Yıllar önce Bodrum'a, ardından on dört yıl sonra da Gökova'ya göçen bir İstanbullunun gözünden, Glaros adındaki yelkenli teknesiyle yaptığı seyirler, bu coğrafyadan, Ege koylarından ve karşı adalardan hayatına dair notlar.
Hesapta yoktu, bir baktım Kalymnos'tayım.
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Yıllar geçtikçe Bodrum ve yakın
çevresinde çeşitli dostluklar kurarak hayat alanımı genişletmeye, Bodrum’un
dışına da çıkmaya başladım. İstanbul’da doğup büyümüş ve kırk sekiz yaşına kadar
orada yaşamış birinin yeni bir hayata başlayıp yeni insanlar tanıyıp onlarla
dostluklar kurması –hele belli yaştan sonra- pek kolay değil. Ama artık Fethiye’de,
Söğüt’te, Datça’da dostlarım var. Çok sık görüşmesek de varlar. Geçtiğimiz yaz
sonundan itibaren Yunan adalarına gide gele orada da dostlarım olmaya başladı.
Bu durum kendimi daha bir “Egeli”
hissetmeme yol açıyor. Suyun sadece bir tarafında değil, öte tarafında da
tanıdıkların olması, gidince onlarla ayak üstü de olsa iki laf etmek, hal hatır
sormak kendimi iyi hissettiriyor. Daha farklı ve derinden benimsiyorum Ege coğrafyasını. Kalymnos
bunların içinde en çok tanıdığım olan ada çünkü en çok oraya gittim. İki hafta
öncekiyle altıncı gidişim olmuş. Kos’ta iki mekan sahibi ve Ahmet
amcamız var. Lipsi’de ahtapot ustası ile ve bir kafedeki garson kız ile selamlaşıp hal hatır soruyoruz.
Kalymnos’ta ise taksici Giannis en başta yer alıyor. Sonra hep kaldığım otelin
sahibesi hanımefendi ile otelin müdiresi ve kahvaltıları hazırlayan dünya
sempatiği kadını saymam lazım. Telendos’taki Kapsoulis’in sahibi Manolis ile
yeğeni, Aegean Tavern’deki yönetici kadın ve garsonlar, Massouri’deki barın
sahibi adam, Pothia’daki Kaikci cafenin sahibi ve ismini bir türlü
ezberleyemediğim meyhanenin sahibi. Görüldüğü gibi arkadaş çevrem tam bana
göre.
İki hafta önce üç günlüğüne
Kalymnos’taydım. Aslında programımda yoktu. Ancak buradaki genç evli arkadaşlarım –Ferhat ve Anıl- vize almışlardı, hadi kutlamaya gidelim dediler. Ben de o
hafta başlayacağım detoksu erteledim. Ancak son akşam bir sağlık sorunu olunca
ertesi sabah gelemediler ve ben sırtımda çantamla kendimi feribotta buldum.
Yani aslında gitmeyi planlamamışken ben gittim arkadaşlarım kaldı. Neyse
bir dahakine diyelim…
Ağustos ayı gelince feribot gişelerinde kuyruklar başlıyor. Bu bizim taraftaki check-in kuyruğu. Sonra pasaport kuyruğuna giriyorsunuz. Hala OHAL nedeniyle SGK belgesi istiyorlar ve bu gerçekten çok saçma. Sadece zaman kaybı. Çünkü o belge nedeniyle tartışmalar oluyor, gecikmeler yaşanıyor. Mesela bu gidişimde eğer biletimi 11:00'deki Kalymnos feribotuna alaydım kaçıracaktım. Çünkü Bodrum'dan 35 dk gecikerek kalktık. Neden? Pasaportta iki görevli polis var, kuyruk binanın dışına kadar uzadı, üçüncü gişe boş, görevli gelmedi.
Lise ve üniversite yıllarında Kadıköy, Haydarpaşa vapurlarında çay/simit ile kahvaltı yapardım. Otuz beş yıl sonra Bodrum-Kos hattında aynısını yapacağımı bilemezdim.
