Geçtiğimiz
ay arabayla yaptığım kuzey Ege turundan son anda İstanbul’a uğramamı saymazsak
Aralık ayından bu yana istanbul’a gitmiyordum. Bir önceki gidişim tam anlamıyla
uğrama oldu çünkü Anadolu yakasında Kartal’da kaldım, Pendik’de toplantıya girip
çıktım doğru feribota bindim ve Bodrum’a döndüm. Yani şehre hiç inmedim. Ofisi
Bodrum’a taşıyalı tam bir yıl oldu. Öncesinde her ay en az bir kere İstanbul’a
gidiyordum. Bodrum’da yıllarım geçtikçe İstanbul’a gidişlerim azaldı. Not
tutmuşum, ilk geldiğim yıl 50 günümü İstanbul’da geçirmişim. Sonra düzenli bir
şekilde bu sayı azaldı. Şimdi artık on günü ya buluyor ya bulmuyor.
Bu
gidişim de tabii ki iş içindi. Ama iki aydır gitmediğimden görmek istediğim
dostlarım ve akrabalarım vardı o yüzden üç gece dört gün kaldım. Tabii ki
yetmedi, bir sonraki gidişimi bu sefer göremediğim diğer dostlar ve akrabalara
ayıracağım.
Geçen
hafta Perşembe sabahı saat 10:00’da Tuzla’da toplantı vardı. Eskiden olsa uçak
rötar yapar filan da yetişemem diye düşünüp bir gece önceden giderdim. Bodrum
beni de epey gevşetti. Sabah 08:10 uçağına binip Sabiha Gökçen’e doğru
havalandık. Uçak zamanında kalktı ama İstanbul biraz sisli olduğundan tepede
dönüp durduk. On dakika kadar rötarla indik. Aynı gün iki ayrı yerde toplantım, bir yerde de iş dışı sohbet görüşmesi olacağından şoförlü araba kiraladım. Eskiden kendim kullanırdım fakat artık
İstanbul’un yollarına o kadar hakim değilim. Özellikle tünellerle aram iyi
değil. Kaybolacağımı bildiğimden hiç o maceraya atılmadım. Sabah biraz
gecikince toplantıya da gecikirim diye endişe ettim ama arabayı kiraladığım
şirketin şoförü işini iyi bilen biriymiş ki sabah beni almadan önce ilk
gideceğimiz yeri sabahın yedisinde keşfe çıkmış. Bir önceki kiralama şirketinin
şoförü nereye gideceğimizi bana sormuştu, cep telefonundan rotayı bulmuştum onu
bile yanlış gitmişti. İki şirket arasındaki fark ne kadar önemli değil mi? Bu
şirketin adı Europark. Ben çok memnun kaldım, belki birilerine yarar, o yüzden
adını yazdım.
 |
Sabah güneşinin uzattığı gölgelerimizle beraber yola çıktık |
 |
Benim için İstanbul... |
 |
İki toplantı arası Suadiye sahilinde zaman geçirdim |
İkinci toplantıya yetişmem çok zordu çünkü Kısıklı tarafında berbat bir trafiğe takıldık.
Ama şoför oradan girdi buradan çıktı, ara sokakları ezbere bildiğini anladım.
Buralarda mı oturuyorsun diye sorduğumda, altı ay öncesine kadar ambulans
şoförü olduğunu söyleyince durum anlaşıldı.
İlk
akşam bizim grafik çeteyle buluştuk. Eskiden bu kadroya cunta da derlerdi.
Grafik bölümündeki hocalarım Yurdaer Altıntaş ve Bülent Erkmen ile birlikte
bizim Haluk, Yıldırım ve Melis ile son dönem yemeklerimizin değişmez mekanı
Karaköy Lokantasındaydık. Burası gerçekten çok makul bir yer. Hem yemekleri,
mezeleri gayet iyi hem fiyatlar uçuk değil.
 |
Yurdaer ve Bülent hocalarla Karaköy lokantasındaydık |
 |
Bülent hoca ve Haluk |
 |
Melis ve Yıldırım yanımdaydılar aynadan çekeyim dedim |
Ertesi
sabah toplantım Buyaka’daydı. Orada da toplantı arasında yemek molası
verdiğimizde kurumun kafeteryasında şansıma levrekli bir menü vardı. Bodrum’dan
balığınızla beraber geldiniz dediler.
 |
Buyaka'da toplantı yaptığımız kurumun kafeteryasındaki menü. Bir de rakı olsaydı... |
İkinci
akşam tvitdaşlarım Pelin ve Sultan’ın davetiyle Asmalımescit’te Mavi
Melek’teydik. Mekan Yakup’un hemen öncesinde yarım yerin altında bir yer.
