Herkesin Bodrum'u kendine göre
Bodrum’da
yılları devirmeye başladıkça buraya olan bağlılığım tuhaf şekilde artıyor.
Arkadaşlarımın, eşim dostumun arasında buraya yerleşme kararımı geçici bir
heves olarak görenlerin olduğunu biliyorum. Geçenlerde biri itiraf etti; ilk
kışı geçirince dönersin sandım dedi. Çünkü algı genellikle şöyle: Bodrum’da lay
lom bir hayat var. Yazın deniz, güneş, rakı, tekne falan... e bunlar bitince,
millet gidince, fırtınalar başlayınca sıkılmalar da başlar.
Bu
yazıyı bana yazdıran iki gündür yaşadığımız fırtına. Dün geceye doğru şiddeti
hızla artan, sabaha karşı saatte 100 kilometreyi bulan fırtına ve yağmur normal
şartlarda insanı depresif yapmalı. Ama işte burada öyle olmuyor. Çünkü burada
biliyorsun ki bu fırtına, hır gür yarın bitecek. Güneş yine beyaz badanalı
evlerimizi parlatacak, lacivert gökyüzü ile beyaz evler keskin, kontrast bir
hat ile ayrılacak. Biliyorsun ki begonviller yavaştan açmaya başlıyor. Bir
haftada bahçemdeki begonviller patlayacak. Geçen hafta dört gün için İstanbul’a
gidip geldim, bahçemdeki iki kocaman dut ağacındaki değişimi görünce şaşırdım.
Sürekli beraber olduğunuz bir canlılın büyümesini fark etmezsiniz ama araya
biraz zaman girince ilerleme karşısında şaşakalırsınız. Aynen öyle oldu. Benim
dutlar yemyeşil yapraklanmış, dallar görünmez olmuş. Doğanın bu mucizelerini
görmek için onun içinde, yanında olmak lazım.
Hep
söylediğim gibi, benim buraya sevgim ilk gördüğüm yıl, 70’lerin sonunda
üniversite çağında geldiğim bir yaz tatilinde başladı. Artarak sürdü. Grafik
eğitimimim tamamladığında acaba Bodrum’da ne iş yaparak nasıl yaparım konusunu
düşünmeye başladım. Ama sonra sadece tabelacılık yapabileceğim gerçeği ile
karşı karşı kalınca İstanbul’da kaldım ve taa 48 yaşıma kadar gelip
yerleşemedim. Bodrum hep hayatımda oldu. Özellikle son onbeş yıldır her yaz
birçok kez geldim. İkibinyedi yılında Yalıkavak’ta kiraladığım ev ile burada
geçirdiğim gün sayısı arttı. Son üç yıldır da artık hep buradayım, İstanbul’da
ofisim var ama artık bir evim yok.
Sadece kışın altı ay açık Mahmut Kaptan'ın meyhanesi. Bu ayın 28'inde kapıyor, ekim'de açar |
Hayatımda Bodrum'da yediğim kadar taze karidesi İstanbul'da yemedim |
Burada
geçirdiğim yıllar içinde dostluklar kurdum. Kimi Mehmet ve Ahmet Kurşuncu
kardeşler gibi yıllar önce İstanbul’dan tanıdığım arkadaşlarımla burada yeniden
beraber olduk. Ya da kimi yeni arkadaşlar edindim. Bu blog sayesinde epey
dostluklar kurdum. Çoğunu sadece isimleriyle tanıyorum. Bazılarıyla yolda
karşılaşıyoruz, kendilerini tanıtıyorlar, ayak üstü de olsa sohbet ediyoruz.
Kimi blog arkadaşlarımın da buraya yerleşmelerine önayak oldum. Yerleşen
arkadaşlarımın hiçbiri bildiğim kadarıyla bana küfretmiyorlar (en azından
şimdilik). Bunları niye yazdım? Şunu gördüm ki herkesin Bodrum’u başka. Buraya
gelenleri üç kategoriye ayırıyorum. Biri sadece yazın yıllık izinlerini burada
geçirenler. İkincisi burada yazlığı olup da yazın üç dört ayını burada
geçirenler. Üçüncüsü de benim gibi buraya yerleşenler. Tabii Bodrum’un
yerlileri de var, asıl çoğunluk doğal olarak onlar. Ama onlar bu yazı konusunun
dışında kalan kitle.
![]() |
Ortakent'te bir sonbahar akşamı |
Yalıkavak'ta bir kış sabahı |
![]() |
Bodrum'a fırtına gelirken |
Buraya
gelenler üçe ayrılıyor ama Bodrum sevgisini öyle sınıflandıramıyorsunuz.
