Son yazıdan bu yana bir hafta geçti. Bu akşamki blog
yazısında 1978-79-80
yıllarında yaptığım Bodrum tatillerinden kalma bazı
fotoğraflara yer vermek istiyorum.
Bu fotoğrafların siyah/beyaz olanları o yıllarda babamın
Doğu Alman malı Praktika fotoğraf makinasıyla çektiğim fotoğraflar. Bu makinaya
babam gözü gibi bakardı ve o yaz tatilinde bana vermişti. Şimdi bu satırları
yazarken o makinanın deri kılıfının kokusunu ve kılıftan çıkınca makinanın yaydığı
metalik kokuyu hatırlıyorum. Koku çok acayip birşey. Sizi bir anda yıllar
yıllar öncesine götürebiliyor. Daha sonra bu siyah/beyaz negatifleri kendim
yıkar kendim karta basardım. Babamın hobisi için kurduğu küçük karanlık odada
bu işleri öğrenmiştim. Karanlık oda dediğim de içinde iki kişinin dönemeyeceği
kadar küçük ve penceresi olmayan, hakikaten karanlık bir odaydı.
 |
Sahildeki yürüyüş yolu yapılmadan önceki haliyle Bodrum. Bir gecemi, boş pansiyon bulamadığımdan resimdeki otobüsün olduğu yerde bir Volkswagen kaplumbağa arabada geçirmek zorunda kalmıştım. |
 |
Bu binaya Bodrum'da hiç rastlamadım. Ya yıkıldı ya da daha mantıklısı bu bina Milas'ta. Çünkü yapı tarzı buraya hiç benzemiyor. Otobüsün son mola yeri olan Milas'ta çekmiş olmalıyım |
 |
Şimdi Cookshop olan eski yağhane. O yıllarda da zaten yıkıkmış |
 |
Meşin iplerde nazar boncukları... her taraf bunlarla doluydu |
1979 yılındaki Bodrum tatiline bu sefer cebimde
parayla geldim. Bir önceki gelişim, o yıl yaz tatilindeydi, öğrenciydim ve babamın
verdiği kısıtlı harçlıkla Bodrum’u keşfe gelmiştim. O kış üniversitenin ikinci
sınıfına geçmiştim. Artık mesleki dersler başlamış, amblem, broşür filan gibi
temel işleri öğrenmeye başlamıştık. Okulun kapanmasına doğru o zaman Dyo
boyalarının yöneticisi, aile dostumuz Ahmet Bali beni bizim Fındıklı’daki
akademinin karşısında yer alan genel müdürlük binasına çağırmıştı. Hiç
unutmuyorum; Transocean isimli bir etkinliği o yıl Dyo’nun İstanbul’da
düzenleyeceğini anlatmıştı. Transocean dedikleri ise, uluslararası gemi
boyaları üreten boya firmalarının kurduğu birliğin adı. Birkaç gün sürecek
etkinliğin program broşürü, gelenlerin takacağı yaka kartı gibi bir dizi işi tasarlayıp
tasarlayamayacağımı sordu. Tamam yaparım dedim. Şimdi düşünüyorum da ne
cesaretle evet dediğime şaşıyorum. Hayatımda o güne kadar hiç profesyonel iş
yapmamıştım. Hiç matbaaya gitmemiştim. Biz ikinci sınıfta sadece tasarımı
öğreniyorduk. Ama işin nasıl basılacağını, basılabilmesi için nasıl bir çalışma
yapılması gerektiğini bilmiyorduk. Hadi benimki cahil cesaretiydi. Ahmet
ağabeye yıllar sonra, bana nasıl olup da güvendiğini sormuştum. Çünkü iş ciddi
bir ajans işiydi. Söylediklerini buraya yazmıyayım, kendi propagandasını
yapanlara benzemek istemem. Ahmet ağabeyin kızı Ayşe Bali yıllar sonra bizim
sektörün başarılı bir reklamcısı olacaktı. Ayşe’nin yanılmıyorsam İtalya’da
okuması için Ahmet ağabey ile epey konuşmuştuk. Grafik eğitimi almasını
desteklemiştim. İyi de oldu, iyi bir reklamcı yetişti.
