz anlayın. Fevzi’ye Bodrum’da bir mekan açtırma zamanı geldi.











Çintarların tadı inanılmazdı


Ertesi sabah istikamet Palamutbükü’ydü. Ama önce Hayıtbükü’ne uğrayıp kocaman ağaçların gölge yaptığı o serin kahvede bir kahve içtim. Hayıtbükü birbirini takip eden, en bilinen üç bükten birincisi. Sonrasında Ovabükü var. Sondaki ise kısaca Palamut dediğim Palamutbükü. Hayıt bir bitki. Neye benzediğini bilmiyordum. Fevzi yolda giderken gösterdi. Hikayesini de anlattı. Yerel halk; tepeyi düzleştirip çukuru doldururarak herkesi eşit yapar dermiş. Ne anlama geldiğini sonra anladım. Eğer kaynatıp veya sarıp içerseniz libido iptal... Bu özelliğinden dolayı da Ege coğrafyasındaki manastırlarda asırlarca kullanılmış. Rahiplerle rahibeler iyi geçinsin, arıza çıkmasın diye yani...

Bu kapari bitkisi. Hani somonla çok yakışan kapari
Hayıtbükü
Hayıtbükü
Hayıtbükü'ndeki kahve
Hayıtbükü
Hayıtbükü sahilinde Ortam Pansiyonun önü
Hayıtbükü
Hayıtbükü
Hayıtbükü denizi Datça'lılar için sıradan bir deniz, Palamut'u daha severler. Bu da sıradan denilen deniz
Hayıtbükü
Hayıtbükü
Hayıtbükü
Hayıtbükü
Bu da hayıt bitkisi

Hayıt’tan çıkıp Ovabükü’nün içinden geçip sahil yolunu izleyerek Palamut’a vardık. Hayıt ve Palamut’a çok gittim. Her ikisinde de geceledim. Ama şu Ovabükü’nde ne geceledim ne de bir çay kahve içimi kaldım. Hep geçişlerde kullandığım bu büke bir ara zaman ayırmak istiyorum. Çok sakin ve huzurlu görünüyor. Palamut’a geldiğimde geçen yıl açılan Mavi-Beyaz’a uğradım. Bu tesis Palamut’a bir kalite getirdi. Çünkü hala diğer tesislerin neredeyse tamamı işletmecilikten payını almamış zihniyetle, özensiz yönetiliyor. Mavi-Beyaz’ın sahibinin Datça’nın içinde de Türkevi diye bir oteli var. Bir hafta sonu kalıp ondan sonra değerlendirmesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Geçen sezon yeni açılmıştı bir personel ve işletme sıkıntısı vardı. Kalmamıştık ama günü birlik gitmiş ve servisten şikayet etmiştik. Şimdi restoran bölümünde artık Semra Hanım var. Uzun yıllar Fevzi ile birlikte hayatı paylaşmışlardı. Yani meze konusunda iyi işler çıkaracağına şüphem yok. Biz oradayken yeni pizza ustasının demosuna denk geldik. Çok lezzetli pizzalar tattık. Böyle demolara bayılıyorum. İstanbul’da yaşarken demo deyince aklımıza bir bilgisayar programının yeni versiyonundan başka bir şey gelmezdi. Ege’de demo dediğinde iş başka. Burayı seviyorum diyorum ya.

Palamut'a gelirken sahil yolu üzerinde bir acayip koy
Mavi-Beyaz

Palamutbükü


Bu mekan Sait Kaptan'ın mekanı. Zamanında karısına kızmış köydeki evine yıllardır gitmiyor, burada yaşıyor

Fevzi ile Sait Kaptan
Palamutbükü
Palamut’ta denize girip, bir bira patates seansı daha yaptıktan sonra iki günlük kısa turu bitirip dört feribotuyla Bodrum’a döndüm.
Datça’lıların bir lafı var; Allah sevdiği kullarını çok yaşasın diye Datça’da yaratırmış. Doğru galiba. 


