Ege'nin kalbinde bir balık
Bu kısa bir hikaye mi uzun bir hikaye mi bilmiyorum. Bildiğim şu; Ege’nin
tam kalbine, kalbini açmış bir balığın gittiği. Gökova’nın Ege’ye açıldığı
yerden güney doğuya doğru yüzüp, kalbin tam ortasındaki Akyaka’ya varan bir
balık bu. Ve yüzmeye başladığı yere, Gökova’nın Ege’ye açılan ağzına, gittiği
gibi dönmeyen bir balığın hikayesi. Anlatayım…
Bir önceki yazıda hayatın bazen bize oynadığı oyunlardan dem vurmuştum.
Gönül gözünün açılmasından, kendi yarattığımız ve içine yerleşip bize kendi
kendimizi sıkan cenderelerden söz etmiştim. Bunların aşılabilmesi için de
farkındalığın artmasının şart olduğunu, onun artması için de kendi kendimizle
yapmamız gerekli olan hesaplaşmalardan bahsettimdi. Bunları yapmadan, birbirine
değmeden geçen balıklar gibiyiz. Yüzbinlerce balık Gökova’da bir oraya bir
buraya geçip duruyor. Daha önce gördüğün ama fark etmediğin bir balığı ruhun
değiştiğinde fark ediyorsun. Şaşırtıcı değil mi?
![]() |
Yedi yıldır önünden geçtiğim, her mevsim fotoğrafını çektiğim ağacım. Yukarı Mazı'ya varmadan hemen önce |
![]() |
Bu sabah Sakar Tepe'den Köyceğiz'e doğru bakarken. Göl gümüş gibi parlıyordu |
Kendimi Kızılağaç'ta baharın ortasında buldum |
Şimdi baktım da, yazıyı da
“Bakalım hayat ne hazırlıyor?” diye bitirmişim. Ne hazırlıyorsa güzel
hazırlıyordur, olduğu gibi kabul etmek ve anı yaşamak için hazırım.
Geçtiğim süreçten kendimle
yaptığım sıkı bir hesaplaşma sonunda gönül gözümün de diğer sıkışmış
duygularımın da açıldığını hissediyorum. Kendi cenderemi oluşturan taşları da
fark ederek çıktığım için çok rahatım. Arada hesaplaşmaları yenilemenin iyi
olduğunu söylüyorlar. Doğrudur. Ben de yapacağım.
Ve bir salı sabahı –ki o gün
Bodrum’a bahar da gelmişti- kendimi çok farklı duygularla uyanmış buldum. Buna
şaşırdığımı itiraf edeyim. Gece yatarkenki insan ile sabah kalkan insanın bu
kadar farklı duygular içinde olması, pencereyi açıp her sabah gördüğü ağaca,
sokağa bile başka gözle bakması bildiğim bir şey değil. Bizi biz yapan bazı
alışkanlıklarımızdan sıyrılmak kimlik bunalımı değil. Bir tür deri değiştirmek
gibi. Eskiyen, sıkan deriden sıyrılmak yani.
Gökova’yı kendine hayat alanı seçmiş bir balık olmanın nimetlerini
bilerek, bu hayata özen göstermek, onu iyiliklerle, güzel duygularla ve
sevgiyle taçlandırmak, hayatın anlamı olmalı. Hele bunu Gökova’da yaşayan bir balıkla
yaşamak herhalde müthiştir.
Garova (Mumcular/Karaova) |
Akbük |
Akyaka... |
Rakı masasında konu Ege, Gökova ve maviyse ve doğuştan mavi ile konuşuyorsam |
Hayatını burada, Ege’de ve üstelik
Gökova’da -farkındalıkları yüksek- yaşayanlarla hayat üzerine konuşmak beni
heyecanlandırıyor, mutlu ediyor. Nasıl desem… Sizi birbirinize bağlayan
görünmez bir bağ var. Bu Ege’nin verdiği bir ruh hali. Siz Ege’nin
lacivertinden bahsederken ayrıca bir tanım yapmanıza gerek kalmıyor mesela. O
da o rengin ne kadar derin bir lacivert olduğunu biliyor nasıl olsa. Çam
dediğinizde Gökova’da yüzmek istermiş gibi denize eğilmiş çamlardan söz
ettiğimizi biliyoruz. Buralara gözü gibi bakan bir ruh ile coğrafya konusunda
anlaşmak o kadar kolay ki. Sizin doğanın tahribatıyla ilgili bir derdiniz onun
derdi, onun sevgiyle söz ettiği Gökova sizin mutluluğunuz oluyor.
