31 Temmuz 2014 Perşembe

Bodrum'dan şeker bayramı notları

Bayramlar yaza denk gelirken benim de Bodrumlu hayatım başladı. İlk bir iki yıl yaz sonuna gelen bayramlarda Bodrum çok kalabalık olmuyordu. Ama sonra önce Ağustos, derken Temmuz ayına denk gelince ortalık karıştı. İki yaz önceki bayramda -o zaman henüz yazları Yalıkavak’ta geçiriyordum- arife gününden başlayan konvoyu görünce son bir umut olarak Faralya’daki Beyaz Yunus’u aramış ve şansımız yaver gitmiş yer bulmuştuk da derhal Bodrum’dan kaçmıştık. Biz Bodrum’dan çıkarken karşı yönden işgal kuvvetleri gibi akın akın gelen araçları görünce ne kadar doğru bir karar verdiğimizi anlamıştık. Düşünsenize, Yalıkavak’ta Sait’te boş masa, iskemle kalmamış insanlar bir sehpa ile tabure verin razıyız kıvamına gelmiş diye anlattılardı. Aynı günlerde biz Beyaz Yunus’un koca arazisinde sadece 15 kişi görüyorduk.

Konvoy
Bu bayram Bodrum’da kalmaya karar verdim. Son dönemde her ayın üç hafta sonunu Datça, Fethiye, Urla, Kıbrıs, İstanbul gibi seyahatlerle geçirmiş biraz evde oturmak istemiştim. Bayram tatili de dokuz güne çıkmadığı için bir ölçüde makul kalabalık olur diye düşünmüştüm. Hem de biraz bahçenin tadını çıkarayım istemiştim. Hani hiç bir şey yapmadan, yatay seyir halinde bir tatil fena olmazdı. Ayrıca geçen yıllarda sözünü ettiğim Faralya’daki tesis el değiştirmiş, odalara çok lazımmış gibi jakuzi filan yapılmış, bizim taze sebze yediğimiz bostana daha büyük havuz yapmışlar... yani tadı kaçmış. Tabii benim için tadı kaçmış, bir çok insan için ‘vauuvv yıkılıyor’ denecek hal almıştır o başka. Zaten bir çok konuda sorun da buradan çıkıyor ya. Ben buralara kaçıp hayatımı sadeleştirmeye çalıştıkça birileri gelip benim hayatıma müdahale ediyor. Paranın yarattığı problemlerden, çevreye verdiği zarardan kaçış yok. Bir süre kaçıyorsunuz, sonra orası da paraya teslim oluyor. Mesela balıkçılarıyla bilinen köy kıvamında taşındığım ve yaşamaktan mutlu olduğum Yalıkavak’tan, marina adı altında AVM yapılınca, paralı görgüsüzler gelmeye başlayınca kaçmam gibi. Yanlış bir izlenim vermek istemem, para sahibi görgüsüzdür demek istemiyorum. Buralara gelenler parayı son yıllarda gören, görgüsüz tayfa, bunu anlatmak istiyorum.

Bayramdan önceki cuma günü sabah yüzerken İstanbul'dan arkadaşım Didem ile toslaştım
Pazar günü Hasan Motel'deydik. Nükhet ile biralarken...
Bayramda iki sabah erkenden yine ofisin altındaki Giritli Teyze'den denize girdim. Tatilciler uyanmadan...
Cuma akşamı girdiğim evden pazar öğlen çıktım. İyi bir dinlenme oldu
Begonvilleri budadım falan...
Evin verandasında yatay seyir halleri
Bayram sabahı kalkar kalkmaz gördüğüm...
Ekmeksiz hayatımda beşinci ayı bitirdim
Cuma pazarında köylülerden aldığım yumurta, tulum peyniri ve bahçeden topladığım kekik ile yumurta...
iPad ve okuduğum kitabı bahçede yanımdaki doğal sehpaya koyunca bir an zaman kaymasını fark ettim. Taş 2400 yıl önceye ait.
Giritli Teyze'nin de gölge ve serinlik yapan iki kocaman okaliptüs ağacı var
Dün Bodrum yine çok güzeldi
Cumartesi akşamı bahçede geçirdiğim sakin bir akşamdı
Bahçeye ektiğimiz domatesleri toplamaya başladım
Herneyse, bayramda başımıza ne gelecekse gelsin Bodrum’dan ayrılmayacağım dedim ve bayramı karşıladık. Cumartesi günü Bodrum’a gelen araç konvoyunu görmeniz lazımdı. Trafik Torba’dan sonra Yalıkavak-Ortakent sapağına kadar milim milim ilerliyordu. Köprü traiğini hatırladım. Kışın üç veya beş dakika, yazın onbeş dakika süren etabı kırkbeş dakikada alınca bayram boyunca arabayı eve bırakmaya, merkezden dışarı adım atmamaya karar verdim. Gümüşlük’te, Yalıkavak’ta İstanbul’dan tatile gelen arkadaşlarım vardı ve hiç biriyle görüşemedim. Merkezden ayrılmayı gözüm yemedi. Ancak buraya, yani merkeze gelenlerle görüşebildim.

