21 Ocak 2013 Pazartesi

Bodrum'dan Antalya'ya iş ile karışık gezi


Geçtiğimiz yıl mart ayında iş için Antalya Kemer’e gitmem gerekmişti. Işi bir yandan seyahate, eğlenceye çevirmek için rotamı çizmiş, Bodrum-Antalya yaptıktan sonra bir gece Fethiye bir gece de Datça’da kalıp Bodrum’a dönmüştüm. Doğrusu tadı damağımda kalan bir gezi olmuştu. Bu yıl da bir toplantı için müşteri adayı firma İstanbul ofisimizi mi Antalya merkezimizi mi tercih edersiniz diye sorduğunda hiç düşünmeden Antalya dedim. Çarşamba öğlen saat 14:30’da kurumun Antalya’nın merkezindeki holding binasında randevulaştık. İstanbul’da en sevmediğim şey gitmem gereken toplantılar için randevulaşmak. Bu bende gerginlik yaratırdı. Çünkü bir gün yarım saatte gittiğin yere etesi gün iki saatte varabilirsin. Hiç bir mantıklı açıklamasını da yapamazsın. Ya yağmur yağar böyle olur. Ya bir yerde trafik kazası olur mesela köprü kilitlenir. O yüzden metro veya vapur ile ulaşabildiğim yerler haricindeki randevulara geç kalmamak için erken davranırım. Çoğu kez de erken vardığımdan toplantı saatine kadar abuk subuk yerlerde vakit geçirmek zorunda kalırım. Ama Antalya’daki randevuya Bodrum’dan ulaşabilmem için gereken zamanı bildiğimden gerginliğe gerek kalmadan, zevkli, rahat, sakin bir araba yolculuğu yaptım. Sabah 06:30’da Torba sapağındaki Opet benzin istasyonundan yakıtımı aldığımda yol bilgisayarını sıfırladım. Tam 4 saat 48 dakika araba kullandıktan sonra Lara bölgesinde kalacağım La Boutique otelinin kapısındaki görevliye çantalarımı verdim.

Bodrum Milas havalimanını geçtikten sonra Milas'a doğru yol alırken
Kaldığım La Boutique oteline vardığımda hava açıktı ama bulutlar geliyordu
Gece bastırırken bulutlar da bastırdı
Beni Antalya'ya davet eden firmanın çalıştığı otellerden biri de La Boutique. Otel Lara'da ve falezler üzerinde. Manzarası harika. Dekorasyonu konusuna hiç girmesek diyorum...
Odadan körfez görünüyor
Karanlıkta çıktığım Bodrum-Antalya yolculuğunda Ula’yı geçtikten sonra doğan güneşin ışıklarını seyrederek Sakar geçidinden aşağıya, Gökova Akyaka’ya indim. Bu rampaların manzarası her defasında nefesimi kesiyor. Bu güne kadar kaç defa geçtiğimi hatırlamıyorum. Sadece Bodrum’a yerleştikten sonra dört farklı mevsimde en az 20 kez geçmişimdir. Her mevsimde görüntüsü farklı renklerde ve müthiş olan bu rampalarda en iyi manzara, yazın eşek, kuzu bibloları satılan tezgahın bulunduğu yerden görülür. Kışın tabii satıcı yerinde olmadığından önce orayı kaçırdım, fark edip geri döndüm. Yükselmekte olan güneşin Gökova’yı pastel renklere boyadığı anları izleyip fotoğrafladım. Kış aylarında Ege, Akdeniz coğrafyasında gezinmenin en etkileyici tarafı bu güzellikleri izlerken kimselerin olmaması. Yazın o kalabalık ve hengame halinden eser kalmıyor. İşte o sabah da Sakar’dan aşağıya inerken de arabayı kenara çekip manzarayı tek başıma seyrettim. Bu coğrafyanın en büyük nimetlerinden biri de bu güzellikleri her an yaşabilmek, onları her an yanınızda bulmak.