Oradan çıkışta caz dinlemek üzere yeni açılan Date adındaki mekana geçtik. Bu
da yine Asmalımescit’te, Tünel’e doğru. Gerçekten iyi bir ekip vardı, geç saate
kadar kaldık. Özellikle Volkan Öktem’i Bodrum’da bizim Marina Yat Kulübü
dışında caz yaptığı ekiple dinlememiştim merak ediyordum.


Üçüncü
ve dördüncü günlerim işimin olmadığı, hani tur programlarında –serbest- diye tanımlanan
günler gibiydi. Bu iki günü eski hayatımın duraklarına uğrayarak geçirdim. Eski eşim -yenisi zaten yok- Derya ile buluştuk, Şimdi'de oturduk oradan İstanbul Modern'e gittik. Uzun
yıllar boğazda yaşadım, bunun son beş yılı Bebek’teydi. Bebek Kahve neredeyse
haftanın dört beş günü uğradığım yerdi. Cumartesi akşam üzeri de uğradım.
Özcan’ın beni görünce şaşırıp “Astiiiirr!!” demesi güldürdü. Özcan sıkı
Fenerbahçe’lidir. Beni de öyle sanırdı. Ben de hiç bozuntuya vermezdim, maç
olduğu günlerin ertesinde sabah gazetemi Akbank’ın yanındaki pasajdaki bayiden
alır, süratle maç yorumlarına göz atardım. Sonra Bebek kahveye girdiğimde “yahu
Ahmet’i solda oynatmanın ne manası var, bu antrenörle bu iş olmayacak”
gibisinden direkt konuya girerdim. Özcan da anlatır da anlatırdı. Onun
gitmediği haftalar güya ben maçta olurdum. Onun gittiğinde ise hep bir işim olurdu
bu yüzden karşılaşmıyoruz derdim. Şimdi bu yazıyı okuma ihtimali olmadığı için
artık açıklayabilirim... Özcan ben futbol ile hiç ilgili değildim ama senin
Fenerbahçe muhabbetini sevdiğim için böyle yıllarca takıldık.
Cumartesi
Gülüşan bana eşlik etti, Bebek sahilinde yürüdük. Derken açıldığında
mahallemize bar açıldı diye sevindiğimiz Lucca’ya kafamı uzattım. Kapıda Turgay
ile sarıldık, ayak üstü lafladık. Gel abi barda her zamanki köşende seni bir
görelim sonra gidersin dedi ama hiç girmeden devam ettim. Lucca artık çok
farklı bir yer, gelen kitle benim sevdiğim bir kitle değil. Zaten Bebek’teki
son yılımda da bu kitle başladığından pek uğramazdım. Ama ilk açıldığı yıl
neredeyse her akşam oradaydım. O zamanları çok başkaydı. Dedim ya, Bebek’e bar
açıldı diye sevinmiştik. Yoktu çünkü. Sadece Bebek Oteli’nin barı vardı ve
orada da yaş ortalaması 150 civarıydı.
 |
Bebek sahili |
 |
Boğazın ızgara yapılacak irilikteki tekirleri |
 |
Levent'deki bu binalardan sağdaki ikisini yeni gördüm. Demek ki epeydir yolum düşmemiş |
Akşam
da eski hayatımda haftada bir gittiğim Kuruçeşme’deki Marina Balıkçısındaydık.
Oranın konumu müthiştir. Boğaz’ın dibinde, hafif denizin üzerindedir. Teknede
gibisinizdir. Mezeleri ve balığı her zaman çok iyidir. Hele lakerdasıyla soslu
közlenmiş patlıcanı eşsizdir. Ekibin yarısı aynen duruyor, onlarla da epey
lafladık. Balığa karışmayın, Bodrum’da bulamayacağınız balıklar getirelim
dediler. Hayatımda bu kadar güzel tekir ızgara yemedim diyebilirim. Tekirlerin
her biri sarıkanat ebadındaydı ve boğazda yakalanmıştı.