Bayramın ilk günü tabii ki anne ziyareti yapıldı. Kardeşim Sena ile annemin Turgutreis'teki evindeyken
Kuzen Hakan Atala da bayramda annesi için -yani halam için- Akyarlar'daydı. İlk akşam aile yemeği yapıldı
Arife akşamı Gemibaşı'nda kuzenimin oğlu Mert ve eşi Burcu ve de Nükhet, Aytül, Havva ile beraberdik
Akyarlar
Biliyorsunuz bizim burada bir çetemiz var. Benim “çete” dediğim sıkı dostlarımdan söz ediyorum. Yaz kış burada yaşayan ve buraya başka yerlerden göçüp gelenleriz. Ağırlığımız İstanbul göçmeni. Burada 20 yılını bitiren olduğu gibi henüz bir yılını tamamlamayan da var. Ama zaten bir bölümümüz İstanbul’dan tanışıyoruz. Benim arkadaşımın arkadaşı da buraya yerleşiyor ve hop ortak bir çok tanıdık çıkıyor falan. Her zaman dediğim gibi, Bodrum’un kışını yaşamayan Bodrum’un tadına varmamış demektir. Kışı çok farklıdır ve yaz ile ilgisi yoktur. Hele bayram haliyle uzaktan yakından bağlantı kuramazsınız. Ve kışın biz bize kaldığımız dönem bu sıkı dostluklar daha da sıkılaşıyor. Çünkü yazın dağılabiliyoruz. Gelenimiz gidenimiz oluyor. İstanbul’dan ya da başka şehirlerden gelen dostlarımızla ilgilenmemiz gerekebiliyor. Ama eylül ayının yarısı geçti mi yine birbirimizi daha sık görmeye başlıyoruz. Kış bastı mı da zaten bizden başka pek kimse kalmıyor. Yani benim en sevdiğim dönem başlıyor.

Bu sıkı dostlukları kurmak zor gelmiyor insana. Eğer insanlarla iletişim kurmada sorununuz yoksa tabii. Nedenine gelince; buraya yerleşenlerin hayata bakışlarında bir çok ortak nokta var. Bu ortak noktalar bizi birbirimize yakınlaştırıyor. Hayatın anlamını aynı perspektiften değerlendirdikçe benzer frekansları tutturmak zor değil. Bu konuda daha uzun yazacağımdan şimdilik kısa geçiyorum. Bir genelleme yapmam gerekirse, hayatı daha basit yaşamak, stresten uzak durmak, bizi yoran insanlardan, işlerden, konulardan uzaklaşmak hatta ilişkiyi kesmek. Daha yalın yaşamak. İnsana, çevreye, doğaya.. kısaca hayata daha özenli yaklaşmak dersem yanılmam herhalde. Buna uyum sağlayamayan da oluyor ve kendiliğinden eleniyor. Bu hasletlere sahip olmayanlar kısa bir süre sonra açığa çıkıyor. Belki geçmişteki tezgahtarlığımdan kalma, belki hocalık dönemimde çok genç, meslek yaşantımda ise çok beyaz yakalı tanımaktan geliyor olsa gerek, insanları daha kolay değerlendirebildiğimi, verdiğim notların genellikle isabetli olduğunu düşünürdüm. Ancak burada yaşamaya başladıktan sonra biraz saflaştığımı görüyorum. Hadi naiflik diyeyim. Arada hadi canım yok artık dediğim yanılgılara düştüğüm oluyor. Buraya yerleşenler olarak bizim çete elemanlarının en önemli ortak noktası buraya gelirken egolarımızı yanımızda getirmemiş olmamız. Bir nedenle geçenlerde bu konuya değinmiştim. Yine o noktaya geldim. Burada kimin ne olduğunun bizim için önemi yok. Yani mesela soyadının hükmü yok. Veya geçmişte ya da halen meşhurmuş, değilmiş umurumuzda değil. Bize, diğer insanlara, garsona, esnafa nasıl hitap ettiği, nasıl davrandığına bakıyoruz. Kimsenin egosunun hükmü yok demeye getiriyorum. Kimsenin kendini önemli görmesinden hoşlanmıyorum. Bırak o önemi sana biz verelim. Sana değeri insanlar biçsin. O yüzden buraya yerleşmeye karar vermek ciddi bir kişisel dönüşüm istiyor. Bunu yapmayanlar yok mu? Var tabii. Buraya yerleşenlerin hepsi bizim çete gibi değil. Kendi küçük egolarıyla küçük dünyalarını yaşıyorlar. Bunlarla karşılaştığımda konuyu hiç uzatmıyorum. Bir daha da görüşmüyorum. İlk geldiğimde İstanbul alışkanlığıyla –yani temelde nezaketten değil- katlanıyordum. Çünkü İstanbul’da katlandığım çok insan vardı. Burada kimseye katlanmıyorum. Bu da bana çok iyi geliyor. Burada görüştüklerim gerçekten beraber olmak istediğim için beraber olduğum insanlar. Böyle olunca hayat çok güzel. Dostluğun anlamı da başka.

