27 Şubat 2013 Çarşamba

Fethiye'den Bodrum'a dönerken Datça durağı


Bodrum-Antalya arasında yaptığım yolu dönerken Fethiye’ye uğramış ama Bodrum’a dönüşümü bir gün uzatmıştım. Geçen hafta Bodrum-Antalya ve Antalya-Fethiye etabını anlatmış, Datça’ya gelirken noktalamıştım. Şimdi bugün Datça bölümünü aktarayım dedim. Ama bir yazıya sığamayacak kadar çok fotoğraf var. Eledim eledim yine de 74 fotoğrafa indirebildim. Bunların tümünü bir yazıya koyarsam o yazının doküman anlamında ağırlığı fazla olacağından açmak zorlaşır. O yüzden Datça bölümünü ikiye ayırayım dedim. Datça’ya vardığımız günü, tepelerde ve sahilde gezindiğimiz bölümünü şimde yayınlıyayım. Akşamında Fevzi’de yediğimiz mezeleri ve Bodrum’a dönüş etabını bir sonraki yazıya bırakayım.

Bu sefer Datça’ya uğramak biraz zahmetli oldu. Çünkü bu kış Bodrum-Datça feribotları çalışmıyor. Rivayet muhtelif. Bir söylentiye gore Datça tarafındaki Körmen Limanı’nda inşaat var ondan deniyor. Bir diğer söylenti iki acente birbirine girdi o yüzden yapılmıyor deniyor. Her ne olduysa oldu, çalışmıyor. Bu da Bodrum’dan Datça’ya 2 saat feribotta ayak uzatarak, kitap dergi okuyarak seyahat etmek yerine 235 km yolu karadan yapmak anlamına geliyor. Bir de dönüşünü düşününce, bir gece için Datça’ya gitmek zor oldu. O yüzden ben de ekim ayından beri gitmemişim mesela. Oysa neredeyse her ay giderdim. Bu durum Datça’nın zaten zayıf olan kış müşterisini bitirmiş. Fevzi çok şikayet etti.

Tepelerde gezinirken en geniş ve bakımlı yol buydu
Datça'nın meşhur kızılderili dağı. Şef uykuya dalmış

Tepeler bu mevsim yemyeşil...
Datça’ya bu mevsimde gitmek istememin ana nedeni baharları açan badem ağaçlarının yarattığı güzelliği yerinde görmek ve fotoğraflamak. Bodrum’a yerleştiğimden beri bademlerin tam açtığı on-onbeş günlük dilime yetişemedim. Ya işlerim çıktı İstanbul’a gittim, ye bir hafta geç kaldım asıl şenliği kaçırdım. Bu yıl İstanbul’dan dostlarla beraber bu işi organize edelim istedim ama bu işler zormuş. Öyle birkaç kişiye hadi gidiyoruz demek kadar kolay değil. Harekete geçip organize olundu ama bu sefer de uçak bileti fiyatları uçtu. Bir de bu işlerde şöyle bir risk var; hava ya fırtınalı, yağmurlu olursa ne olacak? Nitekim biz gezerken hafiften kapayan hava akşama doğru yağmaya başladı. Eğer bir otobüs insan olsaydık sıkıntı yaratırdı. Neyse, bu işler beni aşıyor. Bir dahaki yıl için şimdiden söylüyorum, lütfen not edin; şubat ayının ortasında Datça’da olmanız lazım.

Buralarda yaşamanın en büyük nimeti, buraların kış halini görmek diye söyleyip duruyorum. Yazı ile kışı asla aynı değil ve tabii ki kışı çok daha güzel. Evet deniz yok belki ama güneş var. Bulut da var, yağmur da var, fırtına da var ve hepsi bu coğrafyaya çok yakışıyor. Bu nimetten faydalanmak için ve zaten bende ayrı bir yeri olan Datça’yı gelin gibi süslenmiş görmek için Fethiye’den Bodrum’a dönerken Akyaka’dan sola sapmıştık. Mavi Pide’de öğle yemeğimizi yemiştik. Bunu geçen yazıda anlattım. Datça’ya varır varmaz merkeze, otele inmeden kendimizi tepelere vurduk. Sağolsun geçen yıl Fevzi dostum bana rehberlik etmişti, sayesinde köy yollarını, kullanılmayan yolları öğrenmiştim. Bu bilgimle Knidos’a kadar gittik. Datça’yı ben çıkmaz bir sokağa benzetirim ve sokak Knidos’ta biter. Ve de Güney Ege’nin en uç noktası olan Knidos’taki son yapı da Knidos feneridir. Garip bir duygu olmalı; fenerde oturuyorsun ve orası son nokta. Knidos benim hep çok ilgimi çeken bir tarihi yerleşim. Hakkında biraz okuduktan sonra ilginçliği daha da artıyor. Hele Ege ve Akdeniz’I hepi topu on metrelik bir kara parçasının ayırdığı noktada olmak heyecan veriyor. Datça yarımadasının en dar noktasında –kıstağında- yine böyle bir görüntüye şahit olursunuz. Her geçişimde o noktayı gören hakim bir tepede durur izlerim. Orası da beni çok etkiler doğrusu. Yine durdum, fotoğraf çektim ama onu bir sonraki yazıda göreceksiniz. Çünkü Bodrum’a dönüş yolundayken çektim.

