İstanbul’a
gidiş gelişlerim buradaki hayatımı gözden geçirmeme neden oluyor diye yazmıştım.
Bunun yanında ayda bir İstanbul’a gelen ve daha önce hayatının 48 yılını orada
yaşamış biri olarak İstanbul’daki -bence olumsuz-gidişatı da daha iyi
gözlemleyebiliyorum. Eğer İstanbul’a özel bir ilgisi, bağı, sevgisi yoksa,
orada yaşayanları pişmek üzere tencereye konan ıstakoza benzetiyorum. Istakozu
ılık suya koyarlar ve tencerenin altını açarlar. Istakoz kalın kabuğu nedeniyle
sudaki ısı değişimini hemen algılayamaz üstelik yapısı nedeniyle dayanıklıdır
da. Bir süre sonra bir bakmışsınız ıstakoz haşlanıvermiş. İstanbul’da yaşamak
da böyle bir şey. Benim Fenerbahçe’de, ve Kalamış’ta yaşadığım yıllar arabayla Pazartesi
sabahları birinci köprüden (ikincisi zaten henüz yapılmamıştı) karşıya geçerken,
trafik Çamlıca çıkışını biraz geçince tıkanırdı. “Burası da yaşanmaz oldu” diye
söylenirdik. Şimdi ta Şükrü Saraçoğlu’nun orada tıkanıyormuş. Yakında daha da
kötü olacak. İnsanlar gün içinde saatlerce trafikte zaman kaybediyor. Yirmi yıl
önce bu kadar kötü değildi. On yıl önce yirmi yıl öncesine göre daha kötüydü.
Şimdi on yıl öncesine göre daha kötü... böyle gidiyor. Istakozun haşlanması
gibi, içinde yaşadıkça alışır gibi olunuyor ama aslında tükenmeye devam
ediliyor.
İstanbul
yaşaması maliyetli bir kent. Çok bedel ödeniyor. Üstelik en basit ihtiyaçlar
için ödeniyor bu bedel. İşinden evine gidip gelme gibi, hafta sonu bir
eğlenceye gitme gibi. Yiyecek içecek maliyetleri, kira veya konut fiyatları
gibi. Yani masraflı bir şehir. Bunu ödeyip de karşılığını aldığınızı
düşünüyorsanız sizin için mesele yok. Köprüden geçerken manzaraya bakıp tadını
çıkarın. Ama kış sabahı, hava karanlık ve dışarıda pis bir yağmur yağarken
uykulu gözle evden çıkıp, serviste uyuyarak işine gidenlerin mutlu olduğunu hiç
sanmıyorum. En iyi ihtimalle Maslak’ta şık bir plazada bile çaışıyor olsa akşam
aynı şekilde evine gitmek için yine aynı bedel ödenecek. Akşamın sekizinde
dokuzunda eve giden birinin ertesi sabah altıda tekrar aynı şeyleri yaşamak
için kendine ayıracak ne kadar zamanı olabilir ki? İstanbul’da yaşamak için
ödenen bedel derken bunları kastediyorum. Ve insan bu bedelleri, şehir
hayatının yıllar içinde kendi ruhunda ve vücudunda daha ağır tahribat yapması
için ödüyor. Yani kendini mahvetmek için kiralık katil tutuyorsun ve parasını
kendin ödüyorsun.
 |
Tam karşıda İstanbul'un en çirkin yapılarından TRT binası, solda ona nazire yapan Pera Palas Oteli |
 |
Nişantaşı ile Asmalımescit'in kalite makası gittikçe açılmış |
Bu
gidişim de iş içindi ve ofisten Bodrum’a taşınacak malzeme vardı. O yüzden yine
arabayla gittim. Bir ay arayla ikinci kez araba yolculuğu yapmış oldum. Bu süre
içinde yollarda gördüğüm tek olumlu değişiklik Bafa Gölü yolundaki 10 km’lik
bozuk satıhın düzeltilmesi olmuş. Ama Balıkesir-Akhisar arasında adı duble
kendi tek olan yollar hala öyle duruyor. Karayollarının son birkaç yıldaki
kadar kötü çalıştığı zamanı hatırlamıyorum.
