Üniversitede grafik eğitimine başladığım ilk yılın yaz tatilindeydim. Yıl 1978. Yazları
geniş ailemizle, İdealtepe’deki dededen kalma büyük bahçeli ve 5 odalı evde geçiriyorduk.
Bir önceki yaz bizim okulun yetenek sınavlarına puanım yetmemişti. O yıl, o zamanki
sınav sistemine göre 396 puan almış ama bizim okul tabanı 400 olarak
açıklamıştı. Dört puan yüzünden bir yıl boşta kalmış, daha önceki yazılarımdan
birinde anlattığım gibi o kış bir plakçıda çalışmıştım (http://bodrumluhayat.blogspot.com/2013/02/bu-sabah-bodruma-bahar-geldi-bu.html
). Ertesi yıl sınavdan 460 puan almıştım bu sefer de bizim okul tabanı iyice
aşağıya çekmiş 350’ye indirmişti. Neyse, okula girmiş ve o eğitim dönemini
bitirmiş yaz tatili için yine yazlık eve, İdealtepe’ye taşınmıştık. O sıralar
hep Bodrum diye bir yerden söz edildiğini duyuyordum ama hiç bir fikrim yoktu.
Sadece beyaz badanalı evlerinin olduğunu, dar sokaklarını, lacivert denizini
eğer bir gazete yazarsa ancak o zaman okuyabiliyor, oradan biliyorduk. Ayrıca
annemin kuzeni olan Fatma Meral Sever oraya yerleşmiş diye duyuyorduk. Yeni
Zelanda’lı kocası Guy ile evlenince Horne soyadını alan Meral ablamız çok
renkli, enerjisi müthiş bir insandır. Buraya yazmakla bitiremem. Şu kadarını
söyliyeyim, Bebek’te doğup büyümüş, Robert Kolej’de okumuş, döneminin çok
güzel, çekici, tam boşnak tipli, sarışın mavi gözlü, boylu poslu genç kadını
olan Meral ablamız tiyatro dünyasının ve entellektüel camianın içinde yaşardı.
Coco Chanel giyinir o parti senin bu parti benim gezerken bir gün eşinden
ayrılmak istediğini ve eşinin kendisini Kars sınırına götürüp bırakmasını
söylediğini duymuştuk. Ben o yıllarda henüz küçük sayılırdım, aile içinde
dehşetle anlatılırdı. Meral çıldırdı dendiğini hayal meyal hatırlar gibiyim.
Meral Kars sınırından İran’a oradan Afganistan, Hindistan, Nepal falan uzak
doğuda neresi varsa gezdi. Bu geziyi Hürriyet gazetesine tefrika halinde yazdı.
Asya’yı Gezen İlk Türk Kızı adındaki diziyi iyi hatırlıyorum. Haftada bir gün
çıkardı, ailecek gazeteyi okur Meral’in neler yaptığını izlerdik. Neyse, kısa
keseyim. Meral birkaç yıllık turdan sonra Avusturalya’a yerleşti. Seneler sonra
ilk İstanbul’a geldiğinde bizde bir akşam kalmaya uğradı. Anlattıklarını hayran
hayran dinlediğimi çok iyi hatırlıyorum. Batik öğrenmiş, hayatını bunla
kazanıyordu. Derken Türkiye’ye dönmeye karar verdiler ve Bodrum’a yerleştiler.
Onlarca yıl sonra Coco Chanel giyen Meral, uzun örgü saçlı, rengarenk batik giyen,
doğa aşığı biri olarak çıkageldi. Artık yılda birkaç kez İstanbul’a kumaş
almaya geldiğinde babamın kumaş mağazasına uğrar, o akşam bizde kalır, Bodrum’u
ve oradaki hayatı aktarırdı. Sözünü ettiğim yıllar 1975 civarı. Mandalina
bahçeleri içindeki beyaz badanalı taş evini, batik atölyesini, nasıl
çalıştığını, neler yaptığını, köylü kadınları, pazarını falan anlatırdı. Ben da
artık lise çağındaydım ve hayran hayran Bodrum’u dinlerdim. Bazen çektiği
diaları getirirdi, evde ortamı karartır, duvara astığımız perdeye projeksiyonla
diaları yansıtır, bakardık. Yani benim aklıma Bodrum’u ilk sokan Meral olmuş
herhalde.