Sabahları Kos limanında bir başka feribota
yetişmeyeceksem Bodrum’dan hızlı katamarana binmiyor, Asım Kaptan ile
gidiyorum. Mis gibi Ege sabahı havasında iyot kokusunu ciğerlerime çekerek, büfe
görevlisinin şahane çayı ve simitiyle kahvaltı yaparak yolculuk etmeyi
seviyorum. Bileti kesenle, kontrolörle ve büfe görevlisiyle sohbet ederek yola çıkıyoruz. İki
çay içiyorsam iki de ikram ediyorlar. Bir saate kalmadan Kos’a varıyoruz. Kos’ta
illa ki Süleyman ile karşılaşıyorum. Süleyman Akyarlar’da elimizde büyüdü.
Şimdi benim iki mislim o başka. Bizim Serdar kaptanın oğludur. Serdar da
Turgutreis-Kos feribotunun kaptanı. Süleyman annesiyle Kos’ta
kalmıştı ve Yunan vatandaşı. Çok güldüğüm bir hikayesini aktarayım. Süleyman
askerliğini Yunan ordusunda yaptı ama tabii onlar için sakıncalı piyade
(azınlık) olduğundan eline silah vermemişler. Öyle ya, neme lazım, asker falan
öldürür. Ya ne yapmışlar? Fırında görevlendirmişler. Yani bir sabah ekmek
hamurunun içine zehir atsa bütün alayı öteki tarafa gönderebilir. Süleyman’ı bu
yaz bir akşam Kos’ta gördüğümde Barbouni’de yemek yiyor, uzo içiyordum. Onun
çalıştığı acentenin sahipleri de oradaydı. Bir ara Süleyman da uğradı, abi n’aber
falan derken biraz sonra Türkiye’de darbe kalkışması olduğunu öğrendik. Aradan
on beş gün geçti beni yine Kos’ta gördüğünde “Abi sen daha dönmedin mi?” dedi.
Hani darbe oldu da adada kaldım sanki. Bu son gidişimde de bir fotokopi çektirmem
gerekiyordu. Kalymnos’ta limanda iki tane yer var ama ikisi de siestadaydı,
çektiremedim. Kos’a iner inmez Süleyman’ı gördüm, halletti.
Kalymnos’u çok anlattığım için bu yazıda
tekrara girmeyeyim istedim. O nedenle fotoğrafların altına yazdığım notları
bazen uzun tuttum.
Bayramda hiç gitmediğim adalara gitmek
istiyorum. Burada buluşuruz yine, anlatırım…
Kos çarşısı kışın tamamen kapalı.
Hep sonbahar, kış ve ilkbaharda gezmişim adayı, bu canlılığı farklı geldi.
Yunan adalarına gittiğimde Mythos'tan başka bira içmemeye çalışıyorum.
Bana birayı sevdiren marka. Hele böyle Yunan adalarının tümünde olduğu gibi
buzlukta soğutulmuş bardakta gelince... offf
Bu meze Kos'a gidince aradığım bir meze. Çok basit ama lezzetli. Elia'da yiyorum ve başka yerlerde yediklerim bu kadar iyi olmadı. Mezenin adı dakos. Girit peksimeti üstüne kremamsı, yağlı feta, zeytin, domates, kapari, kekik var. Dakos adının "takoz"dan geldiğini sanıyorum. Peksimete takoz da denir ya.
Geçen yıl mavi yolculuğa çıktığımız Miralay Barbaros Kos limanındaydı. Selamlaştık kaptanıyla.
Kos'tan Kalymnos'a Dodekanisos katamaranı ile geldim. Yolculuk kırk dakika sürüyor.
Kalymnos limanı. Yani Pothia bölgesi.
Her zaman kaldığım Masouri Blu otelinde müsait iki oda yoktu. Ağustos ayında, seyahatten bir hafta önce arayınca yer olmaması normal tabii. Aynı manzaraya sahip ama asla aynı zevkte, anlayışta olmayan, temiz ama büyük bir otel olan Plaza otelinde kaldım. Tatilde büyük otelleri hiç sevmem. Açık büfe kahvaltı, plastik şezlonglu havuz başı halleri. Çoluk çombalak... Bana göre değil. Masouri Blu otelinin sahibesi hanımefendiyi ziyarete gittim. Telefonda konuşuyordu, beni görünce çok şaşırdı, telefonu bıraktı, sarıldı. Çok hoş bir durum. Bodrum'dan veya bu blogda görüp o otele gidip benim adımı verenler olmuş. Müteşekkir olduğunu söyledi ve benim Plaza'da kaldığımı öğrenince üzüldü. Dedim Booking.com'dan baktık, yeriniz yoktu. Ah dedi bir daha direkt bana veya yönetici arkadaşıma yazın, size mutlaka ayarlarız falan... Derken bari ertesi sabah kahvaltıya gelin dedi. Ispanaklı yumurta yapmışlardı. Otelde kalanların çoğu kahve içiyor, bense sabah çay severim. Sağolsunlar bir demlik hazırlamışlar masaya getirdiler. Çok iyi ağırlandım. Bir dahaki gidişimde Booking.com'a girmeden direkt yazacağım.