12 yorum:

  1. Agustos sonu Datca'da olmayi planliyorum. Fevzi'yi kesinlikle ziyaret edecegim, bana yerini biraz tarif ederseniz sevinirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğrusu hiç dikkat etmedim. Yani kaçıncı sokak, köşesinde ne var söyleyemem. Ama merkezde, meydana giderken denize açılan sokaklardan birinin üzerinde. Zaten denize açılan bir kaç sokak var. Bir de galiba sokakta fotoğrafçı vardı.

      Sil
  2. Harika yerler gezmişsiniz çok ta güzel anlatıyorsunuz. bende gitmiş gibi oldum. Biz bu yıl güneye inmedik.onun için keyifle okudum sağolun.güzel günler dileğiyle.....

    YanıtlaSil
  3. ekim sonu gibi nası olur ki oralar gitmelimi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçen sene 21 Ekim günü denize girdim, mükemmeldi.

      Sil
  4. Merhaba Serdar Bey,blogunuzu bir Ege´li olarak ama maalesef hayatini cok uzaklarda yasamak zorunda kalan bir sanssiz olarak cok severek takip ediyorum.Sadece kücük bir düzeltme yapmami mazur görürseniz eger,bu yazida ki kapari ve hayit bitkilerinin resimleri degismis,ufak bir düzeltme yapayim dedim.Saygilarimla,Ibrahim Yildirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim İbrahim Bey. Özde Ege'li olmayınca böyle hatalar yapılıyor işte. Belki günün birinde siz de asıl yerinize dönersiniz kim bilir? Sağlıklı, mutlu günler dilerim.

      Sil
    2. Gitmiş kadar oldum sayenizde,bu yıl mutlaka bodrum'dan geçecem.

      Sil
  5. Merhabalar;
    Blogunuz çok güzel datça için faylalı bu nedenden dolayı size teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  6. GERÇEKTEN ORALARI ÇOKK SEVEN BİRİ OLARAK OKURKEN ÇOK CANIM ÇEKTİ. NEYSEKİ HAFTAYA ORADAYIM!!!!

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Serdar Hocam, bu cümleyi yüzlerce kez duymuş ve okumuş olduğunuzu biliyorum ama gerçekten yazılarınızı okumak çok keyifli ve bana kendimi Ege'de yaşıyormuşum gibi hissettiriyor ve içim kıpır kıpır oluyor. Blog sayfanızı kısa zaman önce ''Ege'de Yaşamak'' temalı araştırmalar yaparken keşfettim ve ilk yazınızdan itibaren okumaya başladım. Bu yazınızla birlikte 134 yazınızı okumuş oldum. Günümüze gelene kadar tüm yazılarınızı okuyacağım ve bunu gece uyumadan önce yapmak beni çok daha mutlu ediyor. Yatağa huzurla ve garip bir heyecanla giriyorum.
    2014 Eylül ayının ilk haftası boyunca tatil için Datça'daydım ve Fevzi'nin önünden defalarca geçmiş olmama rağmen Rakı-Balık kültürümün olmamasından ve genellikle boş masa olmadığından oturamadım. Blogunuzu keşke o tatil öncesi keşfetmiş olsaydım ne yapar ne eder Fevzi'de oturur bir duble rakı atardım. Açıkçası yazılarınız bende Bodrum'a değil de Datça'ya yerleşme duygusunu çok fazla pekiştiriyor :) Bir gün ne yapıp ne edip en büyük aşkım ve hayalim Ege'ye yerleşeceğim. Sayenizde Rakı,Balık ve Meze üçlüsünü canım hiç olmadığı kadar çekmekte.. Grinin ve betonun başkenti İstanbul'dan sevgiler selamlar.

    YanıtlaSil
  8. serdar bey yazılarınızı okuyorum buyaz datcadayım inş

    YanıtlaSil