Ula'dan geçerken güneş doğmaya başlamıştı
Sakar'dan aşağıya inerken... 
...virajı alınca Gökova tüm güzelliğiyle karşınızda belirir.
Gökova'nın bitimi. Aşağıda sağdaki yerleşim Akyaka
Akyaka'dan Marmaris'e doğru giden, artık kullanılmayan okaliptüs ağaçlı yol. Yeni yol hemen sağından geçiyor
Güneş Gökova'yı renklendirirken
Okaliptüs ağaçlı yolun solunda açı yapan dümdüz yol ise Fethiye ve Antalya'ya giden yol

Gökova’ya inince ovayı boylu boyunca geçen ip gibi düz yola vurdum kendimi. Köyceğiz, Dalyan, Dalaman’dan sonra Göçek tünelini geçip, rampalardan Fethiye düzlüğüne inmeye başladım. Fethiye’ye doğru inerken sağda sizi harika manzara karşılar. Babadağı tüm ihtişamıyla körfeze tepeden bakarken irili ufaklı ıssız adaları görürsünüz. Bu manzarayı durup izlemeden geçmek pek mümkün değildir. Ben de durmadan geçemedim. Her etkileyici manzarada durmaya başlayınca toplantıyı kaçıracağımı düşünüp tekrar yola koyulup hızımı artırdım. Fethiye’den geçerken hava güneşli ve 16 dereceydi. Bir sure sonra Toroslar’a tırmanmaya başladım. Az gittim uz gittim dere tepe düz gittim ki Sarıyer’e vardım. Bodrum’dan Antalya’ya giderken Toroslar üzerinde Sarıyer’I görmek matrak oldu. Bu tabelayı fotoğraflayıp tırmanmayı sürdürdüm. Isı -4 dereceye kadar düştü. Bir ara da Torosların geleneksel sisi bastı. Derken toplantı saatinden üç saat önce Antalya’ya vardım, otele yerleştim, falezler üzerindeki odamdan körfezi seyre daldım.

Göçek rampalarında çam ormanları
Göçek'ten Fethiye'ye inerken Babadağı tüm heybetiyle körfeze hakim durumda
Bu muhteşem görüntüye takılıp kalmadan geçip gitmek mümkün değil
Fethiye körfezindeki adalar
Toros'lara tırmanırken

Sisli Toros yolları
Bu seyahatimde 60 saatte 998,7 km yol yapan,  bazen yolun olmadığı derelerden geçen arabam iyi bir sınav verdi. Bu arabayla Bodrum'a taşındığımdan beri 35.000'i Ege coğrafyasında olmak üzere 40.000 km'den fazla yol yaptım. 

Bodrum'dan Antalya'ya giderken Sarıyer'e de uğramamazlık etmedim. Gerçi börekçi ve muhallebici yoktu ama...

Toplantı bittikten sonra otele dönüp biraz dinlendim ve akşam için balık yiyecek mekan aramaya başladım. İki yıl önce yine Antalya merkezinde kalmış, Lara Balık adındaki balıkçıya gitmiştim. Ağustos ayıydı ve sadece terlediğimi, bunalmaktan yemek yiyemediğimi hatırlıyorum. Bu sefer farklı bir yere gideyim istedim ama sorup soruştururken herkes “Antalya balıkçıları senin gibi Bodrum’da yaşayan birini kesmez” dediler. Haksız çıkmadılar. Kuzenim Nilgün’ün önerisini değerlendirip 7Mehmet’e gittim. Burası Antalya’nın en eski lokantalarından biriymiş. Sadece balık değil, et de bulunuyor. Bu bilgiyi içeri girince öğrendimse de artık rezervasyon yapılmıştı. Ben hem et hem balık, hem tavuk yapan yerlerden hazzetmem. Balığı balıkçıda, eti etçide yemek isterim. Çünkü onlar işini daha iyi yapar. Tavuk için de ayrı bir restorana gidilmez zaten. Örnek vermek gerekirse Beyti’de balık verilmesi nasıl abes olursa Kıyı veya Sabahattin’de bonfile verilmesi o kadar tuhaf olur. Ama her şeyi bir arada yapanların benim açımdan en iyisi 7Mehmet çıktı o ayrı. Garson benimle ilgilenmek üzere tembihli olmalı ki özel alaka gördüm. Bodrum’dan geldiğimi öğrenince “Yirmilik rakıyı içebilir misiniz?” sorumu geri alıyorum dedi. Sonra balık ve deniz mahsulü yemek üzere geldiğimi söyledim, o zaman müsade edin yiyeceklerinizi ben seçeyim dedi. Antalya’nın keçi peyniri meşhurdur. Açılışı onunla yaptım. Ben Bodrum’da da yıllardır sabahları üç çeşit peynir yiyorum. Bunların biri keçi peyniridir. Yediğim en iyi keçi peyniriydi diyebilirim. Ardından küçük bir enginar ve çerkez tavuğu yedim. Lakerda sever misiniz sorusuna “iyiyse tabii ki” gibi zorlayıcı bir cevap verdim. Gerçekten gelen lakerda torikten yapılmış, son derece lezzetliydi. Derken avokado üzerinde, mısır ununa bulanıp kızartılmış iri kanal karidesi (veya Mersin karidesi) geldi ki o da benden tam puan aldı. Haydi iyi gidiyoruz derken gelen beybi kalamarlar tam hayal kırıklığı oldu. Son derece lezzetsiz, silgi gibi kalamar beklemiyordum. Hayalim lagos yemekti. Antalya’da iyi yapılır diye duymuştum. Lagos ızgara istedimse de size tava yapalım dediler. Hayatımda hiç lagos tava yemedim, bilmem de. Pek anlam da veremedim doğrusu ama artık madem garsona teslim olmuştum, itiraz etmedim. Keşke etseymişim. Dört küçük parça lagos geldi. Ağır bir zeytinyağına bulanmış ve tava yapılmış. Birincisi tadı yoktu, ikincisi son derece ağır geldi. Yani final iyi olmadı. Hayatımda belki ilk kez balığı bıraktım. Ve yine yemeğin sonuda soda istedim. Eğer balık ağır olmasaydı bir kadeh daha içebilirdim ama gitmedi. Aslında Nilgün bana oranın kabak tatlısının çok acayip bir lezzeti olduğunu, kabakların özel olarak Adapazarı’ndan geldiğini söylemişti. Garson da kabak tatlılarının çok meşhur olduğunu belirtti ama ben hemen hemen hiç tatlı yemem. Yani belki en meşhur lezzetini tadamadan restorandan ayrıldım, otele döndüm.