Bodrum'un çıkışındaki Torba'daki Opet'ten her zamanki gibi yakıt alıp, kahvaltı yapıp saat 10:30'da yola çıktım. 18:30'daki Bandırma
feribotuna biletim ve binmek için zamanım vardı o yüzden Susurluk’a geldiğimde
dinlenmek için tesislerden birine girdim. Cep telefonuma gelen mesaj keyfimi
kaçırdı çünkü poyraz yüzünden sefer iptal edilmiş. O gün ikinci köprü ve Haliç
köprüsünde bakım çalışmaları başladığı için istanbul’da trafiğin arap saçı
olduğunu tahmin etmek zor değildi. Benim de derdim Yenikapı’ya yanaşmak ve
trafiğe girmeden Tepebaşı’na otele gitmekti. Neyse, Yalova’dan Yenikapı seferi
olduğunu hatırlayıp, yoldan internetten bilet alıp Yalova’da kuyruğa girdim.
Arabadan inince etrafımda gezinen insanlara baktım, şaşakaldım. Arabistan’dayım
sandım. Gerçek arapların yanısıra bizim vatandaşların takkelisi, peçelisi yani
arap gibi olanları sarmış etrafı. Park alanının bir ucundan diğerine "yaa
ağma yaağı leeee höööyy" diye bağıran, bermudalı, göbeği tişörtünden
çıkmış, ayağı plastik terlikli insanı andıran yaratıklar. Bu söyleneni anlayıp
aynı üslupla karşıdan cevap veren bir diğeri. Nasıl böyle berbat bir hal aldı
buralar diye düşünürken feribota bindik. IDO özelleşince sürekli açık olan tv’lerde
Kanal 24 yerine NTV yayını yer almış. Eh artık NTV de mahçup bir iktidar
yanlısı kanal olduğuna gore biraz daha light Kanal 24 yayınlanıyor sayılır.
Feribot müşterisinin yarısından çoğu sözünü ettiğim arap ve ona benzeyen canım
halkımdan oluşuyordu. Kalan bölümünün de çoğunluğu başörtülü muhafazakar
kesimdi.
 |
Yenikapı'ya yaklaşırken |
Geç de olsa
Yenikapı’ya geldiğim için memnun bir şekilde trafiğe karıştım. Ilk fark ettiğim
şey sürekli çalan kornalar oldu. Bodrum’da korna çalınmamasına o kadar
alışmışım ki çok rahatsız etti. Ittire kaktıra otelime, Pera Tulip’e vardım.
Üstümü değiştirip karnımı doyurmak için Asmalımescit’e çıkıp Cavit’e gittim.
Cavit’in özlediğim sardalyasından söyleyip iki kadeh içip yorgunluğumu attım.
Bir rastlantı sonucu o akşam alt salonu kapatmış olan Yale Üniversitesi’nden
gelen gençlerle aynı yerdeydim. Cavit ile karşılıklı oturduğumuz için alt
salonda bir köşedeydik. Yemeğin sonunda gençler ayağa kalktı ve bir şarkı
söylemeye başladılar. Muhtemelen üniversite korosunun üyeleri olan gençler
kulak pası sildiler. Aşağıya hem bu videoyu ekliyorum hem yüklediğim Youtube
linkini veriyorum; http://www.youtube.com/watch?v=Njr30gnc5b4&feature=g-upl İzlemenizi öneririm.
 |
Cavit'in sardalyası |
Asmalımescit
ile ilgili bir iki gözlemimi ve fotoğrafı da paylaşmak istiyorum. Sonunda
söylediğimi baştan söyliyeyim; Asmalımescit’i bitirmişler. Bu, iktidarın
bilinçli politikası sonucu oluşan bir durum. Günün birinde padişahı yuhalamışlar
ya. Asmalı’nın bu halinde bunun etkisi yoksa ben hiç bir şey bilmiyorum.