Yedikleriniz, içtikleriniz
bile size özel geliyor. Ot kavurmasından söz ettiğimde yüzünü buruşturan çok
tanıdığım var. Asla eleştirmek için söylemiyorum, yemek tercihlerinden
bahsediyorum. Seçtiğimiz yemekler, tüketim alışkanlığımız bizim hayata
bakışımızın, hayat tarzımızın ip uçları aslında. Ve inanın yaşadığımız coğrafya
da bu konuda bir kader. İki farklı coğrafyada yaşadığım için bunu rahatlıkla
söylüyorum. İstanbul’daki hayatımda yediklerimden artık terk ettiklerimi yazsam
her halde elli kalemi bulur. Yerine gelenler ise İstanbul’da karşılaşmadığım
şeyler. Kış aylarını hiç sevmezdim. Burada sevdim. Şubat ayını iple çekiyorum
çünkü tilkişen çıkıyor. Ve günün birinde karşınıza tilkişeni nereden, nasıl
toplandığını anlatan Ege’li bir yürek çıkıyor kalakalıyorsunuz. Heyecandan
tabii. İçinizden bir şeyler taşıyor, o sakin sakin anlatırken.
Deli Memet’I öğrendim
mesela. Akyaka’nın üç gün süren rüzgarıymış. Adı ne kadar uyumlu diye düşündüm
ilk duyduğumda. Çünkü o anda deli deli esiyordu Akyaka’da. Gece, hayatım
boyunca unutmayacağım bir yere gidip Deli Memet’i içime çektim, Ege’nin
koynunda. Eserikli olmayı severim. Ege’lilerin eserikliliğine hayranım. Bu da
coğrafyanın etkisi. Ağırlıkları da. Yavaşlıkları da. Buraya geldiğim yedi yıl önceki
halimle şimdiki halim arasında, fark ettikçe hoşuma giden değişimlere
“mavileşmek” diyorum. Daha çok eksiğim var. İstanbullu kodlarımın bağladığını
söylüyorlar. Doğru.
Mavi düşünüp mavi yaşamak
zamanla öğreniliyor. Gönül gözünüz gibi tüm kalbinizi bu coğrafyaya
açabilirseniz burada olmanın nasıl bir ruh hazinesine sahip olmak anlamına
geldiğini fark ettiğinizde siz de mavileşiyorsunuz. Ve mavi maviyi Gökova’da
buluyor aslında. Ve karşınıza doğuştan mavi bir balık çıkınca… Gökova’ya
sığamıyorsun.
Rakı mesela… Ege’ye bu kadar
yakışan bir içki olabilir mi? Evet buradaki kadim uygarlıkların mirası şaraptır
ama o zaman rakıyi bulmak kimsenin aklına gelmemiş ki. O yüzden ben rakıyı daha
çok yakıştırırım Ege’ye. Zaten mavi Ege’nin dellendiğinde, üzerindeki beyaz
köpüktür rakı. Ege’nin sarhoşluğu gibidir sarhoşluğu. Ben en güzel
sarhoşluklarımı Ege’de yaşadım. Bodrum’da… Datça’da… Kalymnos’ta… Ve son olarak
Akyaka’da. Ne güzel bir sarhoşluktu. İçimde kalan son kırıntılar da o rakıyla
beraber çıkıp gittiler. Kontrollü yaşamanın da bir sınırı var. Di mi ama?