 |
Meral'in 70'lerde Hürriyet'teki "Asya'yı Gezen İlk Türk Kızı" röportaj dizisinin kupürü |
İşte 1979 yazında evde
pineklerken amcam ve yeni evlendiği eşi, vosvoslarıyla geze geze Bodrum’a
gideceklerini anlatırken ben de gelebilir miyim dedim. Ve bir yaz sabahı
İdealtepe’den yola çıktık. Hayatımda ilk defa Ege’ye inecektim. Ayvalık’ta
öğlen yemeği yerken yaşadığım bir anekdotu anlatmak isterim. Bizim İstanbul’da,
evde iki tür yemek pişerdi. Biri sıcak yenen, margarin veya tereyağıyla yapılan
yemekler diğeri ise soğuk yenen zeytinyağlı yemekler. Yani zeytinyağlı demek
soğuk yenen yemekti. Ayvalık’ta bir yol üstü lokantasına oturduğumuzda menemen
istediğimi hatırlıyorum. Menemeni yedikten sonra lokantanın sahibine
“zeytinyağlı neyiniz var?” dedim. Adamcağız tuhaf tuhaf bakarak ”e zaten hepsi
zeytinyağlı” dedi. Yani sıcak soğuk her şeyin zeytinyağıyla yapıldığını ben ilk
kez Ayvalık’ta öğrendim. Son 15 yıldır ben de her yemeği, makarnayı, pilavı
bile zeytinyağıyla yapmaya başladım ama mesela hala zeytinyağlı pırasayı,
enginarı ne bileyim o tür sebzeleri soğuk yerim. Bodrum’lular ise her yemeği
ısıtarak yiyorlar bu bana hala garip geliyor.
 |
Kalenin önündeki rıhtımın 1979'daki hali |
 |
Kumbahçe tepeleri bomboşken |
Ayvalık’tan sonra geceyi
Kuşadası’nda geçirip Bodrum’a geldik. Yokuşbaşı’ndan aşağıya inerken kaleyi, Karaada’yı
ve Kos’u gördüğümde Halikarnas Balıkçısı’nın dediğinin ne kadar doğru olduğunu
bizzat yaşadım. Şimdi Temple bar olan, barlar sokağında, sahil tarafındaki bina
o zaman “Balıkçının Pansiyonu” idi. Yıllar sonra o pansiyona çevrilen evin
aslında Halikarnas Balıkçısı’na ait olduğunu öğrenecektim. Ve ne ayıptır ki artık
bir bar olan ev herhangi batılı bir ülkede olsa şimdi müzeydi. Bizim değer anlayışımız
bu malesef. Bodrum o tatilde beni nasıl etkilediyse, gözüm başka şey görmez
oldu. Amcamların tatili bitti, onları gönderdim ben biraz daha kaldım. O
yıllarda fazla kalacak yer yoktu. Balıkçının Pansiyonu da benim öğrenci
bütçemle kalabileceğim bir yer değildi. Amcamlar gittikten sonra Şoray Pansiyon
adında bir pansiyonun terasında kaldım. Terasın üstü açıktı ve yedi sekiz yatak
atılmıştı. Birinde de ben kaldım. Hayatımda ilk defa yıldızların altında
uyumuştum. O tatilimde Meral Abla’nın evine ve atölyesine de uğramıştım. Deli
bir tempoda çalışıyordu, rahatsız etmemek için sonraki günlerde bir daha gitmedim.
 |
Bir balıkçı teknesine rica etmiştim beni ağ toplamaya çıkarken yanlarında götürmüşlerdi. Mutfakları pek iç açıcı değilmiş |
 |
Tepecik sahilinde karaya bağlı bir tek tekne yok. Şimdi yazın yürürken denizi göremiyorsunuz. |
 |
Bu çocuk şimdi 38-40 yaşında olmalı. Kim acaba? Belki bu blogu okur da öğrenirim. |
 |
Aynı çocuk ve abisi. Tekneyle Bardakçı'ya giderken |
Şimdiki garajın oradan
kalkan Willys marka ciplerle Gümbet ve Turgutreis taraflarına gitmiştim.
