Bodrum'da bayram sonrası
Bayram tatilinde perşembe ve cumayı köprü yapanlar da gidince bayram resmen bitti. Bizbize kaldık. Şimdi artık nisan ayına kadar "bizbize" mevsimi.
Bayram biter bitmez pazar günü itibariyle hava bozdu, karayel sert esmeye başladı, iki gün boyunca yağmur yağdı. Buraları bilmeyenler eğer şu günlerde Bodrum'daysalar havanın en az bir ay açmayacağını düşünmüşlerdir. Oysa Bodrum böyle bir yer işte, şiddetli yağıyor, esiyor, gürlüyor ve iki üç gün sonra hiç birşey olmamış gibi açıyor. Ve bugün hava açtı.
Önümüzdeki beş günlük meteoroloji raporuna göre hava açık ve ısı ortalama 17 derece civarında olacak. Yani sabah bisiklet ve akşam yürüyüşleri yapılabilecek. Haftasonu Bodrum Belediyesi'nin Gümbet'teki yüzme havuzuna gidip bakacağım. Kış sezonu için kayıtlar açıldıysa yüzmeye başlamak istiyorum. Ne yürümek ne bisiklet yüzmenin yerini tutmuyor.
Aşağıda haftasonu henüz yağmur yağmadan önce Bodrum'dan Akyarlar'a giderken manzarası çok iyi olan tepede durup çektiğim görüntüleri igörebilirsiniz. Buranın manzarası her mevsim ayrı. Fotoğrafta önce Bağla, Yahşi, Ortakent ve ileride Bitez ile Bodrum'un İçmeler bölümü görünüyor. Cumartesi sabahı da kahvaltı sonrası bahçede çektiğim küçük video var. O saatlerde İstanbul'da havanın epey bozmuştu, yağmur vardı.
Bu bayram hava yapabileceği her türlü iyiliği yaptı, Bodrum gelenlere iyi davrandı. Sabahları hafif puslu, öğlenleri pırıl pırıl, geceleri de yarım da olsa mehtaplı geçti. Artık kasım ayında olduğumuzdan geceler serinlemeye başladı. Ama buna rağmen öğlenleri rahatlıkla güneşlenildi ve denize girildi. Ben bile salı günü Delmar’ın önünde güneşlenip denize girdim. Ben bile dedim çünkü -ukalalık değil, gerçek- her istediğinde deniz önünde olunca ilk taşındığım yıllardaki gibi buldumcuk halim geçti.
Bayram biter bitmez pazar günü itibariyle hava bozdu, karayel sert esmeye başladı, iki gün boyunca yağmur yağdı. Buraları bilmeyenler eğer şu günlerde Bodrum'daysalar havanın en az bir ay açmayacağını düşünmüşlerdir. Oysa Bodrum böyle bir yer işte, şiddetli yağıyor, esiyor, gürlüyor ve iki üç gün sonra hiç birşey olmamış gibi açıyor. Ve bugün hava açtı.
Önümüzdeki beş günlük meteoroloji raporuna göre hava açık ve ısı ortalama 17 derece civarında olacak. Yani sabah bisiklet ve akşam yürüyüşleri yapılabilecek. Haftasonu Bodrum Belediyesi'nin Gümbet'teki yüzme havuzuna gidip bakacağım. Kış sezonu için kayıtlar açıldıysa yüzmeye başlamak istiyorum. Ne yürümek ne bisiklet yüzmenin yerini tutmuyor.
Aşağıda haftasonu henüz yağmur yağmadan önce Bodrum'dan Akyarlar'a giderken manzarası çok iyi olan tepede durup çektiğim görüntüleri igörebilirsiniz. Buranın manzarası her mevsim ayrı. Fotoğrafta önce Bağla, Yahşi, Ortakent ve ileride Bitez ile Bodrum'un İçmeler bölümü görünüyor. Cumartesi sabahı da kahvaltı sonrası bahçede çektiğim küçük video var. O saatlerde İstanbul'da havanın epey bozmuştu, yağmur vardı.
![]() |
Cumartesi günü Bodrum sahili |
![]() |
Bağla-Akyarlar yolundan manzara |
Bu bayram hava yapabileceği her türlü iyiliği yaptı, Bodrum gelenlere iyi davrandı. Sabahları hafif puslu, öğlenleri pırıl pırıl, geceleri de yarım da olsa mehtaplı geçti. Artık kasım ayında olduğumuzdan geceler serinlemeye başladı. Ama buna rağmen öğlenleri rahatlıkla güneşlenildi ve denize girildi. Ben bile salı günü Delmar’ın önünde güneşlenip denize girdim. Ben bile dedim çünkü -ukalalık değil, gerçek- her istediğinde deniz önünde olunca ilk taşındığım yıllardaki gibi buldumcuk halim geçti.
