Bodrum’a
yerleşmeyi düşünmek çoğu insanın aklına sıklıkla gelir ama ciddi olarak gündeme
gelmesi o kadar sık olmaz. Akla gelme nedenlerinin başında gelense bir sabah
uyandığınızda artık o şehirde yaşamaktan yorulduğunuzu hissetmektir. Gri hava
günlerdir tepenizdedir, güneş bir daha hiç çıkmayacakmışçasına kaybolmuştur. İş
hayatınız tatsızdır. Her sabah o köprü trafiği, veya metro çekilmez olmuştur.
Yine o servise mi bineceğim, yine o ofise girmek için dakikalarca asık yüzlü
insanlarla asansör mü bekliyeceğim? Kimse mutlu değil. Mutsuzluklarını
bulaştırıyorlar. Akşam olunca da ne yapıyoruz zaten? Bira ve TV. Arada halimiz
olursa bir sinema. Bazen de bir restoran veya meyhane. Belki arkadaşlarla
evlerde buluşup biraz kafa dağıtmaca… işte o kafa dağıtılan arkadaş meclislerinin
uzun haftasonu gecelerinden birinde bu konu gündeme gelir. Hafta sonunun
rehavetine alkol de eklenince insana da bir cesaret gelir. “Neyi bekliyoruz ki” sorusu
beynin içinde saklandığı kıvrımdan kafayı kaldırmıştır. Sonra içilen her
kadehle proje geliştirilir… sabah olur. Proje bir daha gündeme gelene kadar
beynin kıvrımlarındaki yuvasına döner.
 |
Kasım ayında bir pazar günü |
 |
Yazlıkçıların gittiği sonbahar döneminde Bodrum'da akşam yürüyüşündeyken çektiğim bir fotoğraf |
 |
Aralık ayında sokaklar arasında gezinirken |
Bu
anlattığıma benzer durumları yaşamadım diyen var mı? Bu blogu okuyan ve şu an
İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde yaşayanların hemen hemen tamamına yakınının
buna benzer şeyler yaşadığını tahmin etmek zor değil. Yoksa şu an bu blog
yerine başka şey okuyor olurdunuz. Benim burada yaptıklarım, ettiklerim,
gördüklerim, yaşadıklarım yani kısaca Bodrum’lu bir hayat ilginizi çekiyor
olmalı ki okumaktasınız.
O
zaman buraya gelmeyi düşünenlerle yaşadıklarımı paylaşmaya devam edeyim. Daha
once benzeri konularda yazdıklarımı okumamış olanlar vardır diye buraya ilk
yazının linkini alıyorum; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/03/bodruma-yerlesmek-icin.html
Arşiv bölümünde bu yazıdan sonraki tarihlere bakarsanız içlerinde yine
“Bodrum’a yerleşmek” konulu yazılar var.
Doğup
büyüdüğünüz veya yerleşip hayat kurduğunuz şehri bırakıp başka yere göçmek
kolay değil. Hem düşünsel anlamda hem hayat planı anlamında iyi çalışmış olmak
gerekli. Bodrum’da bir anda kafası atıp şehrini bırakıp gelen var ama onların
yaşadığı hayat bize uymaz. Çok ince elediğinizde, çok ihtiyatlı yaklaştığınızda
da bir türlü yerinizden oynayamazsınız. Ortada buluşmak lazım. Hem o olsun, hem
bu olsun, hem şu da olsun denilince bazen hiçbiri olamayabiliyor.
Şunu
sorgulamak bence iyi bir başlangıç; ben şu an yaşadığım hayattan mutlu muyum?
Cevabı ararken samimi olmak gerek. Eğer mutsuzsanız bunun nedenlerini iyi
saptamalı. Mutsuzluğun ne kadarı çevresel meseleler, ne kadarı aile, ev, iş
hayatından kaynaklanıyor. Yani daha iyi bir iş ve maaş olsa bir çok şey
değişecekse o zaman Bodrum’a gelmek sizin sorununuzu çözmeyecektir. Iş hayatınızın
tatsızlığı üzerine ailevi sıkıntı da varsa o zaman insan kurtuluşun ortamı terk
etmekte olduğu yanılıgısına düşebilir. Onun için dediğim gibi sıkıntıların
kaynağını iyi analiz edip, kendinize dürüst davranıp öyle bir karar aşamasına
gelmenizi öneririm.
 |
Yine bir aralık günü Yalıkavak sahili |
 |
Bodrum kimliği... teknede öğle rakısı |
 |
Yalıkavak'ta akşam çökerken |
Bodrum’da
ne iş yapılır konusunu daha önce de yazmıştım. Onun için burada tekrar etmek
istemiyorum. Ama bir iki notu yazmakta sakınca yok. Mutlaka ama mutlaka önceden
gelip gidip araştırma yapmanız şart. Bodrum ticaret odası kayıtlarına bakın, iş
rehberlerini inceleyin. Ne tür iş grupları var, neler yapılıyor bunları
inceleyin. Oraya gidelim bir kafe açarım ufak ufak başlarım diyenlerin hepsi
hüsrana uğruyor. Çevre edinmeden, buraları tanımadan limon bile satamazsınız.
Onun için hayal kurmamalı. Eğer İstanbul’da ya da başka şehirde belli bir
adreste olmadan bir laptopla işinizi heryerden yapabiliyorsanız Bodrum’dan da
yaparsınız.
Bir
iş yapmadan zaten gelmeyeceğinizi düşünürüm ama yine de iyi araştırmanız
gerektiğini söylemek istedim.
 |
Şansım yaver gitmiş, eski, gerçek bir Bodrum taş evi bulmuştum. O zaman İstanbul ve Yalıkavak arasında yaşıyordum ve evi bir yıl aradım
Diyelim
ki araştırdınız veya bağlantılarınız var, iş kısmı hallolacak gibi geliyor. O
zaman gerekecek şey cesaret. Insane yıllar geçtikçe konformist oluyor, kök
salıyor, harekete geçmekte zorlanıyor. Kendince bahaneler üretiyor. Ne bileyim,
işte ormana gidiyorum yürüyorum diyor. Boğaza iniyorum balık rakı yapıyorum
diyor. Tabii ki bunları yapacaksınız. Yapamıyorsanız zaten çoktan bitmiş
olmalısınız… Ama bir zaman sonra bunlar yetmiyor.
|
Bodrum’a
gelirken İstanbul’u yanınızda getirmemelisiniz. (Burada İstanbul bir kod.
Ankara da olabilir). Bodrum’a yerleşmek demek hayat biçiminizi değiştiriyorsunuz
demektir. Daha doğrusu böyle olmalı. Daha yalın bir hayatı seçmeli kendinizi
buna hazırlamalısınız. Yirmi gömlek on pantalonlu hayatınız varsa o İstanbul’da
kalmalı. Burada daha doğal bir hayat yaşayacaksınız. Sebze ve meyvanın en
tazesini gidip pazardan alacaksınız. Ben İstanbul’da yaşarken, ofisimden cuma
öğlen saatlerinde çıkıp alışveriş mi yapıyordum? Ama burada işe ara verip, hava
iyiyse bisikletime atlayıp, yağmurluysa arabama binip sırt çantama sebze, meyva
doldurup eve dönüyorum. Her hafta bunu yapıyorum. Yeni hayatımda bunu yapmak
istediğim için böyle yaşıyorum. Yardımcıma siparişleri verip markete göndermek
İstanbul hayatımdaydı, o hayatı bitirdim.
Doğum
günlerim veya kız arkadaşımın bu konudaki eli açıklığı olmasa hala İstanbul’dan
gelirken getirdiğim giysilerle yaşıyor olabilirdim.



Bu
konu daha çok laf kaldırır. Ara sıra yine üzerinde konuşuruz. Ama temel bir
mesele var ki bu önemli. Eğer hayatınızı değiştirmeyi düşünmüyorsanız Bodrum’a
gelmeyin. İstanbul’u kafanızdan atamayacaksanız da gelmeyin derim. Çünkü bunu
beceremeyenler o zaman burada küçük İstanbul yaratmaya çabalıyorlar. Onlara da
bize de yazık. Ha bir de konumuz dışı bir tür var. Onlar biraz İstanbul biraz
Bodrum’da yaşıyorlar. Bunlar da ikiye ayrılıyor. Emekli olanlar ve çok varlıklı
olanlar. Emekli olanlar çocuklarını, torunlarını özlüyorlar onun için
İstanbul’a gidip birkaç ay kalıyorlar. Diğer kesim ise burada İstanbul’da nasıl
yaşıyorsa ona yakın bir hayat sürüyor. Yazın Türkbükü’ndeler. Kışın belli başlı
gittikleri birkaç mekan var. Onlar buradayken o mekanlara gitmemeye özen
gösteriyorum. Çünkü çok can sıkıcılar. Benim puro/siyah cip diye bir şablonla tanımladığım tipler
onlar işte.
Bodrum’a
Cevat Şakir sürgün gelmiş, bizler vurgun geliyoruz. Öyle olmalı…
Yazılarınızı her okuduğumda, paylaştığınız fotoğraflara her baktığımda aynı heyecanı yaşıyorum. Satırlar arasında dolaşırken evet, işte bu, tam da bizim düşündüklerimiz vs. gibi tepkiler veriyorum her seferinde:)
YanıtlaSilTeşekkürler.
Yalnız şöyle bir durum var, İstanbul veya Ankara'da Bodrum'daki maneviyatsızlık yok.Orada çocuklarımızı maneviyatla yetiştirmek,kötülüklerden uzak tutmak imkansız.İçkinin sular gibi aktığı bir şehirde,mini ege kasabası hayalleri taaa uzaklarda kaybolup, yok oluyor ne yazık ki.
YanıtlaSil18 yıl önce Bodrum böcüğü ısırdı beni de ve Serdar Bey şu fikrinize kesinlikle katılıyorum ki; İstanbul(yada neresiyse) hayatını kendisiyle birlikte buraya taşımak isteyen gelmesin, bu dokuyla özdeşleşebileceğini deneyerek gören gelsin yerleşsin.
YanıtlaSilBodrum'a bu şekilde gelirseniz o zaman o bahsettiğiniz maneviyatsızlıklar kendiliğinden kalkıyor. Burada çocuk yetiştirmek elbette zor ama nerede daha kolay ki? İçkinin sular gibi aktığı yerler, zaten çocuklarımızın gitmesinin uygun olmayacağı yerler, bu sadece Bodrum'a özgü birşey değil.
Bodrum, sadece Bodrum için gelmeyenleri zaten birkaç sene içinde safra gibi atar kendinden, endişelenmeye gerek yok.
selamlarımla,
Bodrum'da da, diğer tüm yerleşim yerlerinde olduğu gibi belli bir hayat tarzı ön planda. Burası dünya nimetlerini hayatın odağına alan görüşteki insanların yaşadığı bir yer. Bir başka görüş öbür dünya üzerine odaklanabilir. O görüşte olan insanlar da başka yerlerde daha yoğun yaşarlar. İstanbul'da Asmalımescit veya Bebek ile Fatih Çarşamba veya Sultanbeyli bölgesi aynı mıdır? Yukarıdaki yorumu gönderen değerli Mine U. için şunu söyliyebilirim, çocuk yetiştirmek her yerde zor. İstanbul'da daha zor, daha karışık bir yerleşim. Tabii aile önemli. Nerede yaşadığınızı bilmiyorum, eğer çevrenizde hiç içki içilen yer yoksa, o zaman oralar sizin dünya görüşünüz için daha güvenli. Çevrede içki içilmesi size rahatsızlık veriyorsa o zaman haklısınız, burası size göre değil. Zaten yazıda bunu vurgulamak istemiştim. Bodrum herkese göre değil. Aynen Fatih Çarşamba'nın veya Bebek'in herkese göre olmaması gibi.
YanıtlaSil18 sene önce,Bodrum'daki dayımın kızının düğününde,henüz 13-15'inde olan kızkardeşi kadehleri peşisıra yuvarlamıştı arkadaş grubuyla.Uzun yıllardır tatillerde gidiyorum Bodrum'a,çocuklarımın iç huzurunun yok olmasını asla istemem.Fatih'i sevmem,Bebek,Nişantaşı taraflarını tercih ederim.Aile her ne kadar tetikleyici unsur olsa da, çevre her şeyi değiştiriyor.Bodrum'daki liseli gençler sizce haberdar mı "bizim dünya görüşümüz" den?
YanıtlaSilYorumlar gösteriyor ki Bodrum herkese göre değil. En iyisi şimdi olduğu gibi burayı sevenlerin gelmesi, buradaki hayata ayak uyduramayacakların, buradaki hayat tarzından rahatsız olanların gelmemesi. Herkes kendi dünya görüşüne uygun yerde yaşamalı, diğeriyle bir arada yaşamakta zorlanıyorsa bir arada yaşamak için kendini zorlamamalı. Nasıl ki ben İstanbul'da yaşamak istemiyorsam, yaşadığım zamanlarda da muhafazakar kesimle bir arada olmaktan hoşlanmıyorsam, onlar için de aynısı geçerli. Hem Fatih'te oturacağım, hem ramazanda elimde kadehle dolaşacağım olmaz. Burada olur. Onun için de ben Fatih'te değil buradayım.
YanıtlaSil