Yıllar önce Bodrum'a, ardından on dört yıl sonra da Gökova'ya göçen bir İstanbullunun gözünden, Glaros adındaki yelkenli teknesiyle yaptığı seyirler, bu coğrafyadan, Ege koylarından ve karşı adalardan hayatına dair notlar.
Antalya'dan Fethiye'ye, oradan Datça'ya doğru
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Bir
ay arayla yine Bodrum’dan Antalya’ya gidince, dönüşte yine Fethiye’ye uğradım.
Çünkü Fethiye bu mevsim çok güzel. Makul bir sakinliği var. Üstelik artık
alışkanlık haline gelen Girida’da yemek ve genç dostlarla sohbet de işin en
keyifli yanı. İşi eğlenceye çevirmenin kime ne zararı olabilir ki? Böylece bir
iş gezisinin dönüşünü turistik geziye çevirince ve de bu sefer işler izin verip
de bir gün daha ekleyince Fethiye’den sonra Datça’ya geçtik. Bu yazıda Fethiye ve
Datça’ya kadar olan yol izlenimlerime ait bir iki notu paylaşayım sonrasını
fotoğraflara bırakacağım. Çünkü daha geçenlerde aynı rotayı yapıp yazmıştım.
Bir ay içinde Fethiye’de değişiklik olmayınca anlatacak fazla, yepyeni birşey
yok.
Antalya’da
uyanınca bir gün öncesi yağmurun yerini pırıl pırıl bir havanın aldığını
gördüm. Gece pek rahat uyuyamadığımdan olsa gerek sabah erken kalktım. Merkezi
ısıtmalı otel odalarını sevmiyorum. Çünkü odanın içini 25 derece civarına
ayarlıyorlar, benim gibi 15-16 derecede uyumaya alışanlar için o ısıda uyumak
mümkün değil. Üstelik son derece sağlıksız bir ortam. Her yerden üfleyen sıcak
havayı kesmek söz konusu olmadığından ben de gece cam açık yattım. İyi de oldu,
denizin sesini dinledim. Sabah o güzel havayı görünce, otelde kapalı mekanda
kahvaltı yapmaktansa sahil boyu yürüyüp kahvaltı edecek bir yer bulmayı tercih
ettim. Üstelik geçen sefer de bu otelde konaklamış, kahvaltısını pek
tutmamıştım. Lara sahilinde yürürken gözüme kestirdiğim yer, manzarasıyla,
ortamıyla iyi çıktı. Biraz sonra güneş bulunduğum masaya gelince tişörtle
kalana kadar üstümdekileri çıkarmak durumunda kaldım. Antalya hava bakımından
iyi davrandı yani. Sıkı bir kahvaltının ardından toplantının yapılacağı
Holding’in merkezine gidip işleri de hallettikten sonra sarkan randevu
nedeniyle karanlığa kalmış halde Fethiye’ye doğru yola çıktık. Eğer Antalya’dan
daha erken ayrılabilseydim niyetim sahilden dönmekti. Yani geçen sefer yaptığım
rotayı izleyerek Kaş’a uğrayarak dolaşmak. Bu yol Toroslar’daki rotaya oranla
çok daha uzun ama gündüz sahili izleyerek araba kullanmayı çok seviyorum. Ancak
dediğim gibi toplantı saati sarkınca bir gün önce geldiğim yoldan dönmek
zorunda kaldım. Fethiye’ye varıp otele yerleştiğimizde yemek saati gelmişti
bile. Normalde kaldığım Yacht Boutique Oteli ile Girida arasını, Fethiye
sahilinden yürüyerek katetmeyi tercih ederdim ama gecikince, Girida’da bizi
bekleyen Can ve Deniz’i daha fazla bekletmemek, rakı saatini de kaçırmamak için
taksi ile yollandık.
Bu manzarada çay içmek... daha ne olsun
Kahvaltı çok başarılıydı. Manzara zaten olağanüstü. Üstelik bunların hepsi sadece 10 TL.
Girida’yi
birkaç kez yazdım. Artık kendimi çok rahat hissettiğim mekanlara bir yenisi
katıldığı için seviniyorum. Mekanın sahibi çok candan biri. Garsonlar da öyle.
Mezeler –moda deyimle- on numara. Balık zaten hep taze. Ve epey çeşit
bulunduruyorlar ki bu önemli. Bir gece önce Antalya’nın koskoca Lara
Balıkçı’sındakinden daha fazla çeşit vardı. İki mekandaki sandalye sayısını
kıyaslayacak olursak muhtemelen Girida, Lara Balıkçısı’nın 30’da biridir.
Güzel
mezelere güzel sohbet eşlik edince hep aynı şey olur, zaman nasıl geçti
anlaşılmaz. O akşamdan kötü olarak hatırladığım tek şey, her yaz büyük bir
istekle gidip çok güzel günler geçirdiğim Faralya’daki Beyaz Yunus’un el
değiştiriyor olacağı haberiydi. Yeni işletmeci büyük ihtimalle jakuziler
koyarak, bostan olarak kullanılan alana kocaman bir havuz yaparak oranın doğal
görünümünü ve sadeliğini bozar. Bütün değer verdiğimiz güzel yerler bozulmak,
değişmek, daha lüks olmak zorunda mı?