Bir iki notumu yazmadan geçmiyeyim. Biz Bodrum'da hakikaten deniz mahsulünün, rokanın, domatesin, ne bileyim aklınıza ne gelirse her şeyin tazesini yemeye çok alıştık. Hele benim gibi biraz yemeye meraklıysanız, iyisini bulup alıp evde yapabiliyor ya da dışarıda yiyebiliyorsunuz. O yüzden böyle ukalalık etmekte hafifletici sebeplerimiz var. Öte yandan Bodrum Antalya gibi büyükşehir değil. Dolayısıyla bizim burada meyhaneler çok daha küçük, çok daha samimi. Hangi meyhaneye veya balıkçıya gitsem en azından bir masa tanıdık oluyor. Biz burada meyhanede, restoranda kravatlı, takım elbiseli insan görmüyoruz. Nadir de olsa görüyorsak bilin ki iş için Bodrum'a gelmiş mümessillerdir. Çarşamba günleri miydi neydi unuttum, çeşitli markaların, ilaç firmalarının mümessillerinin gelme günü. O akşam etrafta birkaç kravatlı görürüz. Antalya öyle değil. Lara Balıkçısı da 7Mehmet de bizim Bodrum'da hiç rastlamayacağımız büyüklükte mekanlar. 

Öğle yemeğimi mecburen otelde bir sandviçle geçiştirdim
7Mehmet'te önden gelen keçi peyniri
Şahane bir lakerdaydı... torikten
Avokado üzerinde gelen mısır unuyla kızartılmış iri karides
Silgi tadında beybi kalamar
Bana çok ağır gelen lagos kızartması. Fotoğrafa bakarken bile bünyem soda istiyor 
Biraz orduevini andıran restoran. Biz Bodrum'da küçük, samimi meyhanelere alıştık
Ondokuz saattir uykusuzluğun verdiği rehavetle uykuya daldım. Ta ki sabaha karşı gök gürültüsüyle yatağımdan fırlayana kadar. Şimşek, gök gürültüsü, yağmur üçlüsü Antalya körfezini iyice karıştırırken ben kaldığım yerden uykuya devam etmeye çabaladım. Sabah uyanıp, kahvaltı yapıp Fethiye’ye doğru yola çıkma planım vardı… Gezinin ikinci etabı olan Fethiye bir sonraki yazıya.

Sabah uyandığımda Antalya körfezinin durumu




1 yorum:

  1. merhaba öncelikle blogunuzu keşfettiğime çok sevindim.Buna vesile olan durum ise yakın zamanda iş dolayısıyla bodruma yerleşecek olmam.Sanırım sadece blogunuzu gezerek bile çok şey öğreneceğim bodrumla ilgili.benim için yeni bir yaşam başlıyor bunun streside yok değil ilk olarak bodrumdan bir ev kiralamakla başlayacağım.Bir bodrumlu olarak dilerim size zaman zaman birşeyler sormamda sakınca olmaz.
    sevgiler

    YanıtlaSil