 |
Turgutreis'teki Soytaş evleri. İlk devre mülk sisteminin uygulandığı evler bunlardı galiba |
 |
Tersaneden... |
 |
Şimdiki marinanın yerinde sadece bir beton iskele vardı. Zaten bağlayacak kaç tekne vardı ki? |
 |
Turgutreis denilince benim aklıma o eski sazlıklı köy geliyor. |
Neyse konuyu dağıtmayayım. İşte okul kapanmasına yakın
o sipariş edilen işleri yapmış, Çemberlitaş’ta bir matbaada sabahlamış ve zamanında
işi yetiştirmiştim. Karşılığında hayal edemeyeceğim bir para kazandım. Rakamı şimdi
tam olarak hatırlamam mümkün değil çünkü bizim kuşağın sıfırlarla arası iyi
değildir. Öyle acayip enflasyon ile büyüdük ki rakamlar birbirine girdi. Sonra
da altı sıfır atılınca iyice tepe sersemi olduk. Ama sanki babamdan aldığım
yıllık harçlık kadar bir paraydı. O parayla benim bir Bodrum’a gelişim var ki
sormayın. Sanırsınız Bodrum’a ülkenin en zengini geldi. Bir yıl önce arada bir
bira veya en kabadayısından o zamanın berbat şaraplarını içen ben bu gelişimde
rakı sofraları kurmuştum. O zamanki şaraplar “Öküzgözü” değil tam “Öküzöldüren”
şaraplarıydı. Yaşım ondokuz veya yirmiydi ve Bodrum’un en ama en pahalı mekanı
Han’da iki üç gece sofra kurmuştum. Han dediğim yer de şimdi çarşıdaki New-Old.
Önceki gelişimde çatı katındaki terasında yıldızların altında uyuduğum
pansiyonda oda tutmuştum. Adam olacak çocuk o yaşlara belli olur, benim yıllar
sonra Bodrum’a yerleşince haftada birkaç kez rakı masasına oturacağım o tatilde
belli olmuştu.
 |
|
 |
O yıllarda daha çok balıkçıların olduğu liman |
 |
Fotoğrafı çektiğim yer şimdiki Yapı Kredi'nin önü olmalı |
 |
Çarşının o yıllardaki hali. Han da dönemin en pahalı mekanıydı |
İlk gidişimde balıkçılara beni de yanlarına almaları
için rica etmiş, Bodrum’u denizden o sayede görebilmiştim. Bu ikinci gelişimdeyse
tekne turuna çıkacak parayı kazanmış olarak gelmiştim. Bir kaç kere tekneyle Adaboğazı,
akvaryum falan gezindik. Bu ikinci tatilde Bodrum’u biraz daha tanımıştım ve
içimde buraya karşı olan sevgi muhtemelen bu seyahatten sonra tutkuya dönüştü.
Kışın İstanbul’da çektiğim diaları duvara yansıtır Bodrum hasretini gidermeye
çalışırdım. O derece.
Kazandığım parayla onbeş gün Bodrum’da kalmış, o
yıllarda yirmisine henüz basmış bir genç için tam anlamıyla krallar gibi
yaşamıştım. Tabii sıfırı tüketip İstanbul’a öyle döndüm. Yine son param beni
otobüsten indiğim Harem’den eve götürecek kadardı. O zamandan belli olmuş zaten,
ben günü yaşamayı seven, ilerisini pek fazla düşünmeyen biri olacakmışım. Şimdi
yaş elliyi geçince duruldum ama yine bazı huylarım değişmedi. Kazandığımı
zevkime harcamayı yine sürdürüyorum. Orta kalite yerde beş akşam yiyeceğime iyi
yerde iki akşam yemeyi tercih ediyorum. Orta kalite yerde on gün tatil
yapacağıma iyi yerde beş gün yapmak benim için daha doğru. Bu huy devam ediyor.
 |
Şimdiki marinanın yerinde olan T şeklindeki beton iskele |
Yukarıdaki sevimli çocuk geçen yazıda söz ettiğim annemin kuzeni Meral Horne'ın oğlu Bodrum doğumlu Cancan. Şimdi Çin'de yaşıyor.
Bir sonraki yılın Ekim ayında yaz sıcağı henüz
bitmişken hafta sonu ile birleşen cumhuriyet bayramından yararlanarak yine
Bodrum’a bir kaçamak yapmıştık. Bu sefer kuzenim Hakan ve bir çocukluk
arkadaşımız ile beraber otobüse atlayıp buraya gelmiştik. Üniversitede dersler
başlamıştı iyi hatırlıyorum. Çünkü otobüse yetişeceğim diye Yurdaer Altıntaş’ın
dersinden erken çıkmış, ödevi tam bitirmeden asistana teslim etmiştim. Dört
yıllık grafik eğitimimde aldığım tek zayıf not da bu olmuştu. Iyi öğrenciydim
yani. Arada bunu sıkıştırayım çünkü vasatın üzerine çıkamayan bir orta-lise
öğrencisiydim.
Bodrum’da karşılaştığım arkadaşlarımdan birinin babası
Bitez’de yapılan bir sitenin mühendislerindendi. Bizi arabasıyla oraya
götürmüştü. Tekneyle açılmış, açıktan oranın fotoğrafını çekmiştim. Hayatımda
gördüğüm ilk büyük site burasıydı. Çorak bir tepeye kibrit kutusu gibi beyaz
evlerin niye yapıldığını anlamamıştım. Hala da pek anladığımı söyleyemem.
Burada fotoğrafını göreceğiniz o çorak tepelere kurulan site bugün Bodrum’un en
yeşil ve en itibarlı sitelerinden biri olan Aktur’a dönüştü.
 |
Aktur inşa edilirken |
 |
1979 yazındaki seyahatte tanıştığım arkadaşları İstanbul'a uğurlarken. Alt ortadaki bendenizim.