Herkesin Bodrum’u kendine. Bodrum’da yaşayan, buraya sonradan gelip yerleşen,
sadece yazları gelen ya da birkaç yılda bir gelenlerin Bodrum sevgisi aynı
değil. Bodrum geniş manada bir özlemin simge adı. Kimi yazın kalabalığında gece
hayatına akmakta buluyor bu sevgiyi, kimi kalabalıktan uzakta sakin bir köyünde
dinlenerek. Kimi sevgisini her yaz 15 gün geldiği devremülkünde mangal yaparak,
kimi her yarım saatte ayrı kıyafet giyerek Türkbükü’nde paparazilerin önünden
geçerek yaşıyor. Ya da kimi görev icabı tayinle geliyor, sıkılıyor, bitmesini
bekliyor... kimi tayininin buraya çıkması için torpil arıyor. Herkesin Bodrum’u
farklı.
Benim
Bodrum’um da bana özgü. Sevgiyi anlatabilmek için benzetmeler ya da sevgi
duyduğunuz şeyin sizdeki izlerinden, yaşattıklarından söz etmek lazım. Daha
önce yazdığım bir duygu hala geçerli olduğu için şimdi tekrarlıyorum: Bodrum
benim için, uçağın İzmir’den sonra alçalmaya başlamasını takip eden 10 dakika
sonunda aşağıda Güllük Körfezi’nin ve sağ tarafta Yalıkavak’ın kadraja
girmesiyle birlikte içimin kıpırdamaya başlaması... mesela uçağın kapısının
açılmasıyla yazın sıcak, kışın ılık ve kendine özgü kekik karışımlı kokusunun yüzüme
çarpmasıyla içimden uzun bir oleeey çekme isteği... mesela alanda arabama biner
binmez Yunan müziğini açarak kendimi önce Zazu’ya sonra bir meyhaneye atmam...
mesela sanki aylardır ayrı kalmışım gibi ahtapot ızgara ve yanında buzlu rakıyı
birlikte masamda görerek duyduğum sevinç... bunlar biraz anlatıyor gibi.
Bodrum’u
sevmek artık bana yetmiyor. Burası bana o kadar çok şey kattı, bana o kadar iyi
geldi ki burayı sevmenin dışında buraya bir borcum olduğunu düşünüyorum ve
birşey yapmam gerektiğinin farkındayım. İşte kitap projem böyle oluştu. Eğer
önümüzdeki ay çalışmalarına başlayacağım kitabı yüzümün akıyla çıkarabilirsem
devamında daha farklı kitap projelerim de olacak. Önceliğim asıl işimde olduğu
için kitap ikinci sırada geliyor ama aklımdakini yapabilirsem belki daha öne
çekebilirim. Bunları zamanı geldikçe, olgunlaştıkça zaten burada paylaşacağım.
![]() |
Gümüşlük Limon'da sezonun ilk günü... kimseler yokken |
![]() |
Mahmut Kaptan'ımız... |
![]() |
Yine bir lodoslu gün |
Yalıkavak |
![]() |
Ev ofisin müdüriyet bölümü... |
İnsanın
Bodrum’u sevmesi için gereken bazı kriterler oluşturdum. Bunlar gözlemlerimden
elde ettiğim sonuçlar. Örnek; Yunan müziğini sevmeyen birinin Ege’yi ve
Bodrum’u sevmesi mümkün değil. Tamam, yukarıda dediğim gibi herkesin Bodrum
sevgisi farklı. Serdar Ortaç ile Bodrum’da Helva’da, Küba’da dans edenler de
bir şekilde Bodrum’u sevdiklerini düşünüyorlardır. Ama aslında onlar Bodrum’u
değil eğlenceyi seviyorlar. Yarın Marmaris’te o tarz eğlence yerleri patlasa
oraya gidebilirler. Çeşme’ye gittikleri gibi. Burayı içten sevmek için buraya
zaman ayırmak, Bodrum üzerine düşünmek, burayı tanımak gerekiyor.
Mesela
deniz mahsülü sevmeyenin Bodrum’u damarlarında hissetmesi bence mümkün değil.
Yani bir yönü -ki Bodrum’u Bodrum yapan en önemli unsurlardan biri- eksik kalır
demek istiyorum. Ahtapot ızgarayı sevmemek büyük eksiklik. Yalıkavak
açıklarında tutulmuş dil balığı İstanbul’daki dil balığının aynısı değil.
Bunları yerken içinde bulunduğunuz ruh hali mutlaka aldığınız lezzeti etkiliyor.
Onu anlatmak istiyorum. Yaşadığın yeri seviyorsan mutlusun, bunu bilir bunu
söylerim. Mutluysan hayattan da yediklerinden de farklı lezzet alıyorsun. O
zaman dinlediğin müzik de ta içine işliyor, sahilde yürürken içine çektiğin
iyotlu hava da.