Salı akşamı Ahmet'in doğum günüydü. Çetenin elliler kulübü üyesi Ahmet 51'i bitirdi... Zazu'daydık.
Fiona, Hakan, Çisem, Simten, Nükhet, Cenk, ben, Selçuk ve Ahmet...

Ahmet, Seda, Havva ve Simten
Ahmet ve Havva


Ahmet ve Seycan ile
Havva ile
Seda bayramla gelen sürpriz oldu...
Simten ve Selçuk
Havva ile
Nereden geldik bu konuya? Bayramın ikince günü benim ofisin altındaki Giritli Teyze’de beyaz yakalı bir istanbullu olduğu her halinden belli otuzları süren biri garsonu çağırdı ve elindeki telefonu, garsonun yüzüne bakmadan ‘şunu şarja koyar mısın?’ diyerek verdi. Bu tiplere artık tahammülüm yok. İstanbul’da çok sık karşılaştığım ve tahammül ettiğim bu tarz insanlar o kadar hayatımdan çıkmışlar ki, arada görünce sinirleniyorum. Hani bana  yapmış falan da değil ama o garsonlar bizim arkadaşımız. Bütün kış burada beraberiz. Hizmet aldığı insanları küçümseyenlerin büyük bölümü iş hayatında üstündekiler tarafından aynı şeye maruz kalıyor olmalılar. İnsanları maaşıyla, birikimiyle değerlendirenlerin bir gün aynı tavırla karşılaşacak olmaları kesin. Bu da işin başka tarafı.

Konu nereden nereye geldi ama blog sohbeti de biraz böyle bir şey değil mi? Şunu yazacağım diye başlıyorum sonunda başka yerden çıkıyorum.

Gemibaşı üstü New-Old... Nükhet ile
New-Old
New-Old'da çok eğlendiren dj Mustafa Yeşildağlı
Bizim çetenin temel insanları bayramda buradaydı. İlk bir iki gün misafirler, aile yemekleri derken çok bir araya gelemedik ama buluşma mekanımız Zazu’da kısa da olsa birbirimizi gördük. Dün akşam kadim dost Ahmet’in doğum günü için Zazu’daydık. Bugünü de pazar günleri gittiğimiz Yalıçiftlik’teki Hasan’ın motelinde geçirdik. Orası tam bizim için. Bir kere Türkbükü, Yalıkavak gibi sözüm ona sosyetenin geldiği bölgede değil. Tam tersine, köy. Bildiğiniz köy içinden geçilerek gidiliyor. İkincisi, ‘beach’ değil. Kapıda Ferrari beklemiyor. Yakası kalkık polo tişört giyenler yok. Çakıl taşlı sahili olan ama şahane de denizi olan bir yer işte. Hani her yıl gelen müdavimleri olan motellerden biri. Hiç iddialı mutfağı yok ama belki yarımadanın en iyi patates kızartmasını burası yapıyor. Anne patatesi dediğimiz tür. Sıcak sıcak kızarttığı biber, kabak ve patlıcanların üstüne sarımsaklı yoğurt ve domates sosla getirdiği tabakları bitirmemiz iki dakika sürmüyor. Ilgın ağacının altındaki şezlonglara konuşlanıyoruz. Sonra yavaş yavaş acıkan set üstündeki masaya geçiyor. Tabii o da ılgın altında. Doğal gölge ve serinlik yapan bu ağaçlar bir nimet. Derken biralar, rakılar açılıyor. Ben gündüz içki içmem, en fazla bir veya iki şişe birayla altı saati geçiriyorum. Ama sohbet, mavra içkiyi aratmıyor. Zaten çete elemanları rakıyla kafayı bulmaya başlayınca onlarla yapılan gırgır için içmeme gerek yok, böylesi daha iyi. Derken denize girip sıfırlayıp tekrar masaya dönmeler, arada uyuklamalar filan, ortalık hep hareketli oluyor. Ne güzel ki bulunduğumuz yerden kahkaha hiç eksik olmuyor. Şakalar, takılmalar... derken gün batımına doğru ben eve dönüyorum. Çete bazen güneş battıktan sonra denize girip öyle kalkıyor. Bugün Çarşamba ama öyle bir Pazar taklidi yaptı ki bana şu anda hala Pazar gibi geliyor. Çünkü Pazar ritüelimizi bugün yaptık.