Girida'nın taze balıklarının olduğu dolaptan bör bölüm
Kılıç şiş... mükemmeldi
Ertesi
sabah Yacht Boutique Otelinin terasında, otelin şahane kahvaltısını yaptık. Bu
otelin üç şeyini çok seviyorum. Bir; makul büyüklüğü. Yani kocaman otellerden
olmaması. İki; konumu. Hem kasabanın içinde hem sakin bir yerde. Her yere
yürüyerek ulaşabiliyorsunuz ve muhteşem manzarası var. Üç; kahvaltısı. Dokuz
çeşit peynir var desem gerisini tahmin edebilirsiniz. O yüzden sabah terasında,
Fethiye körfezini ve marinayı seyrederek mükellef kahvaltı yapmak insana iyi
geliyor. İşte biz de pazar sabahı bu güzel kahvaltıyı yapıp Datça’ya doğru yola
çıktık.
Yacht Boutique Oteli'nin kahvaltısının giriş bölümü. Gelişme ve sonuç bölümleri de var yani.
Kahvaltı büfesinin kadraja sığan bölümü. Bir bu kadar daha var
Terastan manzara
Burası İsviçre diye yazsam yadırganmaz
Hep
söylediğim gibi Bodrum Antalya arasındaki yollarda araba kullanmak müthiş zevk
veriyor. Şahane koylar, kıvrıla kıvrıla tırmanılan dağların manzarası nefes
kesen cinsten. Dönüş yolunda bu sefer epeydir girmediğim Göcek’e girdim. Göcek
de sonuçta yazlık bir yer. Üstelik çok küçük ve tüm müşterisi tekne sahipleri.
Göcek’e marina ve Dalaman’a havalimanı Özal’ın bir projesiydi. İnsanların
İstanbul’dan, Ankara’dan uçağa bindikten birbuçuk saat sonra teknelerine
ulaşabilmelerine olanak sağlayan bir projeydi ve tuttu. Ama sadece tekne ve yat
turizmine yönelik bir “proje” olduğundan tabii kışın bomboş. Yazın tekne
bağlamanın mucize olduğu ana iskelede hiç tekne yoktu. Sadece ağlarını onarak
balıkçıları gördük. Iki gün önceki fırtınadan sonra sakin koyda biraz zaman
geçirdik ve bu çok iyi geldi. Ruhumuz dinlendi. Bir espresso içip yola devam
ettik. Bu arada gelen kitle tekneci olunca fiyatlar uçmuş. Iki kahve bir sodaya
17 lira verdik. Yazın fiyatların nerelere dayandığını düşünmek istemiyorum.
Akşama ne balık var?
Boş Göcek iskelesi
Sakin Göcek koyu
Göcek’ten
sonra hiç durmadan Akyaka sapağına geldik ve sola dönüp Marmaris yoluna girdik.
Solumuzda okaliptüslü eski yolu alıp rampaları tırmanıp Marmaris’e doğru inmeye
başladık. Bir türlü bitmeyen, ikide bir toprak kayması nedeniyle çöken hala
çökük, yol hala o bölümde tek şerit. Marmaris’in AKP ilçe başkanının geçenlerde
“bu sene çok yağmur yağdı ondan çöküyor” diye yalan söylediği yol ilk günden
beri böyle. Yani açıldığı zaman da böyleydi, yazın da çökme oldu. Bu yolu açmak
için yüzlerce ağaç kesildi, Marmaris’lilerden karşı çıkanlar oldu diye
hatırlıyorum. Ya müteahhit sahtekar ya mühendislik hatası var bilemiyorum.
Bildiğim, o yolun hala bitmediği ve muhtemelen hiç bir zaman bitmeyeceği. Hem
zaten ortada çalışan işçi de görmedim.
Sola dönülür ve istikamet Marmaris üzerinden Datça olur
Malesef son derece çirkin yapılarla dolan Marmaris.
Mavi Pide'nin ördekleri
Datça'ya doğru Gökova ve Bördübet sahili. Karşısı ise Ören
Marmaris’i
geçip Bozburun-Datça istikametine devam ettik. Marmaris’in içini hiç sevmem.
Ama çevresine ise hayranım. Öğle yemeği için tabii ki Hisarönü’ndeki Mavi
Pide’de durduk. Yazın sakin olan derenin suyu ve debisi epey artmıştı, kanarına
oturduk ve şahane pidelerinden yedik. Akşam yemeği için Datça’da Fevzi’deyiz
diye fazla yemedik ama. Çünkü yolu bu kadar uzatıp Datça’ya gitmemizin iki
sebebinden biri Fevzi’de Ege otları ve deniz mahsulü yemekti. İkinci sebep ise
bahar açan bademlerin Datça’nın muhteşem doğasına yaptığı katkıyı yerinde
görmek. Geçen sene onbeş gün geç kalmıştım, bu sefer tam zamanında Datça’ya
vardım. Fevzi ve baharlar konusunu da bir sonraki yazıda anlatayım.
