Tire’de
Kaplan’da yemek yemeden Ege mutfağını tam biliyorum diyemezsin... Bu lafı
yıllardır duyardım. Hem de daha Bodrum’a taşınmadan öncesinden beri. Sonra
burada da çok lafı geçti. Özellikle bizim Kadri Çakmak abimizin bana
ısrarla hocam orada yemelisin demesi kulağımdan gitmiyordu. Ama bilirsiniz işte
olmayınca olmaz. Öncelikler arasına girmesi biraz zaman aldı. Ve yine kışın
havanın bahar havasında seyretmesini fırsat bilip bu hafta hadi gidelim dedik.
Gitmişken Tire’nin pazarını da görmek istiyordum, o nedenle salı gününe
programladık. Salı sabahı kadim dost Ahmet Kurşuncu’yu da alıp yola çıktık. Tire’ye
giderken önce Söke’ye varmanız gerekiyor. Sonra ister eski yoldan, ister
otobandan, ister Aydın’a girip o yol üzerinden gidebiliyorsunuz. Biz günü birlik gideceğimizden
fazla zaman harcamamak için otobana girdik ve ilk çıkıştan, yani Selçuk
çıkışından çıkıp Tire yoluna saptık. Sabah dokuzbuçukta Torba’dan benzin alıp
çıkmıştık, Tire pazarına vardığımızda saat onbir kırkbeşti. Yol çok güzel.
Otoban sonrası daha da güzel tabii. Söke ovasını bitirdikten sonra bu sefer
Tire ovasının içinde ilerliyorsunuz. Buraya Ödemiş ovası da deniyor. Hangisi
doğru bilmiyorum. Belki ikisi de doğrudur kim bilir? Önemi yok, manzara nefis.
Hele bu mevsim her taraf yemyeşil.

 |
Otobandan çıktıktan sonraki yol |
Tire’ye
varınca pazara daldık. Aman Allah... Bu kadar otu bir arada görmedim. Bizim
Bodrum pazarı da zengindir. Hatta belki çeşitlilik açısından daha zengin
olabilir ama ot konusunda Tire pazarı bir başka alem. Gözüm döndü. Hangi birini
alacağımı şaşırdım. O şaşkınlıkla ismini bilmediğim bir kaç ot aldım ve not
etmeyi unutmuşum, eve dönünce kavurdum, çok lezzetli oldular fakat gel gelelim
ne yediğimi bilmiyorum. Aşağıda bir dizi pazar fotoğrafına yer veriyorum. Bana hak vereceksiniz.
 |
İki de satılık oğlak vardı |
Karnımız
acıkınca Kadri’nin rehberliğinde Kaplan dağındaki Kaplan Çam Lokantasına
gittik. Sahibi Fatih Bey tam bir Ege’li. Bizimle ilgilendi, yemekler hakkında
bilgi verdi. Hatta lokantanın daha yukarısındaki misafirhanesini göstermek için
arabasıyla bizi daha tepelere çıkardı. Kendi elleriyle bir ev kondurmuş ki
manzarası nefes kesiyor. Bu yazıda oradan da bir kare görebilirsiniz. Fatih Bey
Almanya’da bulunmuş, son derece aydınlık bir Tire’li. Okumak, öğrenmek
konusunda hala aç olduğunu anlıyorsunuz. Çevre, doğa, tarih bilinci çok
gelişmiş ve Tire dahil tüm Türkiye’de bu konularda olan biteni üzüntüyle izlemekte.
Artık yorulmuş. Burayı devredeceğim diyor ama bir yandan da ya alan iyi
işletmezse diye de ikircikleniyor. Bu lokantayı bilen bilir, ilgilenen olursa
diye fısıldıyayım, 800.000 lirayı veren orayı alır. Benden söylemesi. Lokantanın web adresi; http://mekan360.com/360fx_anasayfa_kaplancamrestaurant-anasayfa.html
 |
Kaplan köyü |
 |
Kaplan Çam lokantasından Tire'ye bakış |
 |
Misafirhane |
 |
Birkaç yüz yıllık zeytinyağı sıkma taşı |
 |
Yine yüzlerce yıllık vaftiz kurnası |
 |
Tire ovasının bu fotoğrafı bereketi anlatmakta yetersiz kalıyor |
Vitrinden
bir kaç zeytinyağlı seçtiysek de Fatih Bey menüyü kendisi ayarlamak isteyince
gerisini kendisine bırakıp memnuniyetle teslim olduk.
Önce
şunu söyliyeyim; bu kadar damak çatlatan Ege yemekleri için buraya gelmekle ne
iyi ettiğimizi düşündüm. Gerçekten hepsi çok lezzetliydi. Bodrum’un Kısmet’ini
bilenler için bir not; hangisi daha iyi bilemedim. Kaplan Çam Lokantasının bana
cazip gelen tarafı sadece Ege yemeklerinin olması.