Bugün Hasan Motel'deki masamızdan. Selçuk, oğlu Ali, Hakan Girgin, Hilal, Cenk kadraja girenler
Hakan ve Nükhet
Masaya Fiona dahil olmuş. En başta da Kadri oturuyor

Hasan Motel'i bayağı benimsedik. Ev düzeni kuruyor gibiyiz.
Pazar gününden. Aytül ve Nükhet



Kupez...
Ilgın altındayız
Anne patatesi
Yolluk rakıların üstüne yolluk bir şişe nane likörü devirdiler
Konuşlandığımız stratejik ağaç altı
Sonuç olarak; Bodrum’da dün bir kere çarşıya indim da aşırı kalabalığı yaşadım. Onun dışında bir günümü hiç evden çıkmadan geçirdim. Diğer günler de en fazla Gemibaşı'nın köşesine kadar gittim. Ha bir gece de eğlenceyi uzatıp Adamik ve New-Old yaptık ama Adamik’e girmemizle çıkmamız bir oldu çünkü ayakta duracak yer yoktu.

Trafikle ilk gün ve bugün dışında işim olmadı. Kalabalığı hissettim ama bana rahatsızlık vermedi, çünkü aralarına katılmadan geçtim gittim.

Yeni insanlar tanıdım. Bayramın sürprizi de bu oldu. Ya da hediyesi demek daha mı anlamlı olur? Hayat bize hediye vermeyi sürdürüyor da onu anlamak ve almak için de bizim hazır olmamız gerekiyor aslında. Genellikle de ıskaladığımız bu işte.


Sizin bayramınız nasıl geçti bilmiyorum. Biz burada tatlı tatlı yaşadık işte. Nice bayramlara! Hep birlikte, neşeyle, sağlıkla, bereketli zamanlar geçirelim...


11 yorum:

  1. Benim hayalim tam da bu anlattıklarınızla öylesine örtüşüyor ki; kim bilir bakarsınız çeteye dahil olurum bir gün, hem de yakınlarda bir zamanda diye umut ederek :)
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. Serdar Bey herşeye rağmen dostlarınızla yine güzelliştirmişsiniz bayramı. Valla ne yalan söylim gıptayla okudum paylaşılarınızı.Gün gelir Bodrum'a yerleşmek bize de kısmet olursa çetenize
    katılmaya aday adayı olduğumu şimdiden ilan ediyorum, beni de yazın bir kenara. Bu bahane ile geçen bayramınızı kutluyor, sevgiyle, sağılıkla dostçakalın diyorum.. :)

    YanıtlaSil
  3. Tatilciler Bodruma akın etti haberlerini görünce direk siz gelmiştiniz aklıma şehirden, insan kalabalığından uzak durmayı tercih ettiğiniz için açıkcası merak etmiştim ne düşündüğünüzü ,yaptığınız bu yazıyla öğrenmiş oldum teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  4. Söylediğiniz gibi hayata aynı perspektiften baktığında frekansların tutması, dost edinmek çok zor olmuyor. Ben henüz aynı açıdan baktığım bir kişi ile tanışmadım;) merakla bekliyorum. Artık kendimi anlatmakta yoruyor, anlaşılamıyorum. Bende bıraktım artık kendim ekip biçip yol kenarında tezgah açtım satıyorum. Ofis hayatına son diyeli 4 ay oluyor ve ben gerçekten çok mutluyum. Yolunuz düşerse yatağana beklerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz Bodrum'da kalabalığız, denk gelme ihtimali daha yüksek tabii :)
      Yatağan'dan Fethiye, Datça taraflatına giderken geçiyorum. Bu gezilerim de daha çok eylülden sonra oluyor, bir geçişimde size uğramak isterim. Ofis hayatınızın bitişini tebrik ederim...