Aşağıdaki manzara Antalya'da kaldığım otelin odasından çekildi
Seyahatlerim nedeniyle bir süredir takip edemediğim yazılarınızı bu sabah yine büyük bir keyifle okudum.. Her zaman olduğu gibi yine ilaç gibi geldi.. Valla bir an önce o taraflara gelmek, yerleşmek, sizinle tanışmak ve de karşılıklı iki tek atmak isteği gittikçe yoğunlaşıyor bende de. Kaleminize, yüreğinize sağlık, dostçakalın.. (Bu arada meraklılarına(!) mal beyanında bulunmanız da iyi olmuş..)
Bu girişi yapmak zorunda kaldım çünkü benden kişisel tatil programlarını yapmamı bekleyenler, rezervasyon konusunda yardım isteyenler, kalmayı düşündükleri tesisleri yazıp hangisinde kalalım diye soranlar o kadar çoğaldı ki, tümüne birden cevap yazamadığım için buraya yazıyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim. Bu yazı benim gözlemlerimi anlatıyor. Yani kişisel tercihlerime göre yazdım. Buraya yazmadığım konularda bilgi sahibi değilim. Ve lütfen kişisel tatiliniz için benden güzergah, yemek mekanı, bölge vb. talep etmeyin. Veya "nerede kalalım?" veya "çocuğumla geliyorum, kum nerede iyidir, deniz Mayıs ayında soğuk mudur?" gibi sorular yöneltmeyin. Bildiklerim yazdıklarımdan ibaret. Bu sorulara cevap veremeyeceğim. Şimdi yazıya başlayabilirim... Diyelim tatilinizi Bodrum’da geçirmeye karar verdiniz. İlk söyleyeceğim, keşke Haziran ayında gelseydiniz. Ama artık çok geç. Yıllık izninizi Temmuz ve Ağustos aylarında kullanmak zorundaysanız kalabalığı göze alıy...
Zaman geçtikçe, çok okunan yazıları güncellemem gerekiyor. Bu yazı da onlardan biri. Daha önce eklediğim bu kısa girişe bazı eklemeler yapmak istiyorum. Bu yazıyı yazdığımdan bu tarafa altı yıl geçmiş. Bu süre içinde Bodrum'da neler değişti? Gözlemlerimi buraya aktarmam gerekiyor çünkü "iş" konusunda çok soru alıyorum ve durum bu yazıyı yazdığım günlere göre çok kötü. Öncelikle şunu belirteyim; Bodrum altı yıl içinde hızla bozuldu, kalabalıklaştı, düzensizleşti. Bodrum şu sıralar İzmir'den sonra en çok göç alan ikinci yer. Ama ne bu kalabalığı kaldıracak alt yapısı var, ne doyuracak iş fırsatı var. Buranın ekonomisi ağırlıklı olarak turizm ve inşaat ile döner. Eğer kendi işinizi -evinizden bilgisayarla- yapabilecekseniz sorun yok. Ama iş arayacaksanız işiniz çok ama çok zor. Çünkü Bodrum'da şöyle bir kural var: Burada ücretler Bodrum işi, kiralar İstanbul işi. Ben göçtüğümde kiralarda üst sınır 1.000-1.200 TL civarıydı, bugün 3.000-4.000 TL lafl...
Yeni Giriş Notu: Bugün 4 Mayıs 2021 Salı. Aşağıdaki yazıyı yazdığımda Bodrum'a yakın zamanda yerleşmiş, buranın nimetlerini paylaşmayı seven biriydim. Yazıyı, insanların aklında hayatlarını değiştirme fikri varsa buna destek olmak amacıyla, naif duygularla, açık yüreklilikle yazmıştım. Aradan geçen zaman fikirlerimi değiştirdi maalesef. Çünkü Bodrum'a hayatını değiştirmek değil Bodrum'u değiştirmek isteyenler gelmeye başladı. Bu insanları sevmedim. Kıyıları, tepeleri, boş buldukları her araziyi betona çeviren insanlardan, buralara gelenlerden, Bodrum'un yapısını, kimliğini bozanlardan tiksindim. Bu nedenle benim için artık Bodrum'da nereye yerleşilir diye bir konu yok. Bana nereye yerleşelim diye soranlara cevabım; Bodrum'a yerleşilmez. Bu kadar abur cubur kalabalıkla, burayı şehire çeviren, buranın halkına tepeden bakan, hazımsız, sonradan görme, Bodrum'u ve Ege'yi anlamayan, Halikarnas Balıkçısı'nı restoran sanan bu kitleyle bir arada olmak, tara...
Seyahatlerim nedeniyle bir süredir takip edemediğim yazılarınızı bu sabah yine büyük bir keyifle okudum.. Her zaman olduğu gibi yine ilaç gibi geldi.. Valla bir an önce o taraflara gelmek, yerleşmek, sizinle tanışmak ve de karşılıklı iki tek atmak isteği gittikçe yoğunlaşıyor bende de. Kaleminize, yüreğinize sağlık, dostçakalın.. (Bu arada meraklılarına(!) mal beyanında bulunmanız da iyi olmuş..)
YanıtlaSil