12 Mayıs 2014 Pazartesi

Datça'ya iki gece için gidilir mi? Gidilir.

Bundan tam bir ay önce yine Datça’daydım. O seyahatimi yazdığım yazıda “Datça ile aramda, gittikçe artan sevgiye dayalı bir ilişki var. İki ay görmezsem özlüyorum.” demiştim. Bu sefer iki ayı da bekleyemedim. Yaz tam gelmeden, ortalık kalabalıklaşmadan yine gitmek istedim. Belli yerlere gide gele oralarda dostlarım olmaya başladı. Datça’da da öyle. Onları da görmek istiyor, özlüyorum. İşte bu kısa Datça gezisinin nedenlerinden biri de budur.

Geçtiğimiz hafta sonu hava biraz netameliydi. Yağdı yağacak havası olunca Cumartesi sabahı erkenden kalkmadım. Havanın durumuna göre son anda karar veririm dedim. Bizim Bodrum’un havası hiç belli olmaz. Gerçekten de çok ani değişiklikler yaşanabiliyor. Türkbükü’nü sel alırken Bodrum’a damla düşmediğini, pırıl pırıl olduğunu bilirim. Bodrum ile Marmaris’in de havaları hiç benzemez mesela. Orası sık yağış alır, Marmaris’e yağarken Bodrum’da denize girersiniz. Datça ile havamız biraz daha benzeşiyor. Ara sıra kafamı Datça tarafına çevirip bulutların durumuna baktım ve akşamüzeri yola çıktım. Datça’ya kadar hiç yağmur yemeden gittim. Bodrum ile Datça arası 235 km’dir. Yani Bodrum’un merkezinde sıfırlarsanız Datça’nın merkezinde 235 km biterken varırsınız. Bu da ikibuçuk saatlik yolculuk demektir. Ama yol da yoldur hani. Dünyanın en güzel coğrafyalarından birinde ikibuçuk saat hemen geçiveriyor. Her geçişimde aynı heyecanla seyrediyorum Ege’mi. Gökova’ya inişin, Marmaris yolunun, Datça’ya gelmeden Ege’yi sağıma Akdeniz’i soluma alarak tırmandığım rampaların nefes kesen manzaralarına kayıtsız kalmak mümkün değil. Her geçişimde buralarda yaşayabildiğim için şükrediyorum. Bunu yapabildiğim için de kendime bir aferin biçiyorum.

En sevdiğim kareler, seyahat öncesi çantaları yüklerkenki an
Kocadağ başına bulutları takmış beni karşıladı
Her geçişimde durduğum nokta. Ege ile Akdeniz'i bir arada görebildiğin yerler sadece Datça'da var.
Datça’ya gitmemin bir nedeni dostlar demiştim. Dostlar deyince her gidişimde akşamları karşılıklı kadeh kaldırıp saatlerce sohbet ettiğim Fevzi’yi bu bloğu takip edenler iyi tanıyor artık. Ege’nin başka hiç bir yerinde bulamayacağınız Ege otlarıyla, deniz mahsulleriyle yaptığı enfes mezelere rakı, rakıya da sohbet eşlik edince masada saatlerin nasıl geçtiğini anlamak mümkün değil. Bu gidişimde arkadaşım Serap’ı da çok görmek istiyordum. Serap’ı Bodrum’dan tanıyorum. Ama aslında yedi yıldır Datça’da yaşıyor. “Köyüm” dediği Datça’ya vurgun, koca yürekli Serap tam bir gönül kadınıdır. Evinde kalmam için ısrar ettiyse de ben birinin evinde kalınca rahatsızlık veririm diye sıkılıyorum. Otelde kalacağım diye mesaj geçmiştim ama Serap nasıl olsa beni ikna eder diye bana oda hazırlamış, yola çıkmış beni bekliyormuş ki ben bu durumu bilmediğimden, Serap’ı görmeden önünden geçip otele yerleştim. Aradığımda seni bekliyorum dedi çok utandım. Datça’ya vardığımda saat altıbuçuktu. Serap’a gidip birer kadeh içtikten sonra buluşma yerimiz Fevzi’ye gittik. O gece ne kadar yedik içtik bilmiyorum ama masadan kalktığımda saat üçtü. O kadar güzel sohbet vardı ki, saati fark etmem mümkün değildi zaten. Fevzi iki yeni meze denemiş onları tattık. Biri sübyeli şevketi bostan. Diğeri patlıcan içine peynir ve damakta nefis tat bırakan birşeyler daha eklemiş, onları halka halka yapmış, kızartmış. Ama diğer malzemeleri yazmayacağım, siz gidip yerinde deneyin. Gittiğinizde Serdar Benli’nin bloğunda meraklandırmasını yaptığı patlıcanlı mezeden istiyoruz dersiniz. Bana da bir kadeh kaldırırsınız artık.

