Geçtiğimiz
yıl mart ayında iş için Antalya Kemer’e gitmem gerekmişti. Işi bir yandan
seyahate, eğlenceye çevirmek için rotamı çizmiş, Bodrum-Antalya yaptıktan sonra
bir gece Fethiye bir gece de Datça’da kalıp Bodrum’a dönmüştüm. Doğrusu tadı
damağımda kalan bir gezi olmuştu. Bu yıl da bir toplantı için müşteri adayı firma İstanbul ofisimizi mi Antalya merkezimizi mi tercih
edersiniz diye sorduğunda hiç düşünmeden Antalya dedim. Çarşamba öğlen saat
14:30’da kurumun Antalya’nın merkezindeki holding binasında randevulaştık. İstanbul’da
en sevmediğim şey gitmem gereken toplantılar için randevulaşmak. Bu bende
gerginlik yaratırdı. Çünkü bir gün yarım saatte gittiğin yere etesi gün iki
saatte varabilirsin. Hiç bir mantıklı açıklamasını da yapamazsın. Ya yağmur
yağar böyle olur. Ya bir yerde trafik kazası olur mesela köprü kilitlenir. O
yüzden metro veya vapur ile ulaşabildiğim yerler haricindeki randevulara geç
kalmamak için erken davranırım. Çoğu kez de erken vardığımdan toplantı saatine
kadar abuk subuk yerlerde vakit geçirmek zorunda kalırım. Ama Antalya’daki
randevuya Bodrum’dan ulaşabilmem için gereken zamanı bildiğimden gerginliğe
gerek kalmadan, zevkli, rahat, sakin bir araba yolculuğu yaptım. Sabah 06:30’da
Torba sapağındaki Opet benzin istasyonundan yakıtımı aldığımda yol
bilgisayarını sıfırladım. Tam 4 saat 48 dakika araba kullandıktan sonra Lara
bölgesinde kalacağım La Boutique otelinin kapısındaki görevliye çantalarımı
verdim.
 |
Bodrum Milas havalimanını geçtikten sonra Milas'a doğru yol alırken |
 |
Kaldığım La Boutique oteline vardığımda hava açıktı ama bulutlar geliyordu |
 |
Gece bastırırken bulutlar da bastırdı |
 |
Beni Antalya'ya davet eden firmanın çalıştığı otellerden biri de La Boutique. Otel Lara'da ve falezler üzerinde. Manzarası harika. Dekorasyonu konusuna hiç girmesek diyorum... |
 |
Odadan körfez görünüyor |
Karanlıkta
çıktığım Bodrum-Antalya yolculuğunda Ula’yı geçtikten sonra doğan güneşin
ışıklarını seyrederek Sakar geçidinden aşağıya, Gökova Akyaka’ya indim. Bu
rampaların manzarası her defasında nefesimi kesiyor. Bu güne kadar kaç defa
geçtiğimi hatırlamıyorum. Sadece Bodrum’a yerleştikten sonra dört
farklı mevsimde en az 20 kez geçmişimdir. Her mevsimde görüntüsü farklı renklerde ve müthiş olan bu
rampalarda en iyi manzara, yazın eşek, kuzu bibloları satılan tezgahın
bulunduğu yerden görülür. Kışın tabii satıcı yerinde olmadığından önce orayı kaçırdım, fark edip geri döndüm. Yükselmekte olan güneşin Gökova’yı pastel renklere
boyadığı anları izleyip fotoğrafladım. Kış aylarında Ege, Akdeniz coğrafyasında
gezinmenin en etkileyici tarafı bu güzellikleri izlerken kimselerin olmaması.
Yazın o kalabalık ve hengame halinden eser kalmıyor. İşte o sabah da Sakar’dan aşağıya inerken de
arabayı kenara çekip manzarayı tek başıma seyrettim. Bu coğrafyanın en büyük
nimetlerinden biri de bu güzellikleri her an yaşabilmek, onları her an
yanınızda bulmak.
 |
Ula'dan geçerken güneş doğmaya başlamıştı |
 |
Sakar'dan aşağıya inerken... |
 |
...virajı alınca Gökova tüm güzelliğiyle karşınızda belirir. |
 |
Gökova'nın bitimi. Aşağıda sağdaki yerleşim Akyaka |
 |
Akyaka'dan Marmaris'e doğru giden, artık kullanılmayan okaliptüs ağaçlı yol. Yeni yol hemen sağından geçiyor |
 |
Güneş Gökova'yı renklendirirken |
 |
Okaliptüs ağaçlı yolun solunda açı yapan dümdüz yol ise Fethiye ve Antalya'ya giden yol |

Gökova’ya
inince ovayı boylu boyunca geçen ip gibi düz yola vurdum kendimi. Köyceğiz,
Dalyan, Dalaman’dan sonra Göçek tünelini geçip, rampalardan Fethiye düzlüğüne
inmeye başladım. Fethiye’ye doğru inerken sağda sizi harika manzara karşılar.