Akyaka'da akşam |
Akyakada sabah |
Ben burada güneşi Kos ile
Kalymnos üzerinden gönderiyorum. Akyaka’da Datça üzerinden göndermenin hissi
çok başkaydı. Coğrafyanın sihiri böyle bir şey. Tutkun olduğunuz koylar,
dağlar, adalar akşam ışığında farklı oyunlar oynuyor.
Hayatımda ilk kez Sakar
geçidini geçerken o zaman bir Volkswagen arabam vardı. Yazın sıcağında
rampaları tırmanırken arka kapağını açardım ki araba şişmesin. İşte o yıllarda
çektiğim bir kareyi buraya alıyorum. Yeni Marmaris yolu henüz yok, Kral Yolu
denilen okaliptüslü yoldan gidiliyordu. O zaman ne hissettiysem şimdi misliyle
hissediyorum. O zaman da gördüğüm manzara karşısında büyülenmiştim. Bu sabah
zirvesine çıktığım Sakar’dan aşağı bakarken yine büyülendim ve ilk gelişimi, bunları
düşündüm. Bir gün buralarda gezinecek kadar yakınında yaşayacağımı bilmiyordum.
Ama çok istediğimi biliyordum. Bunları yazarken içimden taşanları aktarmakta
zorlanıyorum. Bu coğrafya, Bodrum, Gökova… Akyaka, Datça. Bana hayatın verdiği
en güzel hediye bunlar işte. Onun için Dalaras, Parios dinlerken içim titriyor.
Uzo içerken ruhum Kalymnos’a gidiyor. Ege’yi sevmek benim için ibadet gibi.
Gökova ise Ege’nin tam kalbi demem boşuna değil. Ben bu coğrafyaya, bana
sunduklarına, maviye, mavileşene, bana hazırladığı sürprizlere, şaşırtmalarına,
rakı sofralarına, anlatılanlara, öğretilenlere… o ruha aşığım.
![]() |
Seksenlerde çektiğim, Sakar Geçidi'nden Gökova'ya bakış |
Bu da bu sabah çektiğim kare. Bördübet, Datça yarımadası... Knidos'un olduğu uç bile görünüyordu |
Lagina... Yatağan'da. Kökleri burada olmak kim bilir ne güzel bir duygudur. |
Balık döndü. Ama giderkenki
balıkla aynı balık değil artık. Balığın heyecanı da başka oluyormuş.
Rüzgar olduğunu anımsıyorum…
Bakalım hayat ne hazırlıyor?
İki kere okudum, yine çook güzel bir anlatım ve görseller, kaleminize ve yüreğinize sağlık,..
YanıtlaSilMavi huzurdur...
Her zaman yazılarınızı keyifle okuyorum.Hele şu aralar yeğenin düğünü için Bodrum'dan uzak Adana'da olunca fotoğraflar beni benden aldı.
YanıtlaSilSerdar Bey bu ege fotoğraflarının ve hikayelerinin olduğu bir kitap mutlaka olmalı.Yeme-içme olayını bundan ayrı tutuyorum.Sevgiler,saygılar...
Serdar bey merhaba, yine çok keyifli bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık. Yazılarınızı okurken bende şöyle bir his uyanıyor: siz sanki yıllaaaar yıllar önce zaten bir şekilde bu coğrafyadaymışsınız. Sonra Nasıl olduysa günümüzde bir şekilde İstanbul'a düşmüşsünüz. Sonra ama bilinçli ama bilinçsiz hep bu coğrafyaya geri dönmek için çalışmışsınız. Eğitiminiz neticesinde işiniz (yürütebilmeniz açısından) orada yaşamaya uygun,dostların yanısıra yalnızlıktan da keyif almak orada yaşamaya uygun. Aile desen zaten onlarda çok yakınınızda. Sanki hem siz hem Ege ruhu siz o coğrafyaya ait olduğunuz yere dönmek için çabalamışsınız. Çok da iyi etmişsiniz. Keyifli keşifler.
YanıtlaSil