Masouri plajında hiç temmuz ve ağustos ayında bulunmamıştım. Kalabalık buldum. Laf aramızda eylül ve ekim aylarında ya da mayıs, haziran döneminde koca plajda onbeş-yirmi kişi olmanın tadına varınca şu kalabalık iyi gelmedi.
Odamdan manzaram buydu...
Bu üçgen damlı ev bendeki "manzaralı ev" kavramını yeniden yarattı. Ev aslında tek kat, içten asma katı var. Yani çok yüksek tavanlı müthiş manzarası olan bir ev. Tesadüfen sahiplerini gördüm, orta yaşlı bir çift. Zevklerine hayran kaldım. Bu kareyi kaldığım otelden çektim. Otel odamla ile aynı manzaraya bakıyor.
Burası Massouri bölgesinin en popüler restoranı. Kapısında kuyruk olur. Hele yüksek sezonda. O yüzden Bodrum'dayken rezervasyon yapmıştım. Buraya üçüncü gidişim. Sunumları çok iyi. Lezzet de öyle. Biraz turistik ama dedim ya gayet iyi bir restoran. En önemlisi de fiyatları diğer mekanlarla hemen hemen aynı. Belki aynı yemeği daha sıradan bir yerde yemeye oranla adam başı 5 euro fazla ödüyor olabilirsiniz o kadar.
Kantouni bölgesi
Kalymnos'un kaya tırmanışı yapılan tepeleri
Massouri bölgesinin Telendos adasından görünüşü
Telendos'ta bir mekan
Her gelişimde gittiğim, Telendos'taki Kapsoulis. Yani bildiğimiz kapsül anlamında. Koşturan da sahibi Manolis. Aslında Manolis, karısı, annesi, babası, yeğenleri beraber çalışıyorlar. Neredeyse bütün Yunan adalarında olduğu gibi, tipik aile işletmesi.
Kapsoulis'te son gidişimdeki masaya oturdum yine. Manolis ile sarıldık, elimi sıktı, elim mis gibi balık koktu. Yeğeni geldi, Türkçe "merhaba, nasılsın" diye lafa girdi. Burayı çok seviyorum. Çok samimi ve rahat bir mekan, Hiç turistik değil, bunu da söylemem lazım. Adalılar geliyor.
Manolis'in Symi karidesi ve değişmez uzom mavi etiketli Barbayanni.
Manolis ahtapotu çok iyi kızartıyor. Önden feta peynirli fırında patlıcan yedim, sonra Symi karidesi ve üstüne bu ahtapot. Bir de 20'lik uzo. Hepsi 33 Euro tuttu. Porsiyonlara dikkatinizi çekerim. Aslında iki kişi rahatlıkla doyar
Bu gidişimde Giannis, taksisi eskidiğinden satmış yenisini bekliyormuş, yenisi de gelmemiş. Ben de araba kiralayıp adada gezinirim dedim ve bu arabayı kiraladım. Daha 450 km'deydi. Günlüğü 40 Euro. Haziran ve eylül aylarında 30'a iniyor. Ekim ayında 25'e kiralamıştım.
Adanın daha önce görmediğim, kuzey batı ucuna gittim
Ege'ye doydum...
Köylere girdim, yeni arkadaşlar buldum.
Öyle bir sahil işte. Benden başka bir çift vardı. Sağıma baktım...
...soluma baktım.
Sahile bayıldım ve konuşlandım
Uzun süre sahilde üç kişiydik. Sonra on kişi falan geldi. Ağaç altındaki doğal gölge ve serinlik şaheserdi. Sadece dalga ve cırcır böceği sesi duyuluyordu.
Tam yerinde okunacak bir kitap. Roman Bodrum ve Kalymnos'ta geçiyor. Daha ne olsun.