Babadağı tüm ihtişamıyla körfeze tepeden bakarken irili ufaklı ıssız adaları
görürsünüz. Bu manzarayı durup izlemeden geçmek pek mümkün değildir. Ben de
durmadan geçemedim. Her etkileyici manzarada durmaya başlayınca toplantıyı
kaçıracağımı düşünüp tekrar yola koyulup hızımı artırdım. Fethiye’den geçerken
hava güneşli ve 16 dereceydi. Bir sure sonra Toroslar’a tırmanmaya başladım. Az
gittim uz gittim dere tepe düz gittim ki Sarıyer’e vardım. Bodrum’dan
Antalya’ya giderken Toroslar üzerinde Sarıyer’I görmek matrak oldu. Bu tabelayı
fotoğraflayıp tırmanmayı sürdürdüm. Isı -4 dereceye kadar düştü. Bir ara da
Torosların geleneksel sisi bastı. Derken toplantı saatinden üç
saat önce Antalya’ya vardım, otele yerleştim, falezler üzerindeki odamdan
körfezi seyre daldım.
 |
Göçek rampalarında çam ormanları |
 |
Göçek'ten Fethiye'ye inerken Babadağı tüm heybetiyle körfeze hakim durumda |
 |
Bu muhteşem görüntüye takılıp kalmadan geçip gitmek mümkün değil |
 |
Fethiye körfezindeki adalar |
 |
Toros'lara tırmanırken |
 |
Sisli Toros yolları |
 |
Bu seyahatimde 60 saatte 998,7 km yol yapan, bazen yolun olmadığı derelerden geçen arabam iyi bir sınav verdi. Bu arabayla Bodrum'a taşındığımdan beri 35.000'i Ege coğrafyasında olmak üzere 40.000 km'den fazla yol yaptım. |
 |
Bodrum'dan Antalya'ya giderken Sarıyer'e de uğramamazlık etmedim. Gerçi börekçi ve muhallebici yoktu ama... |

Toplantı
bittikten sonra otele dönüp biraz dinlendim ve akşam için balık yiyecek mekan
aramaya başladım. İki yıl önce yine Antalya merkezinde kalmış, Lara Balık
adındaki balıkçıya gitmiştim. Ağustos ayıydı ve sadece terlediğimi, bunalmaktan
yemek yiyemediğimi hatırlıyorum. Bu sefer farklı bir yere gideyim istedim ama
sorup soruştururken herkes “Antalya balıkçıları senin gibi Bodrum’da yaşayan
birini kesmez” dediler. Haksız çıkmadılar. Kuzenim Nilgün’ün önerisini
değerlendirip 7Mehmet’e gittim. Burası Antalya’nın en eski lokantalarından
biriymiş. Sadece balık değil, et de bulunuyor. Bu bilgiyi içeri girince
öğrendimse de artık rezervasyon yapılmıştı. Ben hem et hem balık, hem tavuk
yapan yerlerden hazzetmem. Balığı balıkçıda, eti etçide yemek isterim. Çünkü onlar
işini daha iyi yapar. Tavuk için de ayrı bir restorana gidilmez zaten. Örnek
vermek gerekirse Beyti’de balık verilmesi nasıl abes olursa Kıyı veya
Sabahattin’de bonfile verilmesi o kadar tuhaf olur. Ama her şeyi bir arada
yapanların benim açımdan en iyisi 7Mehmet çıktı o ayrı. Garson benimle ilgilenmek üzere
tembihli olmalı ki özel alaka gördüm. Bodrum’dan geldiğimi öğrenince “Yirmilik
rakıyı içebilir misiniz?” sorumu geri alıyorum dedi. Sonra balık ve deniz
mahsulü yemek üzere geldiğimi söyledim, o zaman müsade edin yiyeceklerinizi ben
seçeyim dedi. Antalya’nın keçi peyniri meşhurdur. Açılışı onunla yaptım. Ben
Bodrum’da da yıllardır sabahları üç çeşit peynir yiyorum. Bunların biri keçi
peyniridir. Yediğim en iyi keçi peyniriydi diyebilirim. Ardından küçük bir
enginar ve çerkez tavuğu yedim. Lakerda sever misiniz sorusuna “iyiyse tabii ki”
gibi zorlayıcı bir cevap verdim. Gerçekten gelen lakerda torikten yapılmış, son
derece lezzetliydi. Derken avokado üzerinde, mısır ununa bulanıp kızartılmış iri
kanal karidesi (veya Mersin karidesi) geldi ki o da benden tam puan aldı. Haydi
iyi gidiyoruz derken gelen beybi kalamarlar tam hayal kırıklığı oldu. Son
derece lezzetsiz, silgi gibi kalamar beklemiyordum. Hayalim lagos yemekti.