Bayramın üçüncü günü denize girenler oldu. Ben dahil... |
Bu
bayram da her bayram olduğu türlü çeşitli insan Bodrum’daydı. Gelenleri
gözlemleyip türlere ayırdım. Eğlenceli bir iş. Sizinle de paylaşayım.
Birinci
grup; Bodrum’un koylarında yazlığı olan, orta direk, orta üstü yaştakiler.
Bu
grup her uzun bayramda olduğu gibi gelenler içinde en yoğun kesimdi. Bu
gruptakiler genellikle kendi arabalarıyla gelmeyi tercih ederler. Çünkü hem
yolların uzmanı olmuşlardır, hem bilirler ki Bodrum’da arabasız hiçbir şey
yapılmaz. Arabasızsanız, yaşadığınız beldede kalmaya mahkümsunuz. Hele mevsim
itibariyle Bodrum’a gidip gelen minibüs sefer sayısı azaltılmışken. Bilinler
bilir, Bodrum’da taksi ücretleri araba kiralamadan fazladır. Örneğin Bodrum
Yalıkavak arası 18 km’dir. Gidiş geliş için 120 TL’yı gözden çıkarmalısınız. Bu
mevsimde 59 TL’ye İstanbul’dan uçak ile gelmişken bu parayı vermek ne demeye
gelir siz söyleyin. Oysa yerel, küçük oto kiralama firmalarından günlüğü 60
TL’ye araba kiralayabilirsiniz.
Yalıkavak'ta belediyenin işlettiği kafede güneşle ısınıp çay içenler |
![]() |
Akyarlar sahilinde yazlıkçıların toplandığı plaj |
![]() |
Sahilde gün batımına doğru |
![]() |
Ortakent sahilinde gün batımı |
![]() |
Ortakent'te gökyüzü pembeleşirken |
Yalıkavak sahilinde öğle yemeği hazırlığı yapan balık restoranları |
Bu
ekiptekilerin çoğu daha dönmedi, koylardaki evlerindeler. Muhtemelen pazar
akşamı dönmüş olurlar. Gelen misafirleri varsa, onlar dün döndüler.
Ikinci
grup; Türkbükü’nde yazlığı olan paralı kesim
Bu
grup gündüz ya evlerinin havuzunda ya daha kapanmamış Türkbükü plajlarında
–pardon beach demeliydim- henüz rengi tam açılmamış tenlerini yakmakla meşgul
olurlar. Bazı akşamlar Bodrum’a inerler. Allahtan bizim balıkçı çarşısını pek
bilmiyorlar. Bilseler oranın ortamı enteresan gelir de bir dadanırlarsa bizim
fiyatlar uçar. Bu ekip adambaşı 150 TL vermeden iyi yemek yediğine
inanmadığından, bayram nedeniyle fiyatları daha da yukarı çeken, marina civarı
balıkçıları tercih eder. Oraların neresi olduğunu bulmanız zor değil. Kapıdaki
siyah ciplerden ve yola yayılan puro kokusundan anlarsınız.
Bu
ekibin tercih ettiği bir yer de bizim marina tarafındaki Tango et restoranı.
Benim kırmızı etle pek aram yok onun için bunca yıldır içeri girmedim. Girmeme
nedenlerimden biri de gelen tipler. Tam bu tarif ettiğim insanlar. Yani yıllarca
İstanbul’da, orada, burada rastladığım tür. Burada mümkün olduğunca onlardan
uzakta yaşıyorum. Yazın bazen Yalıkavak Sait’te aynı ortamı paylaşıyorsak da
senede birkaç gün bünyeyi bozmuyor. İşte geçen gece Tango’nun önünden yürürken bütün
kadınların sarı saçlı olduğu, erkeklerin puro içtiği İstanbul’dan gelen o tipler
yemek yiyorlardı. Gayet nezih bir ortam efendim… mumlar, meşaleler. Hafif hafif
latin çalıyor. Şen kahkahalar ama asla bağırarak konuşmak yok tabii. Herşey
kararında. Ha sonra ne oldu onu da söyleyeyim. Biz gece Mahmut Kaptan’ın
meyhanesinden eve yürürken Tango’dan Fatih Ürek’in “hadi hadi” şarkısı bangır
bangır çalıyor, millet göbek atıyordu. Gömlek bir tarafta, elde şarap kadehi ve
puro ile kıvıran erkekler de bir tuhaf oluyor. E bizde “kalite” doğuştan değil
de parayla elde edilince iğreti oluyor ve ilk oynak havada boya dökülüveriyor.