Sahilde bulduğum şezlongta kitabımı okurken acıktım. Biraz sonra otuz kırk metre ötedeki çardaklı mekandan balık kokuları gelmeye başladı. Ve kendimi masada, sardini yiyip Mythos içerken buldum.
Kalymnos'ta alışılmış mavi/beyaz Yunan mimarisi yok. Daha İtalyan tarzı Akdeniz esintisi hakim. Adanın uzun zaman İtalyanların yönetiminde kalmasının etkisi olmalı. On İki Ada İtalyanlara devredilince Kalymnos'u yönetim merkezi yapmışlar. Liman tarafında İtalyan etkisi çok daha belirgin.
Bu bara bayılıyorum. Yalıkavak'ta İngilizlerin gittiği barların tıpatıp aynısı. Sahibi geçen sene bel ameliyatı geçirmişti. Geçen gelişimde yoktu, bu sefer karşılaştım. Hatırladı beni, Bodrum'u sordu. Beli pek iyi değilmiş falan, onları konuştuk.
Ve tabii Ege'ye açılan sokaklar beni benden alıyor...
Massouri'de akşam olurken
Aegean Tavern'e sadece bu manzara için gelip bir kadeh içilip gidilir
Aegean Tavern'deki garson ile geçen sefer konuşmuştuk, uzonun sertini isteyince Türk müsünüz diye sormuştu. Aynı garson geldi ve "iyi aksamlaa" dedi. En fazla 25-26 yaşında genç biri. Ama işini nasıl iyi bildiği buradan belli. Hatırladı. Bu arada bu karides ızgara mükemmeldi. Rokanın üzerindekiler ve kasenin içindekiler ince kesilmiş, çiğ enginar parçaları.
Müessese ikramı cevizli iki top dondurma ve tarçınlı lokmades. Yani lokma.
Kalymnos Akdeniz'in sünger merkezi. Hem çok çıkıyormuş hem ticareti yapılıyor. Artık eskisi kadar çıkmıyor tabii. Çok tipik bir sünger avcısı süngerin Çernobil ile bittiğini söylemişti.
Meyhaneden otele dönerken, hep kaldığım ama bu sefer kalamadığım dediğim Masouri Blu otelinin karşısındaki mekandan müzik sesi gelince durup baktım. Mekanın sahibinin oğlu, sahilde benim hep bulunduğum yere bira, sandviç servisi yapan çocukmuş. Onunla da ooo hoşgeldin beş gittin derken küçük bir masada elimde uzo kadehiyle buldum kendimi.
Kos'a feribotum 15:30'daydı. Öğlen canım deniz mahsullü makarna ve bira çekmişti. Her zaman gittiğim meyhaneye uğradım, orada öğlenleri o tip yemekler yapıldığını biliyorum. Menüyü istedim ve menüyü verirken şahane balık geldi biraz önce dedi. Sonuç bu oldu. Makarna başka bir sefere kaldı.
Kalymnos bugüne kadar gezdiğim adalar içinde balıkçısı en çok olan ada. Büyükçe bir balık hali var. Liman balıkçı motoru dolu. Adanın kuzeyinde ve bize bakan taraflarında yer yer balık çiftlikleri de mevcut. Hatta bir de balık işleme fabrikası var ki sahibiyle geçen Ekim ayında öğlen uzo içmiştik sokağın birinde. Yani balıkçılığı iyi biliyorlar ve ciddi bir geçim kaynağı olduğu belli. Bu beyaz, strafodan yapılmış kutuların içinde buza yatırılmış balıklar var. Benim de bineceğim Kos-Symi-Rodos rotasındaki feribota koydular kutuları. O adalardan birileri limanda bu balıkları karşılayacak.
Kalymnos'ta sahipsiz, kapısı kilitli ve hatta kapı penceresi açık metruk çok ev var. Restorasyon yapılanları da inceledim. Evler çok karakteristik. Yunanlı olsam belki bir ev alıp restore ederdim.
