Bir Kalymnos gezisi daha.
Ilk kez Yunanistan’a
gittiğim yıl 1987-88 olmalı. O zaman arabayla İpsala’dan girmiş, enlemesine
Yunanistan’ı katetmiş, Birindisi’den feribotla Kerkira (Corfu) adasına
geçmiştik. İnternet yok tabii. Gideceğimiz yerin fotoğraflarını önceden görme
olanağımız da yok. Ben hayalimdeki gibi beyaz badanalı, mavi söveli pencereler
beklerken karşıma adeta bir İtalyan adası çıktı. Achilles de orada yaşamış
zaten. Ama insanlarının medeniliği, adanın temizliği, yemeklerin güzelliği beni
etkilemişti. O
zamanlarda da sık duyduğum bir saptama vardı; Biz Yunanlılara çok benzeriz.
Suyun iki yakasındayız. Şu politikacılar olmasa gül gibi geçiniriz.
Şimdi şu konuda anlaşmamız
lazım artık. Biz Yunanlılara benziyoruz saptaması bir zamanlar kısmen doğruyken artık
doğruluğu neredeyse kalmadı. Çok önemli özellikler ve hasletler bizi karpuz
gibi ikiye ayırıyor. Yukarıda anlattığım ilk Yunanistan seyahatimden sonra
onlarca kez Yunanistan’a gittim. Bunların %99’u adalara oldu. Yani bizim
Ege’ye, Ege insanına daha yakın bölgelerden söz ediyorum. Kusura bakmayın ama
sokağa tüküren, çöp atan Yunanlı görmedim. Günaydın, merhaba, lütfen demeyene
rastlamadım. Trafikte yol vermeyen, yayaya saygısız davranan bir tek Yunanlı
görmedim. Bisikletle adalarda gezinirken bir kere bile bir araba yolumu
kesmedi, hatta nispeten dar bir yolda yanımdan bile geçmedi, önceliği bana
bıraktı, arkamdan yavaşça, rahatsız etmeden beni takip etti. Kazık atan esnafa
denk gelmedim. Yüzlerce kez yemek yedim, kahve içtim, daha bir kere yemediğim
bir şeyi adisyonda görmedim. Her mekanın önünde fiyat listesi vardır, o
fiyatlar size uyarsa girersiniz. Hesabı öderken sürpriz olmaz. En salaşından en
lüksüne kadar hangi mekana gittiysem tuvaletleri tertemizdir. Onlar
kadınlı-erkekli eğlenmeyi bilirler. Eğlenmek Yunanlılardan sorulur. Kadın,
erkek bir arada çalışırlar. Hele aile işletmelerinde bu birlikteliği yakından görürsünüz. Bizde kadın her geçen yıl daha baskı altına alınıyor, hayattan
çekiliyor.
![]() |
Masouri bölgesi |
![]() |
Odadan. En sevdiğim manzara. |
Ne oldu da biz böyle geriledik diye sormaya gerek görmüyorum. Yirmi
yıla yakın süredir bizi yöneten zihniyetin yarattığı ahlaki erozyonu hepimiz
görüyor, şahit oluyoruz. Trafikte yol verme kavgalarının bazıları ölümle
sonuçlanıyor. Tren kaza yapıyor, onlarca insanın canına mal oluyor, kimse ceza
almıyor. Liyakat, ahlak değil adam kayırmacılık, benden/ondan kriteri tüm
topluma dayatıldı. Sonuçta elbette ki insanımızın kalitesi bozulacaktı, öyle de
oldu. Yani artık biz Yunanlılara benziyoruz lafının bir geçerliliği kalmadı.
Gelecek zamanın birinde ahlaklı, saygılı “insan” olmak tekrar hasletlerimizin
arasına girerse o zaman konuşuruz.
Ne zamandır bu konuda yazmak
istiyordum, son Kalymnos-Kos seyahatimi yazayım ve bu konudaki düşüncelerimi
paylaşayım istedim.
Geçen ay Glaros ile
yaptığımız seyri diğer bloğumda anlatmıştım. Aradan bir ay geçti, bizde yine
adalara gitme isteği baş gösterdi. En uygun tarih 12 Temmuz idi, o tarihe
biletlerimizi aldım. Bu sefer üç geceliğine gidecektik ve tekne ile gidiş/geliş
için yapılacak işlemler yaklaşık 2.500 TL tutacağından bu kadar kısa gün için o
parayı vermedim. Cuma sabahı Bodrum’dan Kos’a geçtik, Kos’tan 11:00’de kalkan
Dodecanisos katamaranı ile en sevdiğim adaların başında gelen Kalymnos’a
vardık. Şimdi saydım da bu gidişimle beraber tam yirmi bir kez buraya gelmişim.
Daha önce de yazdım, Kalymnos’un doğası ve atmosferini diğer adalara kıyasla
daha çok seviyorum. Neyse ki seveni az. Çünkü yeşil değil. Vathi bölgesi hariç,
yol kenarlarındaki zakkumları saymazsanız neredeyse hiç yeşili yok. Ancak
kayalık yapısı, çıplak taşlarıyla adanın tümünün heybetini seviyorum. Gide gele
epey dostum da oldu. Ana limanı Pothia’daki Kaiki’ye uğramadan adaya geldim
demem mesela. İki kardeş ve babaları da her defasında çok sıcak karşılarlar.
Bir keresinde artık sana buradan bir ev alma zamanı geldi dedilerdi.