Pazar
günü uçağa kadar bu sefer Beyoğlu’nuda turladım. İstanbul’daki hayatımın son
bir yılına yakın bölümünü Asmalımescit’te geçirmiştim. Balık pazarından alış
veriş yapmayı severdim. Ama Beyoğlu’nda yaşamayı hiç sevmedim. Hele yıllarca
Fenerbahçe ve sonra bogazda yaşadıktan sonra Beyoğlu çok yanlış bir seçimdi.
Ama benim İstanbul’dan kaçar gibi ayrılmamda önemli bir payı olduğunu biliyorum.
 |
Tabii ki Lale Plak'a gidildi. |
 |
Topbaş anılarımızı çalmış |
 |
Eski hayatımda öğlenleri sık gittiğim mekan; Şimdi |
 |
Balık pazarından |
 |
Balık pazarındaki bu turşucuyu bilmeyen var mıdır? |
 |
Robinson'a girip çıkıldı |
 |
Burası da Şimdi'ye gitmediğim günler öğle yemeklerimi yediğim Helvetia |
Bir
ara Şişli’den Tepebaşı’na kadar yürüdüm ve çalışma hayatımın geçtiği binaların
fotoğraflarını çektim. Şu ana kadar sırasıyla Elmadağ – Osmanbey – Beyoğlu –
Nişantaşı - Zincirlikuyu – Levent – Beyoğlu - Bodrum’da ofislerim oldu. İlk
ikisi maaşlı çalıştığım ajanslardı, diğerleri ortaklı veya tek başıma olduğum
şirketlerin bulunduğu yerler. Bir ara belki yolum Nişantaşı ve Zincirlikuyu’ya
düşerse o binaları da fotoğraflarım. Levent’deki ofisim ise yıkıldı, yerinde
Solgar var şimdi.
 |
İlk çalıştığım , kurulurken işe başladığım ajans olan Yorum'un kurulduğu bina. En üst katta sağ taraf grafik bölümüydü |
 |
Burası ikinci çalıştığım ajans olan Markom'un o zamanlar bulunduğu apartman. Malesef Hırant Dink'in de katledildiği yer |
 |
Burası Beyoğlu Hasnun Galip Sokağın girişindeki bina. İlk şirketim olan Gift'i, askerden dönünce Ali Platin ile burada kurmuştuk. |
Dört
gün üç gecelik İstanbul seyahatimden aklımda kalanlar bunlar... Görüntüde
kalanları da burada paylaşıyorum. İstanbul’la ilgili düşüncelerimi artık
yazmıyorum, takip eden dostlar biliyorlar. Taksim’i görünce Topbaş’a dair
aklımdan geçenleri buraya yazamam. Gençliğimin ve orta yaş dönemimin bütün
hatıralarını çalmışlar gibi hissettim.
Pazar akşamı Bodrum'a iner inmez alandan aldığım arabamı eve bırakıp doğru Gemibaşı'na gittim. Sanki aylardır uzakmışım ve yememişim gibi ahtapot ızgaramı söyleyiverdim. Ukalalık olarak almayın lütfen, artık İstanbul'da ahtapot ve kalamar yemiyorum. Nasıl ki Bodrum'da lüfer yemiyorsam.
 |
Döner dönmez o akşam bıyık otu ve ahtapot ızgara ile Bodrum menüsüne kavuştum |
Önümüzdeki
günlerde eğer gerçekleştirebilirsem bir Tire gezisi olacak. Bir ara da
Fethiye’ye gitmeyi istiyorum. Girida’nın yeni mezelerine tadacağım. Bunları
yapabilirsem burada paylaşacağım.
Şimdi
tam yürüyüş havası. İstikamet Bodrum sahili...
Bazen özledim sanırım İstanbul'u diyorum, ama gidince de kaçarak dönüyorum buraya:=
YanıtlaSilKaleminize sağlık..
YanıtlaSilbu ne güzel bir blog :) Bodrum'a yerleşmeye çalışan bir arkadaşım bugün benimle paylaştı. Artık takipçinizim. Levent'deki bir plazanın 19. katından sevgiler
YanıtlaSilTeşekkür ederim. Hoşgeldiniz.
SilPaylaşımlar için teşekkürler,keyifle okudum izledim:)
YanıtlaSilSerdar bey size maille nasıl ulaşabilirim?
YanıtlaSilBlogunuzu yeni keşfettim , gezi yazıları okuyan biri olarak çok beğendim , keyifli günler...
YanıtlaSil