Kaldırımlardaki masaları kaldırmak esnafı batırmanın bir yöntemiydi. Bu
uygulandı. Bir zamanların canlı Asmalı’sından eser kalmamış. Yıllardır
gittiğimiz Aslan’ın meyhanesi kapanmış. Babylon Lounge’a giden sokaktaki
tekilacılar bitmiş. Durumu önceden gören İrfan abimiz Flamm’ı devretmişti
zaten. O zaman niye devrediyorsun diye sorduğumda “buranın müşteri kalitesi
değişiyor, biracılar artıyor” demişti. Haklı çıktı. Şimdi o biracılara bile yer
yok artık. Bu iktidarın içki içen, eğlenen kitleye tahammülü yok. Son derece
gerici bu kafalarla İstanbul da giderek muhafazakarlaşmıştı, artık daha geriye
gidiyor. Ama ıstakoz meselesi burada da geçerli. İstanbul’da yaşayanlar bunun
farkında değil, öyle yaşayıp gidiyorlar. Ya da farkındalar öyle seyrediyorlar.
Artık hangisiyse…
Kaldığım
oteli de Araplar basmış. Sadece gözleri açıkta kara fatmaları ellerinde taşlı
işlemeli iPhone’lar ile lobide otururken görmek hiç de iyi gelmedi. Çoluk çombalak,
dört kadınlı Arap aileleri berbat bir görüntü. İktidardaki sünni ve ümmetçi
zihniyet ile bu rezil Araplar iyi örtüşüyor. Bence İstanbul artık onlara göre,
bu görüşe uygun dizayn ediliyor. Asmalı da bir sure sonra dönüşecek. İktidara
yakın bir firma müteahhitliğini yapacak. Asmalı hepten bitecek.
 |
Pera Tulip otelinin odaları yenilenmeye başlamış |
 |
Asmalımescit Caddesinin girişindeki Asmalı Bar kapanmış |
 |
Sofyalı Sokaktaki Arslan'ın meyhanesi de bitmiş, kapanmış |
 |
Flamm geleceği görüp önceden devredilmiş, biracı olmuştu. O akşam bomboştu. Beş yıl önce bu sokaktaki masalarda oturur yemek yer içerdik |
 |
Tıklım tıklım olan tekilecıların hali |
 |
Eskisine oranla bomboş Sofyalı sokak |
 |
Geçitin yarı dolu hali |
Ertesi gün
ofisteki giysilerimi bavullara yerleştirdim ve artık ofisteki bazı eşyalarımı
boşalttım. İstanbul’daki ofisime en fazla ayda iki üç gün geliyorum.
Kullanmadığım iki odayı kiraya vermeye karar verdim. Ofisi birlikte kullandığım
arkadaşlarım da tamam deyince, kendi bölümümü boşalttım ve iki arkadaş bir
odaya geçtik. Şimdi benim bölüm kiralık. Eğer istediğimiz gibi birini
bulamazsak önümüzdeki yeni kira döneminde artık o ofiste olmayacağım. Belli
olmaz belki tümden şirketi tasfiye eder Bodrum’da yeni bir oluşuma başlarım.
Önümüzdeki birkaç ay bunu gösterecek. Aslında gönlümden geçen İstanbul ile
ilişkimin minimuma inmesi. Sevdiğim dostlar ve ailemin İstanbul’da yaşayan
kalan fertleri dışında Istanbul ile ilişkimi tamamen kesmek ise hedefim. Onun
da zamanı gelecek. Yani senede bir iki kez dışında hiç gitmesem kendimi çok
daha iyi hissedeceğim.