Sağımdaki de kuzenim Leyla |
 |
Kumbahçe'de tavla atanlar. Arkadaki Halikarnas yazısı dikkatinizi çekmiştir. O zaman henüz sahildeki yaya yolu yok |
Yukarıdaki kareler aslında geçen yazıda yer almalılardı çünkü 1978 yılından kalma. Arabayla gelirken Bafa'da bir çeşmede durmuştuk. Sağdaki ise Bodrum'da rakı değil çay içtiğim tek fotoğrafım.
Bu seyahatten de bazı kareleri buraya alıyorum. Daha
fazla malzeme olması gerekir diye düşünüyorum ama yok malesef. Bir yerlerden
çıkacağını tahmin ediyorum. Çıkarsa onlara da yer veririm.
Bu yazıyı da, sözünü ettiğim ekim ayındaki tatilden
bir anekdotla bitireyim. Dönüşümüze yakın son paralarımızla üç kafadar ve
babası Bodrum’da mühendis olduğunu söylediğim arkadaşımız da dahil şimdiki
Gemibaşı’na gittik. O zaman da adı aynıydı. Çok daha küçüktü tabii. Önündeki
bölüm yoktu. Çamurlu bir yoldan yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Akşam rakı sofrasını
kurduk. Hiç unutmuyorum cam kenarında köşe bir masaya oturmuştuk. Sanki bir
soba vardı diye aklımda kalmış. Soba yanıyor muydu acaba? Akşamları serin
oluyordu artık. Biz kendi aramızda eğlenirken yan masalarda babamız yaşındaki
Bodrum’un yerlileri de rakı içiyorlardı. Yaşları onsekiz-yirmi arası değişen
dört İstanbul’lu tipin rakı içmesi ilgilerini çekmiş olmalı ki masadan masaya
muhabbet başladı. Ben özellikle Bodrum’u, kış hayatının nasıl olduğunu sorup öğrenmeye
çalışıyordum. Nereden dönüp dolaştıysa laf Bodrum’a gelen turistlere kaydı.
Lafa giren kişi kendisinin Bodrum’un belediye başkanı olduğunu söyledi. Alkolün
de etkisiyle bize “burada sizin gibi çulsuz gençleri değil parası olan babalarınız
yaşındaki insanları bekliyoruz”, “Bodrum’lu, o insanlar gelince para kazanacak,
burasını onlara göre planlıyoruz” gibisinden laflar etti. Tabii ki bozulduk ama
sesimizi çıkaramadık. Hayırlısı olsun falan demişizdir herhalde. Aradan otuzbeş
yıl geçti. Ben o eski başkanın dediği parasal kıvama gelemesem de burada
yaşamaya başladım. Başkanın dediği gibi buralar dağ tepe ikinci konut doldu.
Keçi otlatılan köyün tepesindeki arsalara siteler yapıldı, çok paralar
kazandılar. O kadar çok kazandılar ki harcayacak yer bulamayınca Ortakent’in
mandalina bahçelerinin olduğu yerlere bile AVM yapıldı. Muhtemelen o başkanın
torunları şimdi Midtown’da hamburger, patates yiyip, bol şekerli kola içip obez olmakla meşgullerdir.
Ara sıra evin bir köşesinden böyle eski resimler
çıkarsa yine eski Bodrum gezilerimle ilgili anıları burada paylaşmak istiyorum.
Şimdilik malzeme bu kadardı ve iki yazıda bitirdim.
Yarın Antalya’ya doğru yola çıkıyorum. Bu sefer de yine
iş ile ilgili. Yarın akşam Antalya’da kalacağım. Cumartesi toplantıdan sonra
Üçağız köyüne geçeceğim. Gece Üçağız’da konaklamayı, sabah oranın inanılmaz
manzarasına uyanmayı planlıyorum. Herhalde öğlen yemeğini Kaş’ta veya
Köyceğiz’de yer akşam Bodrum’a varırım. Yani haftaya bu seyahatle ilgili
fotoğraf ve yazıya yer vereceğim gibi görünüyor.
İyi hafta sonları dilerim…
hocam iyiki hesaplarınızı kaptmamışsınız yoksa bu güzellikleri okuyup 'ah ah nerde o günler'diyemeyip nasıl anılarımızı tazeleyecektik ki.
YanıtlaSilyine güzel bir yazı ve harika resimler... elinize sağlık
YanıtlaSilHep merak etmişimdir eski bodrumu harikaydı
YanıtlaSilKeyifli Hatıralar için teşekkür ederim... Aynı yıllarda o sokaklarda dolaşmış, otogarda arkadaşlarımızı yolcu etmiş biri olarak çok keyif aldım yazdıklarınızdan ve fotoğraflardan.....Ve gençliğin en güzel günlerini taçlandırdığımız Bodrum'a bir kez daha selam olsun.... Sevgi ve saygılarımla...
YanıtlaSilRica ederim. Hatıraları canlandırdığım için sevindim.
Sil