Fevzi ve Serap ile
Fevzi selfisi
Fevzi dükkanı harıl harıl sezona hazırlıyor
Ayıklanmayı bekleyen otlardan
Bizim ekip


Sübyeli şevketi bostan. Şevketi bostanın ekşimsi tadıyla sübye çok iyi anlaşmışlar

Giriş için şöyle karışık bir şeyler yaptı Fevzi.
Bu yaz bunlar bitecek arkadaşlar
Şevketi bostan ve sübyeyi yan yana görünce acaba bundan meze mi olacak demiştim, olmuş
Fevzi'nin çalışma ortamından
Cumartesi akşamını uzun sohbetle geç saatte sonlandırdım ama ertesi gün öğrendim ki Fevzi ile Serap benden sonra bir saat daha tek teklere devam etmişler. Ertesi sabah hava pırıl pırıldı ve sözleştiğimiz gibi Knidos’a gitmek üzere çay bahçesinde buluştuk. Serap sabah “neredesin” diye sorduğunda oturduğum yerin adını okumak için eğilip baktım “sendeyim” dedim. Serap çay bahçesi Datça’nın içinde sahilde, şahane bir çay bahçesidir.

Knidos’a doğru yola çıktık ama Knidos’a gitmeden önce Fevzi benim Datça’da henüz görmediğim yerlere götürmeyi teklif etti. Heyecanla evet dedim tabii. Ege’de bilmediğim yeni yerler görmenin hazzı başka bir şey. Cumalı köyüne girip oradan toprak ve oldukça bozuk bir yola sapıp Murdala koyuna indik. Murdala Datça’nın Ege tarafında, Bodrum’a bakan bir koy. Yol boyu gördüğüm yeşilliklerin tonlarını buraya koyduğum fotoğraflar yeterince yansıtmıyor. Çok etkileyiciydi. Datça zaten yeşil bir yarımadadır, ama bu kadar yeşili bir arada görmemiştim. Murdala’ya aklı evvelin biri site yapmış, evler öyle mahzun mahzun duruyor. Muhtemelen satılmayacak, kaderine terk edilecek. Elektrik yok. Jeneratör var diye tahmin ediyorum. Bakkal, market hak getire. Ekmek almak için gideceğiniz en yakın yer Cumalı köyü. Ama yolu fotoğraflardan görüyorsunuz. Bu yol her gün gidilmez. Neyse, bunlar site sahibinin derdi, ben geziye devam edeyim. Murdala Bodrum’a bakıyor demiştim ya, bizim oradan atılanlar bu koya geliyormuş. Hiç hoş değil tabii. Sanki ben atmışım gibi utandım, sahile vuran pet şişeleri görünce. Arada Yunanca etiketli şişeler de gözümden kaçmadı. Kos’takilere buradan duyururum. Sahilde kamp yapan bir grup genç vardı, arabadan inince Serap ve Fevzi birine ooo n’aber dediler. Datça küçük yer, herkes birbirini tanıyor. Yani gizli iş çevirmek için yarımadanın ucunda, kuş uçmaz kervan geçmez yere çadır kurarsanız bilin ki bir tanıdık çıkabilir. Biraz sahilde oyalanıp Knidos’a gitmek üzere yola devam ettik.


Datça'da sabah
Knidos'a gitmek üzereyken
Şuna bir kaşık atmadım ya ona yanıyorum.
Cumalı köyü
Kilometrelerce bu yoldan inerek Murdala'ya vardık

Murdala yolunun yeşilliği başka türlüydü
Murdala koyu. Karşısı Bodrum


Fevzi ayak üstü bir sürü ot buldu tabii


Çiçekler...
Knidos beni çok etkiliyor. Her gidişimde farklı bir yanını keşfediyorum. Hep derim; Datça bir çıkmaz sokaktır, Knidos da onun sonudur. Fakat bu sefer bambaşka bir duygu ile doldu içim. Knidos fenerine tırmandık. Bilmeyenler için söyliyeyim; kırkbeş dakika falan tırmanıyorsunuz. Benim gibi Bodrum’un düz rotalarında yürüyüş yapan biri için zorlu bir etap oldu. Fevzi kışın boş kaldığında dağ tepe gezer. Ot toplar, yeni yerler keşfeder. Antrenmanlı yani. Serap’tan umudum vardı, o da benim gibi zorlanır sandım. İçimizde en cevval o çıktı, keçi gibi tırmandı. Bana da yapacak bir şey kalmadı, başladım tırmanmaya. Tırmandıkça manzara büyülemeye başladı. Bir ara Serap “geldik sayılır” dediğinde içimi bir umut kaplamıştı ki Fevzi “sen öyle san” dediğinde çöktüm. Ama artık yarıya kadar tırmanmışım dönmek yok dedim, yürek ağızda baldırlara kuvvet deyip fenere vardık. Vardım ve bir an kalakaldım. Çok garip bir duyguydu. Dünyanın ucundasın sanki. Bundan sonrası yok. Sağın Ege, solun Akdeniz. Tam önündeki uçurumdan aşağıya baktığında iki denizin buluştuğu yeri görüyorsun. O fenerde nasıl bir hayat yaşandı acaba diye düşünürken Fevzi anlattı. Şimdi artık elektronik sistem olduğundan fenerci yok tabii ama eski fenerci kırk yılı aşkın bir süre orada görev yapmış. Çocukları orada doğup büyümüş. Ne hayatlar var...