 |
Öğlen yemekleri için en iyisi hala Helvetia |
 |
Kışları İstanbul'da daha çok zaman geçireceğimi tahmin edip ofiste bıraktığım giysilerimi alıp Bodrum'a götürdüm |
 |
Bu da Nişantaşı'ndaki Medica'nın tavanı. |
İstanbul’daki
son akşamımı sözünü ettiğim sevdiğim dostların bir bölümüyle geçirip,
Sabahattin’de her zamanki gibi mükemmel bir yemek yedik. Ertesi sabah kahvaltı
yapıp Yenikapı’dan 14:00 feribotuna binip Bandırma’ya geçtik. Güneye doğru yol
aldıkça göğün mavisi koyulaştı, manzara değişti. Söke’deki Ortaklar’da çöp şiş
ritüelini yerine getirip Bodrum’a vardık.
 |
Sabahattin'deki ekipten Mihriban ve Yıldırım |
 |
Amirim Selçuk ve Oğuz. Bu fotoğrafları çekerken mezeler geldi ve heyecandan sağıma soluma dönmeyi unutup mezelere odaklandım. O yüzden iki yanımdaki dostlar kadraja giremedi |
 |
Bodrum'a doğru yola çıkmadan önce Galatasaray'daki House Cafe'de vitamin aldım |
 |
Yenikapı'da feribot beklerken |
 |
Yanaşırken kirli camlar ardından Bandırma |
 |
İstanbul'da sticker bastırıp Bodrum'da dağıttım. Bu da arabama yapıştırdığım sticker |
 |
Akhisar yolunda çektiğim bir kare. Hayatımda bu kadar çirkin bina az gördüm |
 |
Manisa'ya girerken Spil dağı |
 |
Ortaklar'da çöp şiş.... of of offf |
 |
İstanbul'daki geleneksel Lale Plak soygunumda elde ettiğim ganimetten bazıları |
Derhal kendimi sokaklara attım.
Çevremde aydınlık yüzler, el ele gezinen çiftler, şortlu insanlar, tıklım
tıklım kafeler, cıvıl cıvıl seslerin sokağa taştığı meyhaneler çok iyi geldi.
Ait olduğum yere gelmenin rahatlığıyla şükür ederek oturup iki kadeh içtim. Bir
gün önce meyhanelerin önündeki masaları kaldıran artist kılıklı başkanın
yönettiği Beyoğlu, bir gün sonra kaldırımları genişletip esnaf daha fazla masa
koysun diyen başkanın yönettiği Bodrum. Bir yanda rüşvetin en çok işlediğinin
ayyuka çıktığı ama kimsenin sesini çıkarmadığı Beyoğlu, bir yanda sadece Bodrum
için çalışan ama tüm baskılara rağman AKP’ye geçmediği için manipülasyonla çete
lideri suçlamasına maruz kalıp tutuklanan Bodrum. Bir yanda AKP’ye yüzde elliye
yakın oy çıkan İstanbul, bir yanda AKP’ye yüzde beş altı oy çıkan Bodrum. Ben
tarafımı çoktan seçmiştim, kararımı uyguladım. Siz neyi bekliyorsunuz?
Eşimi ikna etmeyi bekliyorum Serdar Bey...
YanıtlaSilUmarım bizde birgün oradan takip ederiz sizi, bizim gibi düşünüp, bizim gibi yaşayanların yanından, sevgiler..
Yazinizi her zamanki gibi basimi hak vererek salliayarak Bitez'de okuyorum. Ve de sabah erken basladigim rum kadehini 'serefe' diye kaldiriyorum.
YanıtlaSilCheers,
Kanadali Niyazi diyelim simdilik... yakinda Bitezli Niyazi olacak...
Bende istanbul,da yaşamayı keçi boynuzu yemeye benzetiyorum 1 dirhem bal için 10dirhem odun çiğniyoruz
YanıtlaSilBeş yıl öncesine kadar bekliyordum, artık beklemiyorum. Artık, yılın sadece 3-4 ayını ıstanbul'da harcıyorum. Yakında o 3-4 ay da Bodrum'a katılacak!
YanıtlaSilsiyaset bulaşmasa iyiymiş....bence gereksiz olmuş
YanıtlaSilHayatta herşey -az ya da çok- siyasidir...
YanıtlaSil