Bardakçı’da Zeki Müren’i görmüştüm. Sonra bir akşamüstü Raşit’in kahvesinde
otururken de rastlamıştım paşaya. Tek başıma seyahat etmek o zaman da beni
sıkmazmış demek ki. Dedim ya öğrenciydim, balıkçılara gidip rakı içecek para
yoktu. Hoş, o yaza kadar rakı içmiyor, bira veya çok ender olarak şarap
içiyordum. O da az miktarda. Ama şunu söyliyeyim, bir yaz sonra geldiğimde rakı
sofrasına oturmuştum. Yani ne olduysa o aradaki kışın olmuş. O gün bugündür
rakıyla dostluğumuz sürüyor.
İstanbul’a dönüş için
otobüse binip Harem’de indiğimde cebimde 50 kuruş kalmıştı. O para minibüsle
beni İdealtepe’ye götürdü. Yani son kuruşa kadar bitirip döndüm.
Bu ilk Bodrum tatilinde
çektiğim fotoğrafların çoğu siyah/beyaz karta bastığım fotoğraflardı. Evde
babamın karanlık odası vardı, ben de orada film banyo etmeyi ve karta basmayı
öğrenmiştim. O fotoğrafların bir bölümünü buldum. Bugün bu yazıda
paylaştıklarım da yine o tatilde çektiklerimden elimde kalan dialar. Bazıları
çok karanlık, bazıları yıllar içinde bozulmuş, yıpranmış. Bazıları da malesef
kayıp. O yıldan sonra 7 kere yer değiştiren bu malzeme taşınmalar esnasında da
fire vermiş olmalı. Ya da bir gün yine bir yerden çıkacaklar.
 |
O zamanki azmakbaşı sahil kahvesi. En sık gittiğim yer burasıydı. |
 |
Bodrum sokakları... |
İlk fırsatta kart baskıları
da tarayıcıdan geçirip digital olarak saklayacağım. Tabii onları da
paylaşacağım. Şimdilik bu yazı serinin ilk yazısı olsun.
Bu seyahat benim hayatımın
bir dönüm noktası olmuş. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Onsekiz yaşımda
Bodrum’a vurulmuştum, kırksekiz yaşında buraya yerleştim. Aradaki otuz yıl,
buraya yerleşebilmem için hem içsel hem işsel bakımından hazırlığımla, hem de
teknolojinin bunu sağlayacak aşamaya gelmesini beklemekle geçti. O yüzdendir ki
buranın değerini çok iyi biliyorum. Bazen Bodrum’u fazla abarttığımı düşünenler
olabilir ama otuz yıl bekledikten sonra bu kadarcık abartıyı hoş görmek gerek.
Siz otuz yıl bir şeyi bekleseniz ona nasıl değer verirdiniz?
 |
Şimdi tekilacılar sokağı olan, gürültüden durulmayan sokak. O zaman adı meyhaneler sokağıydı |
 |
Şimdi sağdaki ev Moonlight bar |
 |
Tipik bir sokak ve o zamanlar sık karşılaşılan eşekle giden bir Bodrum'lu |
 |
Osmanlı tersanesinden |
 |
Bu çeşme Tepecik Camiinin o zamanki çeşmesi. Burada otobüs yıkamak yasaktır yazıyor. Yani yollar o kadar boş ki, adam otobüsü caminin önüne çekip yıkıyordu. İmam isyan etmiş |
 |
Şimdiki marinanın yerinde basit, betondan T biçiminde bir iskele vardı. Şimdi Marina Club olan alan ve sonrası ise tersaneydi |
Sağlıklı olmak herkesin
hayatındaki ilk hedefi olmalı. Ama özellikle büyük kent hayatı malesef buna pek
izin vermiyor. En basitinden evden işe geliş gidişin bile yeterince gerginlik
kaynağı olduğu şehirde, yenilen içilen ambalajlı ürünlerin sağlıksız yapısı da
eklenince insan yıpranıyor. İş gerginliği, iş hayatının olumsuzlukları, gelecek
ve para kaygısı neredeyse o yaşlardaki her üç kişiden ikisini sakinleştirici
alır hale getirmiş. Bunlardan kaçmakla kendime yaptığım iyiliği buraya gelince,
yaşamaya başlayınca anladım. Bodrum’u otuz yıl bekledikten sonra, buranın
tadını daha uzun yıllar sağlıklı olarak çıkarmak için kendime iyi bakmak
zorundayım. Aklı Bodrum’da veya benzeri bir sahil kasabasında kalanlar için
şunu söyliyeyim; ertelemeyin, beklemeyin. Hayat geçiyor...