Antalya’da iyi yapılır diye duymuştum. Lagos ızgara istedimse de size tava
yapalım dediler. Hayatımda hiç lagos tava yemedim, bilmem de. Pek anlam da veremedim
doğrusu ama artık madem garsona teslim olmuştum, itiraz etmedim. Keşke
etseymişim. Dört küçük parça lagos geldi. Ağır bir zeytinyağına bulanmış ve
tava yapılmış. Birincisi tadı yoktu, ikincisi son derece ağır geldi. Yani final
iyi olmadı. Hayatımda belki ilk kez balığı bıraktım. Ve yine yemeğin sonuda
soda istedim. Eğer balık ağır olmasaydı bir kadeh daha içebilirdim ama gitmedi.
Aslında Nilgün bana oranın kabak tatlısının çok acayip bir lezzeti olduğunu,
kabakların özel olarak Adapazarı’ndan geldiğini söylemişti. Garson da kabak
tatlılarının çok meşhur olduğunu belirtti ama ben hemen hemen hiç tatlı yemem.
Yani belki en meşhur lezzetini tadamadan restorandan ayrıldım, otele döndüm.
Bir iki notumu yazmadan geçmiyeyim. Biz Bodrum'da hakikaten deniz mahsulünün, rokanın, domatesin, ne bileyim aklınıza ne gelirse her şeyin tazesini yemeye çok alıştık. Hele benim gibi biraz yemeye meraklıysanız, iyisini bulup alıp evde yapabiliyor ya da dışarıda yiyebiliyorsunuz. O yüzden böyle ukalalık etmekte hafifletici sebeplerimiz var. Öte yandan Bodrum Antalya gibi büyükşehir değil. Dolayısıyla bizim burada meyhaneler çok daha küçük, çok daha samimi. Hangi meyhaneye veya balıkçıya gitsem en azından bir masa tanıdık oluyor. Biz burada meyhanede, restoranda kravatlı, takım elbiseli insan görmüyoruz. Nadir de olsa görüyorsak bilin ki iş için Bodrum'a gelmiş mümessillerdir. Çarşamba günleri miydi neydi unuttum, çeşitli markaların, ilaç firmalarının mümessillerinin gelme günü. O akşam etrafta birkaç kravatlı görürüz. Antalya öyle değil. Lara Balıkçısı da 7Mehmet de bizim Bodrum'da hiç rastlamayacağımız büyüklükte mekanlar.
 |
Öğle yemeğimi mecburen otelde bir sandviçle geçiştirdim |
 |
7Mehmet'te önden gelen keçi peyniri |
 |
Şahane bir lakerdaydı... torikten |
 |
Avokado üzerinde gelen mısır unuyla kızartılmış iri karides |
 |
Silgi tadında beybi kalamar |
 |
Bana çok ağır gelen lagos kızartması. Fotoğrafa bakarken bile bünyem soda istiyor |
 |
Biraz orduevini andıran restoran. Biz Bodrum'da küçük, samimi meyhanelere alıştık |
Ondokuz saattir uykusuzluğun verdiği rehavetle uykuya daldım. Ta ki sabaha
karşı gök gürültüsüyle yatağımdan fırlayana kadar. Şimşek, gök gürültüsü,
yağmur üçlüsü Antalya körfezini iyice karıştırırken ben kaldığım yerden uykuya
devam etmeye çabaladım. Sabah uyanıp, kahvaltı yapıp Fethiye’ye doğru yola
çıkma planım vardı… Gezinin ikinci etabı olan Fethiye bir sonraki yazıya.
 |
Sabah uyandığımda Antalya körfezinin durumu |
merhaba öncelikle blogunuzu keşfettiğime çok sevindim.Buna vesile olan durum ise yakın zamanda iş dolayısıyla bodruma yerleşecek olmam.Sanırım sadece blogunuzu gezerek bile çok şey öğreneceğim bodrumla ilgili.benim için yeni bir yaşam başlıyor bunun streside yok değil ilk olarak bodrumdan bir ev kiralamakla başlayacağım.Bir bodrumlu olarak dilerim size zaman zaman birşeyler sormamda sakınca olmaz.
YanıtlaSilsevgiler