Aşağıdaki videoda bayramda bir akşam gittiğimiz Mahmut Kaptan'ı, bu mevsimde bile sahilde öten cırcır böceğini ve yukarıda sözünü ettiğim Tango'daki durumu görebilirsiniz.
Aşağıdaki videoda bayramda bir akşam gittiğimiz Mahmut Kaptan'ı, bu mevsimde bile sahilde öten cırcır böceğini ve yukarıda sözünü ettiğim Tango'daki durumu görebilirsiniz.
Üçüncü
grup; tatil için Bodrum otellerini seçenler
Bunlar
da kendi aralarında ikiye ayrılıyor. Daha önce gelenlerle, ilk kez gelenler.
Nereden anlıyoruz? Giysilerden. Daha önce gelenler gece serinliğini bilip ona göre
giyinenler. İlk kez gelenler ise Bodrum ile güneşin ayrılmaz ikili olduğunu
düşünüp bayrama şort ve tişörtle gelenler. Geldiklerinin ertesi günü ilk işleri
birer kazak almaktır. Genellikle ekip olarak gelirler. En az üç dört
çifttirler. Sevgili, nişanlı veya yeni evli olurlar. Akşamları meyhanelerde
görürüz. Uzun masa yaparlar. Bodrum’da rakı içilir deyip rakının dibini
bulurlar. Ikinci şişe açılınca “biz Heybeli’de” söylenmeye başlar. Final
“Çökertme’den çıktım da Halil’im” ile biter.İçkiye çok alışık olmayıp havaya
girenler daha çok genç kızlardır ve yanındaki erkeklere yaslanıp sürüklenerek
dışarı çıkarlar. O hale gelmelerinin sebebi, masada içilen alkolün etkisinin,
oturduğun yerde anlaşılmaması. Bulundukları meyhanede biraz oynak birşey
çalarsa hemen ayağa kalkarlar, eller tam havaya kalkmışken baş dönmeye başlar
ve mide de ayağa kalkar. Sarı benizle mekandan ayrılırlar. Ertesi günü
haşlanmış patates ile geçirirler.
Ekipte
daha once gelenler gelmeyenlere hava atarlar. Mesela birkaç yıl önce geldikleri
mekana girdiklerinde garsona veya patrona çok samimi davranırlar. Arada “kış
nasıl geçiyor?” gibisinden sanki aralarında özel bir sohbet varmış,
birbirlerini tanırlarmış gibi muhabbet açarlar. “Bize her zamanki gibi bir fava
ver bakalım” derler. Böylelerine çok rastladım. Garsona veya dükkan sahibine
kim bunlar diye sorduğumda “ne bilem tanımıyom gari” cevabını alırım. Bu
gibiler arkadaşlarına da hava atmak için “eskiden bu dükkanın yerinde çantacı
vardı” gibisinden sallarlar. Kim nereden bilecek di mi?
![]() |
Evin verandasında bayramı genel olarak yatay pozisyonda geçirdiğim kanape |
Tabii
daha başka türler de var. Ben daha çok rastladığım türleri gözleyebildiğim için
onları yazdım. Mesela gündüz uyuyup gece çıkan zombiler var ki onlarla
rastlaşamıyoruz.
Şaka
bir yana herkes başka bir cins ve herkesin Bodrum’u başka. Bodrum herkese hitap
edebilecek şeyleri barındırıyor. Tarih mi? Arkeoloji mi? Yemek, içmek mi? Deniz,
güneş mi? Yatçılık mi? Gece partilemeleri, eğlence mi? Hepsi var. Onun için dört
mevsim yaşıyor. Haftaya yarışlar var. Yine nereden baksanız bin kişi gelir.
Şubat ayında da böyle oluyor. Onun için Bodrum ile Çeşme-Alaçatı kıyaslaması
çok anlamsız. Şu saatte gidin, Alaçatı sahilinde kimseyi göremezsiniz. Ama
şimdi ben birazdan yürüyüşe çıkacağım, sahilde insanlar yürüyüş yapıyor olacak.
Sonra Zazu’da bir kahve içeceğim. Bakarsınız oradan Mahmut Kaptan’a geçer,
Atatürk’ün hatırasına beyaz leblebi rakı yaparım.
Bodrum'da bayram- gözlemlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
YanıtlaSilnot: yorumlardaki kelime doğrulamayı kaldırırsanız yorum yazmak daha keyifli olacak:))
Kelime doğrulama neden var bilmiyorum doğrusu. Araştırayım. Ben yazarken yapmadığı için farkında değilim.
YanıtlaSil