Baharlarını açan badem ağaçlarının süslediği tepeler
Bal ve badem karışımı muhteşem kokular yayıyorlar 




Bu yol da fena değil de balçık olan bölümlerinde dikkatli olmak gerekiyor
Datça tepelerinde, şiddetli yağışın yer yer ağırlaştırıp balçık haline getirdiği toprak dağ yollarında gezintiye başladık. Bu tepelere kesinlikle altı yüksek bir araçla çıkmak gerekiyor. Hele bazı yerlerde dört çekere de ihtiyaç oluyor. Yolun bir tarafının uçurum olması da işin heyecan kısmı. Böyle manzaradan panik olanlar hiç denemesin derim.

Kimseciklerin olmadığı köy yollarında gezinirken camları açtık ve içeriye çam ile karışık badem baharlarının inanılmaz kokusu doldu. İşte böylesi durumlarda buralarda olduğuma bir daha şükrediyorum. Gerçekten nefes kesen manzarada, inanılmaz bir havada ve sadece kuş seslerinin olduğu yerlerde gezinirken, eski hayatımda, TEM yolunda saatlerce trafikte, arabanın içinde egzos kokusuna boğulurkenki halimi hatırlıyorum.


Mesudiye'ye tepeden bakarken...Ortadaki tepenin solu Hayıtbükü, sağı Ovabük











Yaka, Sındı gibi köylerde gezindikten sonra Knidos’a vardık. Orada biraz zaman geçirip bu sefer diğer bir yoldan Palamutbükü’ne indik. Palamut’a inerken sahilden iç kesimlerdeki badem ağaçlarının görüntüsü inanılmazdı. Palamut’u hiç böyle görmemiştim. Gerçekten muhteşemdi. Hava kapalı olduğundan civardan sahile gelenler yoktu, o yüzden de sahilde sadece iki üç kişiye rast geldik. Palamut’tan sonra sahili takip ederek Hayıtbükü’ne girdik. Tabii orada da hiç bir mekan açık değildi. Biraz sahilinde gezinip oranın kendine özgü havasını ciğerlere depo edip artık yavaş yavaş yorulmaya başladığımdan otele döndük. Öyle böyle iki buçuk günde 1000 km yol yapmıştım ve Datça’nın havasındaki oksijen fazlalığı da eklenince uyku bastırdı. 

Hızırşah taraflarında, kilise kalıntısının bahçesinde müslüman mezarları. Kimse kilise bahçesinde müslüman mezarı olur mu dememiş. Buna hoşgörü diyoruz. 

Knidos'a gelirken


Son yapı Knidos feneri




Palamutbükü sahilinin iç kısımları
Palamutbükü
Palamutbükü sahili... hiç kimse yok


Simi'ye güneş vurunca



Otele dönüp bir iki saat uyuduktan sonra yolculuğun en keyifli, lezzetli bölümüne geldik. Onbeş gün öncesinden Fevzi’yi arayıp geleceğimizi bildirmiştim. Çünkü Fevzi kışın açık olmuyor, böyle önceden haberleşirsek masayı kuruyoruz. Neler yedik diye soracak olursanız, cevabı kanıtlarıyla birlikte bir sonraki yazıya.


1 yorum:

  1. Fotoğraflar çok güzel,elinize sağlık.
    Bloğunuz iş yerini biraz daha çekilir kılan faktörlerden biri.
    Baharı hissettirdiniz,anımsattınız.
    Teşekkür ederim.
    Duygu.

    YanıtlaSil