Masaya
otururken dedik ki bugün sadece zeytinyağıyla pişmiş ve yanında pişmeden
getirebileceğiniz çiğ otlardan yiyeceğiz, ete girmeyeceğiz. Çünkü o zaman
keşkek filan yemek lazım, hepsini bir öğünde tatmak mümkün değil. Böylece bir
dahaki seferi garantilemiş olduk. Masamızın fotoğrafından göreceğiniz gibi közlenmiş
patlıcan salatası, enginar göbeği, hardal otu, iri börülce piyazı, lahana
sarma, üstüne yumurta kırılmış acı ot kavurması, pancarlı, soğanlı bir çeşit
salata ve adını unuttuğum bir ot daha. Sonra körmen ve lor eklenmiş ısırgan
salatası geldi ki öf öf... Bu arada içine dağ kekiği ve sarmısak rendelenmiş
zeytinyağı tabağı beni benden aldı. Ancak ekmek rejiminde olduğum için gereken
ilgiyi malesef gösteremedim. Üstelik daha önce hiç tatmadığım nohut ekmeği
varken. Bu ekmek acayip bir şey. Böyle lezzetli bir ekmek yememiştim. Hele
zeytinyağına banınca... sadece ve sadece yarım dilimle nefsimi körlettim.
Et
yemeyelim dedik ama şu Tire köftesini merak ediyoruz diye Fatih Bey’den
istedik. Sadece tadımlık veririm dedi o yüzden bir tek parça ile merakımızı
giderdik. Bana kalırsa o kadar müthiş yemekler varken Tire köftesi yemek yazık.
Ama keşkek yemeye gideceğiz, bunu bir kenara yazdık.
 |
Lor ve körmenli ısırgan salatası |
 |
Tilkişen. Nam-ı diğer yabani kuşkonmaz |
 |
Kadri abimiz de yemek konusunda gayet iyi |
 |
Ahmet aşağıdaki tatlıyı sıyırırken... Lor üzerine karadut reçeli |
Hem
araba kullanacağımdan hem de öğle rakısını sevmediğimden ben soda içerken
masada iki 20’lik rakı içildi. Bana kokusu kaldı. Aslına bu yemeklerle rakı
içilmez mi diyeceksiniz, haklısınız. Elbette içilir. Ama ben öğle içkisini hiç
sevmem. O yüzden muhtemelen bir dahaki gelişimizde ya Tire’de kalacağız ya da
Bodrum’dan şoförlü bir minibüs kiralayacağız, içine doluşup aleme geleceğiz.
Dönüşte minibüs bizi Bodrum’da marina önünde silkeleyecek.
Yemekten
sonra çöken ağırlığı atmak için kısa da olsa korulukta hafif yürüdük ve Tire
merkezine indik. Ahmet, dükanı Zazu’da denemek için önceden bellediği bir
kasaptan et aldı. Et dediysem dananın yarısını kaptı demek daha doğru olur.
Zaten pazardan aldığımız malzemelerle kabzımal aracına dönen arabaya danayı da
koyunca tam olduk. Ve Bodrum’a doğru yola çıktık. Gün batımında Söke Ovası’nı
geçtik Bodrum’a vardık.
 |
Tire'de birkaç tane camiye çevrilmiş eski kilise varmış. Bu da onlardan. Minareye yer kalmayınca biraz öteye dikmişler. O minare, öndeki taş yapının minaresi aslında |
 |
Eski Tire evlerinin olduğu bir mahalleden geçtik. Evlerin bazılarını alıp onaranlar olmuş |
 |
Karşıdaki Kaplan dağı |
 |
Sol alttakiler nohut ekmeği |
Günü
birlik çok iyi bir gezi oldu. Yeni yer görmek her zaman cazip gelir zaten. Yeni
lezzetleri de tatmak üstüne şerbeti oldu. Geçenlerde bir yerde rastladım,
hayatımda bu kadar saçma bir laf okumamıştım. Diyor ki; sürekli seyahat eden
bulunduğu yerde mutlu olmadığı için geziyordur. Bense tam tersine, elimden
geldiğince fırsatlar yaratıp, gerekirse bir öğle yemeği için 400 km yolu göze
alıp gitmeyi seçenlerdenim. Hep dediğim gibi; Bodrum’un konumu mükemmel.
Ege’nin tüm güzelliklerinin ortasındayız. En uzağı aşağıda Faralya, yukarıda
Foça. Onlara da bir gece kalmalı gidiyorum, oluyor bitiyor. Haftaya yeğenim
Ali’yi yemin töreni sonrası izinli olarak çıkacağı Manisa’dan alıp Bodrum’a
Mahmut Kaptan’a atma projesi için yolum Manisa’ya düşecek. Vakit olursa Tire’ye
mi uğrarım yoksa Ortaklar’da çöp şiş mi yaparız bakalım artık.
Bir zamanlar Tire de sinema filmi çekmiştik, rahmetli Osman Seden ile, çok keyifliydi, nasıl güzel ağırlandık unutamam. Gerçi kış soğuğunda çekmiştik, kaldığımız otelde sadece koridorda soba yanıyordu, sabaha kadar palto ve çizmeyle yatakta titreyerek uyumuştum günlerce:))
YanıtlaSilOtlara içim gitti
Yemekler, otlar tam bizlik :-) Bir gün Kaplan çam Restorantina gitmeliyiz! Mutlaka!
YanıtlaSilIyiki Blog unuzda paylastiniz. Tesekkürler, sizi takip etmeye devam ediyoruz :-)
Saygilarim ile
Paylaşım için teşekkürler ,sanki bende gezindim oraları:))Deniz
YanıtlaSil