Knidos'a gitmek üzere Murdala'dan ayrılırken manzara

Burası Bağlarözü ve imara açılıyor. Marina yapılacak, oteller dolacak. Son kez bakayım dedim
Knidos limanı

Henüz gelen balıklar
Knidos feneri tırmanışımıza başlarken

Yavaş yavaş tırmanırken manzaramız. Yelkenlilerin olduğu deniz Akdeniz, önümüz ise Ege
Yolun yarısında
Ve fenerin solunda bir kapı var. Öyle boşlukta duruyor. Kapıyı açıp cennete gidebilirsiniz gibi hissediyorsunuz. Ya da aklınızdan, yüreğinizden ne geçiyorsa o kapının ardındaymış duygusuna kapılıyorsunuz. İşte mucize kapısı diyorsunuz. Onun fotoğrafını çekerken şunu düşündüm; şu an zaten cennetteyim, Knidos cennetin ta kendisi olmalı. Bu kadar güzellik bir arada başka nerede olabilir ki? Sonra dedim ki o kapının ardında aslında yine burası var. Ben varım. Dostlarım var. Sevdiklerim, seveceklerim var. Kendimi çok iyi hissettim orada.


Bu kapının ardında ne olduğu size bağlı


Karşıda Kos'un arkası. Bodrum'dan hep ön tarafını görmeye alıştık

Bir de Knidos selfisi olsun dedik
Serap tarihe not düştü
Fenerde büyülenmiş gibi çevreyi seyrettikten sonra inişe geçtik. Bir yarım saat de o sürdü galiba. İndiğimde yorulmuş olmam gerekiyordu ama hiç öyle hissetmiyordum. Anlaşılmaz bir enerji doldu içim. Arabaya atlayıp bu sefer güneşin son demlerini yakalamak için Palamutbükü’ne geçtik. Palamutbükü hayranlığım malum. Bir masaya oturduk, garsona soğuk bira ve taze taze yapmasını söyleyerek patlıcan, biber, patates kızartması istedik. Nasıl iyi geldi anlatamam. Palamutbükünde bir saat kadar kaldıktan sonra akşam tezgahını kurmak üzere Fevzi’ye yollandık yine. Bir gece öncesinin uzun masa sohbetinin üstüne Knidos fenerine tırmanma, açık hava falan hafif ağırlık çöktürdü. Fazla yiyip içmeden erken kalkarız diye oturduk masaya. Ve tabii sohbet, neşe, bol kahkaha derken saat üçe doğru kendimi kokoreççide buldum. Fevzi geldi diye hemen bir yerlerden rakı buldurdular, hadi birer tek hop mop derken saat dört oluverdi.


Fevzi ile dağlara çıkınca yeni yeni otlar öğreniyorum. Bunun ismi şahane; bodur Mahmut otu



Palamutbükü

Palamut Simi'ye bakar
Gecenin bir yarısı kendimizi kokoreççide bulduk



Bugün de onikiye doğru Bodrum’a dönmek üzere yola çıktım. Araba artık yolu bildiği için uyuya uyuya Bodrum’a vardım. Yolda Serap’ı aradığımda sen neredesin dedi uykulu bir sesle. Muğla’da deyince a-a gittin mi dedi. Valla işler olmasa daha kalırdım Serap. Bunu şimdi buradan söylüyorum çünkü aradığımda kendine gelememiştin ne dediğimi duyacak halin yoktu :)


Murdala'da topladığımız kekileri sabah arabada bulunca çok sevindim çünkü arabanın içi mis gibi kokuyordu
Sabah Gökova da uyuyordu
Datça’ya git gide daha sık gider olmamın bana iyi geldiğini hissediyorum. Oranın enerjisi başka. Bodrumlu hayatıma anlam katıyor. Sevdiğim insanların sayısı artıyor, bu da bir insan için ne büyük kazanç. Geçen akşam Fevzi’de masada konuştuğumuz gibi; Bizler İstanbul’daki hayatımızdan, alışkanlıklarımızdan, bazı kazanımlarımızdan vaz geçip buralara geldik. Bunun karşılığında bizim gibi yaşayan, hayata öyle bakan gülen dostlar kazandık. Hayatı başka biçimde kazandık yani. Burada yaşayanlarla masa başında yiyip içerken onun için kahkaha eksik olmuyor. En çok buna şükrediyorum. Bu tadımızın bozulmaması için yaşamalıyız.