![]() |
Kaiki cafe |
![]() |
MasouriBlu otelinin lobisinden Telendos |
Masouri’de
her gidişimde kaldığım MasouriBlu otelinin sahibesi Bayan Kalotina ile
muhabbetimiz başkadır. Çok severim, çok asil bir kadındır. Selaniklidir. Her
zaman nazik karşılar. Bu yıl da seni gördüğüm için çok mutluyum der. Bu yıl
biraz çökmüş gördüm ve çok üzüldüm. Bilirsiniz, insanlar gayet iyi iken bir yıl
gelir, o yıl bir anda yaşlanırlar. Her gün gördüğünüzde fark etmezsiniz ama
araya aylar girince hüzünlenerek izlersiniz durumu. Çok yakınımdakilerde de bu
durumu gözlemiştim. Hepimiz öyle olacağız tabii, hayat böyle.
Önceden rezervasyon için
yazmıştım. Son beş altı defadır olduğu gibi yine aynı odayı ayırmışlar. Bu
otelin ve odanın manzarasını çok severim. Her gelişimde kendimi mutlu
hissettirir. Bunu sağlayan o bölge, o otel, sahibesi, minimal dekoru, ince
zevkin eseri detaylarıdır.
Kalymnos’un en kalabalık
sezonu Eylül sonu ile Ekim ortası arasıdır. O zaman kaya tırmanışı için dünyanın
her köşesinden insanlar burada toplanır. Taşlar ancak soğumaya başlar. Temmuz,
Ağustos ayında çok az tırmanışçı görülür çünkü tahmin edileceği gibi kayalar çok
sıcaktır. Ancak bu sezon alışılmadık bir tenhalık vardı adada. Başka adalarda
da durum böyleymiş. Yunan adalarında da turizm pek iyi gitmiyor bu sezon, öyle
anlaşılıyor.
İlk akşam çok iyi yemekleri
olan Aegean Tavern’de yedik. Burası adanın en turistik mekanı. Tabii burası da
bir aile restoranı, ancak aile dışından garsonlar da çalışıyor, yoksa
yetişemezler. Otelden rezervasyon yapmalarını rica ettiğimiz görevli ya unuttu
ya restoranda telefonu açan atladı, bizim adımız o akşamki listede yoktu.
Telendos’a bakan doluydu ama dert etmedik çünkü defalarca o
masalarda oturduk. Yine gideriz, yine otururuz dedik ve yediklerimizin
lezzetine kendimizi kaptırdık. O akşam Gülüşan’ın doğum günüydü. Aegean Tavern
böyle bir akşam için iyi bir mekandı.
![]() |
Şu mükemmel ızgara ahtapot ve yanında küçük salatası 16 EU. Türkiye'de bu fiyata bu boyda ahtapot yemedim. Pişirme konusuna hiç girmeyeyim, burayla kıyaslamayayım. |
Ertesi gün tatil için
Gölköy’e gelen kuzenim, eşi ve kızı Kalymnos’a geçtiler. Onları feribot
iskelesinde karşıladım. Beklerken tanıdığım rent-a car firmasının yetkilisi ile
sohbet ettik. Kendimi adalı gibi hissettim. Misafirlerimi alıp evime
gidecekmişim gibi geldi.
Ertesi gün deniz mahsullü
makarna yemek için Captain Costas’ın yerine, Emporio koyuna vasıl olduk. Kıştan beri
bu makarnayı sayıklıyordum. Bir şişe Mythos ile çok iyi gitti.
Akşam Telendos’ta, arkadaşım
Mihiail’in Kapsoulis adındaki mekanına geçtik. Geleceğimi bildirmemiştim.
Karşılaşınca yine sıkı sıkı sarıldık. Bu yaz da buralara gelebildiğim için çok mutlu
oldum. Akşam sohbetimiz, uzomuz, yediklerimiz gayet yerindeydi. O gecenin son
motoruyla karşıya, Masouri’yi döndük.
![]() |
Kabak kızartması. Üstünde peynir rendesi var. |
![]() |
Bu da aynı usül kızartılmış patlıcan |
![]() |
Tabii Symi karidesini ihmal etmedik |
Ertesi gün adadaki son
günümüzdü. Kahvaltıdan sonra otele veda ettik, arabayı merkezdeki (Pothia)
acenteye teslim ettik, merkezde yürüdük. Hafif bir öğle yemeği yiyerek
öğlen 15:30’daki katamaranla Kos’a geçtik. Pazar akşamını Kos’ta geçirip, biz
ertesi sabah Bodrum’a, kuzenim ve ailesi de öğleden sonra Turgutreis’e
geçecektik.
![]() |
Yorgo muhtemelen ileride açık denizlere açılacak |
Akşam Nick The Fisherman’da yemeyi planlamıştım ama hava çok
boğucuydu, asfalt kenarında yemek yeme fikri düşündürdü. Kapalı bölümünde
yemektense sahilde bildiğim Kalymnos restoranda yeriz diye orada, sahilde bir masa
ayırttım. Çarşıda dolaştıktan sonra mekana geldik. Bu restoranda bir kaç yıl
önce yemiştim. Genellikle hastane tarafında, ara sokakta, yaşlı amcaların
işlettiği mekanda yeriz. Ya da arada Barbouni’yi tercih ediyoruz. Bu sefer hem
otele yakın olsun hem biraz essin diye sahilde bir yeri tercih ettik. Ama yeni
başlayan zevzek bir garson yüzünden az kaldı kavga ediyorduk. İlk kez başıma
böyle bir şey geldi. Yazıya Yunanlılarla artık eskisi gibi benzeşmiyoruz
diyerek başladım, ama tatsız bir örnekle bitereceğim. Mezeleri, uzoları
söyledik. