Geçtiğimiz
perşembe günü hava raporuna baktım. Cuma ve cumartesi gününü Ege için açık,
pazar gününü bulutlu ama yağışsız gösteriyordu. Epey bir süredir yerimden
kıpırdamadığım için içim kıpır kıpırdı. Raporu görünce işlerimi ayarlayıp bir
plan yaptım. Cuma öğleni biraz geçe Bodrum’dan çıkarım direkt Marmaris
Selimiye’ye giderim. Orada gece kalır ertesi gün Datça’ya devam eder. Bir gece
de Datça’da kaldıktan sonra pazar günkü feribotla Bodrum’a dönerim dedim. Bu
programın benzerlerini daha önce de yaptığım için biliyorum, bu mevsim oralar
bir başka oluyor. Ege’nin herkese gösterdiği bir “yaz yüzü” var. Bir de bu
mevsim bu coğrafyada yaşayanların ya da ara sıra bu mevsimde gelenlerin gördüğü
“kış yüzü”. Özellikle Datça için söylemeliyim ki Şubat ayının ikinci haftasından itibaren Mart ayı sonuna kadar şaheser bir yer oluyor. Badem ağaçları
baharlarını açmaya başlıyor. Bademliklere tepeden baktığınızda beyaz tüllerle
dans eden kadınlara benzeyen bir görünüm çıkıyor ki anlatılmaz. Marmaris Datça
yolununun iki yanında açan rengarenk çiçekleri, yemyeşil çayırları yazın
görmeniz söz konusu değil. Onun için buralara mutlaka şu dönemde gelmek lazım.
Bodrum, Marmaris, Datça, Köyceğiz, Fethiye yaz sezonu dışında çok çok farklı.
Bana sorarsanız çok daha güzel.
 |
En zevkli kısmı bagaja çantayı atıp, müziği açıp yola çıkmak |
Ben
Bodrum’da yaşamaya karar verdiğimde beni buraya çeken birçok özellik vardı.
Biri de bu haftasonu yaptığım kısa gezinti gibi gezintileri yapabilecek olmak. Ben sadece
Bodrum’u değil, Ege’nin güneyinin tümünü çok seviyorum. Fırsat buldukça arabaya
atlayıp daha güneye inmek için en fazla 3-4 saat araba kullanmanız gerekiyor o
kadar. Yolların güzelliğini, manzaranın doyumsuzluğunu da ekleyin, yol hiç
sıkıcı değil. İstanbul Ankara arası da aynı süreyi alıyor ama o sıkıcılık
burada yok. En önemlisi trafik yok. Belli bölgelerde bir saat içinde onbeş
yirmi arabaya denk geliyorsunuz. Önünüzde bakımlı bir yol, sağınızda solunuzda
lacivert Ege koyları. Arabada sevdiğim müzikler, hızla bastırıp bir yere
yetişiyor gerginliği olmadan, yolun ve Ege’nin tadını çıkara çıkara araba kullanıyorum.
Daha ne olsun? Yaptığım turu bu mevsimde Kuzey Ege’de yapmak mümkün olamıyor
mesela. Çünkü ısı buraya gore daha düşük. Hadi onu vazgeçtim, bu haftasonu
burada güneş varken kuzeyde hava farklıydı.
Hal
böyle olunca işlerimi ayarlayıp cuma günü saat öğleden sonra üçte yola çıktım.
O saatte Istanbul ve Ankara’da kar yağıyordu. Bense güneş gözlüğümü takıp,
arabanın tavanını açıp kış güneşinin içeri girmesine izin verip yola koyuldum.
 |
Yıllarca havalimanı yokken arabayla Bodrum'a geldikten sonra eve, İstanbul'a dönerken sola sapardım ve hep acaba birgün doğru devam edebilecek miyim diye düşünürdüm. |
 |
Yeni yapılan Milas-Yatağan duble yolu. Karşıda rampalar |
Burada
bir noktaya açıklık getirmek istiyorum. Yol boyu bazı kareleri twitter
hesabımdan paylaştım. İstanbul’da, Ankara’da yani büyük şehirlerde yaşayan ve
beni yeni yeni twitterdan izleyenlerin hakkımda yanlış düşünmelerini istemem.
Amacım onlara nispet yapan çocuklar gibi “bak sizin güneşiniz yok ya, ben
nerede yaşıyorum gördün mü” demek değil tabii. Bu bloğun ilk yazısında da
anlattığım gibi, amacım buraların içinde yaşayan olarak izlenimlerimi anlatmak.
Buraları sadece yazın gelip görenlere buranın bir başka yüzü daha olduğunu
aktarmak. Ve de aklında buralara gelmeyi, yerleşmeyi, yaşamayı geçirenler varsa
onlara biraz cesaret vermek. Yani başkalarının yaşadığı hayatlardan, varsa
sıkıntılarından, yaşadıkları çevreyle ilgili şikayetlerinden beslenen bir
sapkınlığım yok. Ara sıra bazı dostlarıma twitterdan takıldığım oluyor o kadar.
Dileyen blogtaki ilk yazıyı okuyup fikir sahibi olabilir.
Gelelim
gezinin izlenimlerine. Epey fotoğraf çektim, not tuttum. Hepsini bu akşam
anlatamayacağım. Çok uzun olur. Onun için geziyi Selimiye – Balıkçı Fevzi -
Datça/Knidos olarak üç başlıkta anlatacağım. Şimdi yolculuğa Selimiye ile
başlayayım.
Geçtiğimiz
yılın Mart ayında Selimiye ile ilgili bir yazı yazmıştım. Orada ağırlıklı
olarak yaz aylarında çektiğim görüntülerle birlikte Selimiye hakkında genel bir
bilgi vermiştim. Bu yazıda onları tekrar etmeyeceğim. Ama Selimiye hakkında
kısa bilgi ve yaz ortamını görmek için o yazıya ve fotoğraflara göz atmanızda öneririm;
http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/03/selimiye.html
Selimiye’ye
Bodrum’dan kara yoluyla gitmek için önce Milas’a gelmelisiniz. Milas’ta İzmir/ İstanbul ve Yatağan/Antalya yol
ayrımını da geçtikten sonra rampalar başlar. İki yıldır yol genişletme
çalışmalarının sürdüğü rampaları tırmanırken yükseldikçe solunuzda Milas
ovasını görmeye başlarsınız. Görüntüsü çok etkileyicidir. Yol durup fotoğraf
çekmek için uygun değil, yol inşaatının kamyonları gelip geçiyor toz içinde
kalırsınız. O nedenle arabayı kullanırken aceleyle kamerayla bir şeyler çekmeye
çalıştım. Yukarıdaki videoda görebilirsiniz. Rampalar bittikten bir süre sonra Yatağan’a inersiniz. Ben geçerken
termik santral yine faaliyetteydi ve gördüğünüz gibi çevreye –filtre edilmiş
denilen- zehirli dumanlarını saçıyordu. Yatağan’dan sonra varılan ilk önemli
yerleşim Muğla merkezidir. Muğla çok tuhaf bir yer. Çünkü Bodrum, Marmaris,
Datça, Fethiye, Köyceğiz, Dalaman gibi dünya harikası ilçeleri olmasına rağmen
merkezi dağlar arasında, karasal iklimi olan garip bir yerdir. Şöyle
söyliyeyim, sadece Bodrum’un merkezinde (koylar hariç) bulunan Migros,
Carrefour ve benzeri marketlerin sayısı Muğla’nın kat kat üstünde. Üniversite
de olmasa in cin top oynayacak gibi bir izlenim veriyor.
 |
Muğla Akyaka yolu üzerinde son yağışlardan göle dönen tarlalar |
 |
Aynı şekilde sular altındaki tarla görüntüsü |
Muğla’yı da geçtikten sonra Ula üzerinden Akyaka’ya, yani Gökova’nın bitimine ve Güney Ege’nin kalbine gelirsiniz. Gökova Bodrum’da başlar, Akyaka’da sonlanır. Akyaka’ya inen çok virajlı Sakar rampaları meşhurdur. Olağanüstü manzarası da tabii. Şoförler için zor bir etap, çünkü yanındakiler sürekli “of bu ne manzara” “aman aman bu ne ya” diye laf ettikçe aklınız manzarada kalır. Baktınız olmuyor, bakmayacaksınız…
 |
Rampaların navigasyon ekranındaki görüntüsü |
 |
Gökova'ya akşam iniyor. Karşısı Kleopatra plajının olduğu bölge |
Akyaka’ya
inmeden Sakar Geçidi’nde durup fotoğraf çekmenizi öneririm. Daha once de bu
blogda yer verdiğim bir fotoğrafı tekrar buraya alıyorum. Yeni halini çekemedim
çünkü hava kararmaya yüz tutmuştu. Sadece güneşin olduğu Kleopatra plajı ve
Bördübet yönünü çekebildim. Tekrarladığım fotoğrafta göreceğiniz gibi sağda
Gökovanın bitimi var. Orası Akyaka beldesi. Karşıda okaliptüs agaçlı ip gibi
yol eski Marmaris yolu. Yenisi de hemen yanından gidiyor. Sol taraftaki yol ise
Köyceğiz, Dalaman, Fethiye bağlantısı.
İşte
ben o okaliptüs ağaçlı yolun olduğu yerden Marmaris’e devam ettim. Marmaris’in
girişindeki rampalarda olağanüstü renkler karşıladı. Durup birkaç kare çekip,
Marmaris’te oyalanmadan Selimiye’ye devam ettim. Hava tam kararmıştı ki
Selimiye’ye vardım. Yol boyunca Orhaniye, Hisarönü’nden geçtim. Her zaman
dümdüz olan deniz hafif çırpıntılıydı. Bu ters rüzgar Selimiye’de de vardı,
geceyi serinletti.
 |
Eski okaliptüs ağaçlı yol solda, atıl kalmış durumda |
 |
Marmaris girişindeki rampalardan |
 |
Aynı yerden... |
Selimiye
yazı ile kışı çok farklı bir köy. Yazın açık olan bütün otel, motel, pansiyon
ve apartlar kışın kapalı. Sadece iki üç yer açık o kadar. Aynı şey balıkçı,
lokanta, kafe tayfası için de geçerli. Ben Sardunya’da kaldım ve orada yemek
yedim. Çünkü istesem de balık yiyip rakı içebileceğim başka seçenek yoktu. Her
yer kapalı. Bir gün önce millet göç etmiş gibi. Iki market, bir restoran, bir
de eczane açıktı o kadar. Buraya koyduğum resimlerle, biraz önce sözünü ettiğim
yazımdaki resimleri karşılaştırın. Demek istediğim çok iyi anlaşılacak.
Yani
Selimiye kışın yaşamak için hiç uygun değil. En yakın sağlık ocağı nerede
bilmiyorum ama insanın aklına başıma birşey gelse ne yaparım düşüncesi geliyor.
Sardunya Selimiye’nin eski ve iyi bir restoranı. Yazın masa bulmanız mümkün
değildir. Tabii ocak ayı olunca dört masaydık. Şömine önü, cam kenarı bir
masaya konuşlanıp, mezelerimi, fangiri balığımı, kalamarımı, ahtapotumu söyledim başladım
kısa tatilin tadını çıkarmaya. Ben Yeni Rakı sevmem. Mecbur kalırsam içerim.
Favori rakım Yeni Rakı’nın yeni serisi veya yaş üzümden yapılan Tekirdağ
rakısıdır. Bunları da bulamazsam Efe, o da yoksa Kulüp içerim. Tek başıma
olduğum için 20’lik söyledim. Yokmuş. 35 cc’lik Tekirdağ verdiler, kalanını
hesaptan düşeriz dediler. O kadar keyifli içtim ki ha desem üstüne yolluklar
alacaktım. Ama zaten yolum kısaydı, Sardunya’nın bahçesindeki odalarda kaldım,
masa ile yatak arası 40 adım bile yoktu.
 |
Sardunya'nın meze vitrini |
 |
Pek başarılı olmayan kaşarlı mantarı |
 |
Selimiye'ye gelseler dizi kaçmamalı di mi ama? |
Sardunya’da
yemekler hayal kırıklığı yaşattı. Yediğim en kötü ahtapot ızgaraydı. Kaşarlı
mantar beni epey özlemiş, uzun zamandır beklemiş gibiydi, bitirmedim. İşte bunu
anlamıyorum. Bir mekan yazın kalabalıkta iyi iş yaparken iyi meze veriyor.
Kışın kimseler yok diye kaliteyi düşürüyor. Bence daha az çeşit yapmalılar ama
taze yapmalılar. Balık iyiydi, gerisi ı-ıh. Sardunya’ya yakıştıramadım. Tamam
biz Bodrum’da herşeyin çok iyisini buluyoruz. Selimiye, Marmaris, Fethiye gibi
diğer kasabaların esnafı gıda ve hizmet işini Bodrum’lu kadar bilmez. Yine de
hoş görülecek bir durum değil. Ama o sakinlikte Selimiye’de olmanın, farklı bir
Ege köyünde şömine başında rakı içebiliyor olmanın tadını çıkarmayı sürdürdüm. Birçok
insan tek başına içki içmez. Mutlaka yanında birilerini ister. Ben ise bugüne
kadar yalnız olmaktan, tek başıma rakı sofrasında olmaktan hiç şikayetçi
olmadım. Sonuçta istediğim hayatı yaşamamı sağlayan geçmiş hayatımı, olan
biteni, yaşadıklarımı düşünüp kendimle başbaşa kaldığım harika bir gece oldu.
Şükrettim.
Şimdi aşağıda sizi Selimiye'nin bir Ocak ayının cumartesi günkü haliyle başbaşa bırakıyorum
 |
Kışın kapalı mekanlar |
 |
Selimiye kedilere kalmış, onlar da tadını çıkarıyor |
 |
Baharları açmış badem |
 |
Karşıda gördüğünüz evin devlet tarafından yapılmış yolu, elektriği, suyu yok. Tam inziva |
Ertesi
sabah bahçedeki limon ağaçlarına tüneyen kuşların cıvıltılarıyla güne uyanmanın
tadını yaşadım. Ciğerlerime tertemiz Ege havasını çekip sıkı bir kahvaltı yapıp
sahilde yürüdüm. Ve öğle saatlerinde arabaya atladığım gibi Selimiye’yi ardımda
bırakıp Datça’ya doğru yola çıktım.
Datça
başka bir yazının konusu.
Selamlar'Burnumun diregi sizlayarak okudum yazinizi. ah Selimiye ahhh.....
YanıtlaSilKıskanıyorum. Kötü bir enerji saçarak değil. Ama kıskanıyorum.
YanıtlaSil