      Sil
    2. merhaba Datça'dan Gül, ben 2 senedir Datça'nın Temmuz ve Ağustos'ta ne kadar çekilmez olduğunu birebir yaşıyorum, allahtan denize 50 mt. mesafem olduğundan şanslıyım, ama Orcey, Mare, My Marina Select otellerinin karşısında olduğumdan, gerek park yeri açısından bir nebze olsun rahat oluşumuz, gerekse merkeze 5 dk.lık yürüyüş mesafesinde kalmamız biraz hafifletiyor bu problemi...

      Müstakil evde yaşamak gerçekten ayrıcalık, bahçe zaten en güzel rahatlama alanı, birkaç dost yetiyor da artıyor, zaten frekansların uyduğuyla kaynaşmak 1 saniye, gerisi ya gelir ya da hiç önemli değil...

      Tüm bunlara sebep gönül zenginliği, aynen yazdığınız gibi gerisi,ego, burada bizler gibi yaşamak isteyenlerin vazgeçtiği ama vazgeçemeyenlerin de hemen fark edildiği anlamında.

      Bazen bu kadar reklam yapmanızın yanlış olduğu duygusuna kapılıyorum, her zaman yazdıklarınızı geç de olsa okuyorum ama çok gereksiz kalabalıkların bir sözcükle kendilerini kaptırmalarını da fark ederek üzülüyorum, yanlış anlama olmasın sizin pozitif bakışınız ve insaniyetiniz tartışılmaz, karşı taraf beni bu duygulara sürüklüyor.

      Bu sene Datça'yı terk eden pekçok kişi oldu, nedenlerini araştırdığımızda hep aynı sonuç görülüyor, tercih edilen yerde sadece yaz ayları değil, en az bir-iki kış geçirilmeli...aslında yaşadıkça kış aylarının ne kadar muhteşem olduğuna inanamıyor insan...

      Her şeye rağmen tabii ki şansımızın farkındayız ve buna hep şükrediyoruz....Sevgiyle kalın.

      Sil
  5. Tadını çıkartıyorsunuz Bodrum'un.Tebrik ediyorum sizi.Fotoğraflar çok iç açıcı.Takip etmeye devam edicem.

    YanıtlaSil
  6. Yurt disindan gelicem oglum onyedi yasinda bodrumda tatil yapmak istiyor,, arkadslariyla birlikte onlara uygun bodrumun neresinden ev kiralayabilirim on gunluk;;;hulya,,

    YanıtlaSil
  7. Eğlence aradıklarını tahmin ediyorum. Bodrum merkezinde (Kumbahçe, Bardakçı gibi) yer bulabilirseniz iyi olur.

    YanıtlaSil
  8. Serdar Bey,bayram kalabalığından sizin bloğunuzdaki tavsiyeleri dinleyerek kaçmays çalıştık.Giritli teyze,Hasan usta'nın yeri gibi...Memnun kaldık.Giritli teyze'de bir merhabalaşmak da güzeldi.Gerçi kafanızı biraz şişirmekti amacım ama sizin gitmenize denk geldîk.Daha sonra görüşmeyi ümit etmekle beraber annenizin yaşadığı rahatsızlık,sizi rahatsız etmememizi gösterdi.Umarım şu an daha iyidir.
    Ahhh Serdar Bey,neler konuşmak istiyordum;evin cephesi nasıl olsun,yaz-kış kalacağım evin konumu nerede olsun?v.s.
    Merkezde kalmak istiyorum.Yazılarınız biraz ürküttü.O nedenle ev satın almaktan ziyade eşyalı bir ev tutup sevdiğim Bodrum'u denemeye karar verdim.Bir sene öylece yaşayayım diyorum.Olmadı bir sene daha deneyeyim diyorum.Sanırım bu denemeler kararımı çabuklsştırır.Bodrum'u seviyorum ve evimde gibi hissediyorum.Nefes alışım daha farklı.Bu nasıl bir delilik anlayamıyorum.O ara sokaklarda dolaşırken ki beni bilemiyorum anlayabilir misiniz?Sanırım anlarsınız.Yol gösteriyorsunuz.Teşekkür ederim.Kış yaklaştıkça size sorularım artacak.Yönlendîrîn,sevdiğim belde de hayal kırıklığı yaşamayayım.Hayalim gerçekleşsin.Benimle betaber bir çok hayal gerçekleşmiş olacak.
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  9. Bodrum hala çok güzel
    Ve keşfedilmeyen güzel yerleri var

    YanıtlaSil