Dilerim aklı burada
kalanlar da mutlu sona ulaşır. Şimdiden iyi bir haftasonu diliyorum...
Öteki gün, Guy, Meral ve CanCan'dan bahsediyorduk. Onlar nerede şimdı?
YanıtlaSilMeral ve Guy Antalya'dalar. Can Can ise Çin'de.
SilMerhabalar...
YanıtlaSilNe güzel anlatmışsınız.. Okudukça o yıllara gittim yazdıklarınızla.. Kaleminize kuvvet Serdar bey. İkincisini yudumlamaya başladığım rakımı şerefinize kaldırıyorum. İyiki varsınız. Sağlıcakla, dostçakalın..
çok güzel resimler elinize sağlık. insan o günkü masumiyeti hissediyor resimlerde... sabırsızlıkla bekliyorum diğer resimleri de...
YanıtlaSilÇok güzel bir yazı.Tebrik ederim. Bir de dip not düşmek isterim; Keşke göç eden şehirden hırs ve para tutkusunu getirip bir şeyler elde etme yada sahiplenme adına Bodrum'u kirletmese,bakir yapısına saygı duysa. İşte o zaman benim gibi doğma büyme Bodrumlular çok mutlu olurlar.
YanıtlaSilBu bloğu okurken neden gözlerim dolar hep ? Hele ki fotoğraflar ve anlatım şekli ....Bir ege çocugu olup yaban ellerde hasret kalmam mı denize,İzmir'e ege'ye Bodrum'a ?? ..Bilmiyorum..Şimdi kısa süreliğne easter tatili için Türkiye'deyim.Keşke gelip görebilsem havasını içime çeksem oraların.
YanıtlaSilSevgiyle Kalın
Ashley
Ben de ilk olarak Bodrum'a 1978 yazında gelmiştim. Azmakbaşı kahvesi sahibi pala Mehmet Abi vardı (Allah rahmet eylesin) o zamanlar konaklama yapacak fazla imkan yoktu, azmakbaşı kahvesinde şef garson Recep vardı ve inanın gece kahve kapandıktan sonra sandalyeleri yatmak için bazılarına kiraya veriyordu.
YanıtlaSilHiç unutmam, ayrıca Zeki Müren (paşamız) neredeyse her akşam çardak bar'a gelir o meşhur incir ağacının altına otururdu.
Ne günlerdi.... hoşçakalın
Ali Erdoğan
FATMA MERAL HORNE hanımı
YanıtlaSilbu sabah TRT BELGESEL de izledim.Saatlerce anlattıklarını dinleyebilirim.
Ne güzel sonbaharıma renk kattı.
Yazılarınızı yakından takip ettiğim için Bodrum ve civarını çok gezdiğinizi biliyorum, ege de bodrum dışında favori yerleriniz var mı? 12 ay yaşamak için bodrum dışı nereleri önerebilirsiniz, mesela Datça olabilir mi?
YanıtlaSilBu çok kişisel bir konu. Kimi için Datça'nın sakinliği iyidir, kimi için dayanılmazdır. O yüzden bir şey söylemem zor. Ben Bodrum'dan başka bir yeri henüz düşünmüyorum. Eğer burası çok kalabalık olursa o zaman değerlendireceğim.
SilTeşekkür ederim bu güzel betik için... Araştırmama küçük de olsa katkı sundunuz.
YanıtlaSilAh Bodrum Bodrum..!
YanıtlaSilDuygulandırdınız, teşekkürler.. ☺