Bir gün buralara yolunuz düşerse ve buralarda yaşamaya başlarsanız zaman geçtikçe ne dediğimi yaşayarak siz de göreceksiniz.


Serap’ın “köyünde”, Fevzi’nin ve Serap’ın misafirperverliği, sohbetleri, neşeleri, kahkahaları ile şahane bir Pazar günü yaşadım. Hayatımda bana tarlada çiçek toplayıp veren sevdiklerimin olması çok iyi bir şey.


Serap topladığın deniz çiçekleri...
... bahçedeki masamda. Teşekkür ederim.


19 yorum:

  1. Serdarcığım bu güne kadar nedendir bilmem boğazımı düğümleyen ilk yazın bu… Diğerleri ? Onları da severek imrenerek okudum… Ama nedendir bilmem bu yazı içime oturdu, yoksa Knidos Fenerindeki kapı mı bunu hissettirdi bilmiyorum :)

    YanıtlaSil
  2. Knidos Fenerindeki kapı bir klip çekeminden kalmış olabilir mi?Hiç yabancı gelmedi de..Bursa Deniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olabilir, ben de kapıyı ilk kez gördüm, bilgim yok.

      Sil
  3. Ama çok güzel yazmışsınız... Ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
  4. Hocam yine soluksuz okuduğum bir datça yazısı emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  5. O kapı beni de bitirdi. Açıp geçmek lazım..

    YanıtlaSil
  6. Serdar Abi Merhaba, Bodrumlu hayat yazılarınızı keşfettikten sonra bakmadan okumadan geçemiyorum
    hatta birkaç arkadaşımla paylaştım şu anda sizin sıkı takipçiniz gerçekten mükemmel, okadar mutlu oluyorum ki okuyunca sanki oralara ben gitmişim yaşamışım gibi geliyor okadar samimi ve doğal
    bu güzel gezilerin ve anıların devamının kesilmemesi tek dileğim, sağlıcakla kalın dik kalın :))
    Orhan Burhan Turhan (karanlık oda)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burhan senden haber almak ne güzel. Demek beraber geziyoruz...

      Sil
  7. Ne güzel bir yazı, ne muhteşem fotoğraflar! Kapıdan etkilenmeyen yok sanırım, yazınız ile birleşince aklıma Yüzüklerin Efendisi'ndeki üzerinde "speak friend and enter" yazan kapı geldi. Siz de bu kapının şifresini çözmüşsünüz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç Yüzüklerin Efendisi izlemedim ama galiba herkes bir şekilde şifre çözüyor. Teşekkür ederim.

      Sil
  8. Merhaba serdar bey, yazınız benı de çok etkiledi, eger izniniz olursa facebook fan of datça ( https://www.facebook.com/fanofdatca?ref=hl )sayfasında paylaşmak isterim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Orhan Bey, tabii paylaşabilirsiniz. Teşekkür ederim.

      Sil
  9. Knidos fenerin deki kapı bana da çok enteresan geldi , sanki kapıyı açıp denize atlanılacak gibi bir his veriyor.Yazılarınızı okuyup size kulak verdim 2 hafta sonra Bodrum ve Datça tatili yapacağım....

    YanıtlaSil
  10. Serdar Bey,merhaba.Blogunuzun tamamindan cok etkilenen ve o cografyayi cok iyi bilen biri olarak yazilarinizi ve paylasimlarinizi cok begeniyorum.BIr Ege´li olarak hayatimi suan maalesef Avrupa´da gecirdigim icin kendime bir kez daha cok kiziyorum.Bu fikre özellikle sizin yazilarinizdan sonra daha da cok katiliyorum,ellerinize saglik.Bence Türkiye´de ki en mühtis konuma sahip antik kent Knidos´tur,bilmem siz de katilirmisiniz? Ibrahim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Kesinlikle sizinle aynı fikirdeyim. Knidos'a her gidişimde başka türlü etkileniyorum.

      Sil
  11. Temmuz itibariyle baslayacagim ege turu alacatidan baslayip bodrum, datca, fethiye icin cok guzel bir yazi olmus istanbul gurultu, karmasinda bu fotolar bile ic acmaya oralarda yasamaya heveslendiriyor insani. datcaya ugrayipta fevzi beyin mezelerini mutlaka tadicam

    YanıtlaSil