Bakın
bu video benim için Bodrum’un ta kendisi, Bodrum’da yaşamanın tadı, damardan Bodrum’dur;
http://www.youtube.com/watch?v=7R8az2A5f8g İstanbul’da
yaşarken Dalaras’ı ne zaman dinlesem aklım Bodrum’a gider, bir gün nasıl
olacağı hakkında bir fikrim olmadan Bodrum’da yaşama hayalleri kurardım. Bu
kaydı geçen yıl buldum. Her dinlediğimde o yıllar aklıma geliyor.
Mavi/lacivert ile beyazın keskin hatla ayrılması buraya özgü |
Size
bir sır vereyim mi? Yaz geliyor diye seviniyor kış geliyor diye üzülüyorsanız
pek de doğru bir yerde yaşamıyor olabilirsiniz. Hı? Ne dersiniz? Bir sorgulamak ister misiniz?... Her mevsim aynı tadı alabileceğiniz bir ortamda yaşamanız dileğiyle...
İtiraf edeyim bu yazıyla kendimi fena gaza getirdim. Burnuma anason kokuları geliyor. Şimdi saat tam 18:40... aklımdan yağmurluğu giyip balıkçılar çarşısındaki Deniz Feneri meyhanesine gidip ahtapot ızgara, kalamar ve barbun yanında buzlu bir rakı söylemek geçiyor. İyi fikir değil mi?
Siz bu videoyu izleyin; http://www.youtube.com/watch?v=aZm62fxbMVs ... 1983 yılında genç Dalaras ve Parios konserdeler. Sona doğru sahneye Haris'i de çağırıyorlar. Müthiş. Siz izlemeyi bitirene kadar ben de hazırlanırım, meyhaneye beraber gideriz.
Yazınız ve paylaştığınız fotoğraflardan yine büyük keyif aldım.
YanıtlaSilKitap projeleriniz beni de heyecanlandırdı. Merakla bekliyor olacağım.
"mesela uçağın kapısının açılmasıyla yazın sıcak, kışın ılık ve kendine özgü kekik karışımlı kokusunun yüzüme çarpmasıyla içimden uzun bir oleeey çekme isteği..."
YanıtlaSilaslında bir tek bu değil aklıma yazmaya çalıştığım alıntılar.. Ben çok yanlış bir yerde yaşıyorum. Şimdilik. Çok kısa bir süreliğine! :)
Yarın Bodum'a geleceğim, 40 günlükten beri gidip geldiğim gibi. 40 günlükken ilk kez kaldığım çatının altında kalacağım. içimde uzun bir oleeeey çekme isteği var! Bodrum'un zamanı var ama biliyorum, ben de döneceğim bir gün. Yol boyu Gipsy Kings dinleyerek döneceğim.
Deniz
Buram buram Bodrum doldum okuyunca yazınızı ve seyre dalınca fotoğraflarınızı. çok güzel yazmış,doğru anlatmışsınız. Bodrum'da yaşamış biri olarak kışı apayrı bir keyif yazından farklı olarak...ancak en önemli nokta esnaf değilsen ve geçim derdin yok ise... sizin gibi bir home ofis yapacak bir işim olsa şu an valizleri toplamaya koşarım
YanıtlaSilİşte o kendine özgü kekik karışımlı koku benim için de eşsizdir ve hep mutluluk verir. Bu arada insanın Bodrum'u sevmesi için Yunan müziğini ve denizden çıkan böcek ,balık sevmesi bahsine gelince, bence de öyle , benim için tamamen doğru.Ben bir de zeytin ağacını ,zeytinyağını,zeyitini de ekleyebilirim listeye.Belki bir de Bodrum'u sevenlerin kendilerine göre bir zaman anlayışları olan insanlar olduğunu söyleyebilirim. Koşuşturmaktan ve illa da her yere yetişmekten çok da hoşlanmayabilirler, ağırkanlı ve tembel değil ama.İçsel bir saat anlayışı daha çok demek istediğim, belki denizin rengi çok güzel olduğunda sadece denizi seyredip ,ne kadar vakit geçtiğini bilmemek ,ya da günbatımına takılıp kalmak ,keyfini çıkarmak gibi zamanı rakamsal hesaplardan uzak yaşamaktan mutlu olmak.
YanıtlaSilKitap yazma bahsine gelince ,siz yazmayacaksınız da kim yazacak , yazılarınız keyifle okunuyor, blog okurken çoğunlukla hızlı ve atlayarak okuyan ben ,iş sizin yazılara geldiğinde her satırı dikkatilice ve hiç sıkılmadan okuyorum.Kolaylıklar dilerim.
Selamlar,Canan.
Kulağımda Haris-Dalaras, gözlerimde nem..Evet biz bu şehre kış geldiğinde üzülüyoruz..
YanıtlaSil