O zaman dediğiniz gibi, sınırdan geçmeyince sorun olmuyor. Çünkü sadece adalar değil, Madrid'de, Milano'da da araba kiralamıştım. Adalarda zaten hiç bir şey kimsenin umurunda değil :)
Bu girişi yapmak zorunda kaldım çünkü benden kişisel tatil programlarını yapmamı bekleyenler, rezervasyon konusunda yardım isteyenler, kalmayı düşündükleri tesisleri yazıp hangisinde kalalım diye soranlar o kadar çoğaldı ki, tümüne birden cevap yazamadığım için buraya yazıyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim. Bu yazı benim gözlemlerimi anlatıyor. Yani kişisel tercihlerime göre yazdım. Buraya yazmadığım konularda bilgi sahibi değilim. Ve lütfen kişisel tatiliniz için benden güzergah, yemek mekanı, bölge vb. talep etmeyin. Veya "nerede kalalım?" veya "çocuğumla geliyorum, kum nerede iyidir, deniz Mayıs ayında soğuk mudur?" gibi sorular yöneltmeyin. Bildiklerim yazdıklarımdan ibaret. Bu sorulara cevap veremeyeceğim. Şimdi yazıya başlayabilirim... Diyelim tatilinizi Bodrum’da geçirmeye karar verdiniz. İlk söyleyeceğim, keşke Haziran ayında gelseydiniz. Ama artık çok geç. Yıllık izninizi Temmuz ve Ağustos aylarında kullanmak zorundaysanız kalabalığı göze alıy...
Zaman geçtikçe, çok okunan yazıları güncellemem gerekiyor. Bu yazı da onlardan biri. Daha önce eklediğim bu kısa girişe bazı eklemeler yapmak istiyorum. Bu yazıyı yazdığımdan bu tarafa altı yıl geçmiş. Bu süre içinde Bodrum'da neler değişti? Gözlemlerimi buraya aktarmam gerekiyor çünkü "iş" konusunda çok soru alıyorum ve durum bu yazıyı yazdığım günlere göre çok kötü. Öncelikle şunu belirteyim; Bodrum altı yıl içinde hızla bozuldu, kalabalıklaştı, düzensizleşti. Bodrum şu sıralar İzmir'den sonra en çok göç alan ikinci yer. Ama ne bu kalabalığı kaldıracak alt yapısı var, ne doyuracak iş fırsatı var. Buranın ekonomisi ağırlıklı olarak turizm ve inşaat ile döner. Eğer kendi işinizi -evinizden bilgisayarla- yapabilecekseniz sorun yok. Ama iş arayacaksanız işiniz çok ama çok zor. Çünkü Bodrum'da şöyle bir kural var: Burada ücretler Bodrum işi, kiralar İstanbul işi. Ben göçtüğümde kiralarda üst sınır 1.000-1.200 TL civarıydı, bugün 3.000-4.000 TL lafl...
Yeni Giriş Notu: Bugün 4 Mayıs 2021 Salı. Aşağıdaki yazıyı yazdığımda Bodrum'a yakın zamanda yerleşmiş, buranın nimetlerini paylaşmayı seven biriydim. Yazıyı, insanların aklında hayatlarını değiştirme fikri varsa buna destek olmak amacıyla, naif duygularla, açık yüreklilikle yazmıştım. Aradan geçen zaman fikirlerimi değiştirdi maalesef. Çünkü Bodrum'a hayatını değiştirmek değil Bodrum'u değiştirmek isteyenler gelmeye başladı. Bu insanları sevmedim. Kıyıları, tepeleri, boş buldukları her araziyi betona çeviren insanlardan, buralara gelenlerden, Bodrum'un yapısını, kimliğini bozanlardan tiksindim. Bu nedenle benim için artık Bodrum'da nereye yerleşilir diye bir konu yok. Bana nereye yerleşelim diye soranlara cevabım; Bodrum'a yerleşilmez. Bu kadar abur cubur kalabalıkla, burayı şehire çeviren, buranın halkına tepeden bakan, hazımsız, sonradan görme, Bodrum'u ve Ege'yi anlamayan, Halikarnas Balıkçısı'nı restoran sanan bu kitleyle bir arada olmak, tara...
Merhaba. Bildiğim kadarıyla bizim ehliyetler uluslararası statüde. Bugüne kadar hiç soran olmadı doğrusu.
YanıtlaSilO zaman dediğiniz gibi, sınırdan geçmeyince sorun olmuyor. Çünkü sadece adalar değil, Madrid'de, Milano'da da araba kiralamıştım. Adalarda zaten hiç bir şey kimsenin umurunda değil :)
YanıtlaSil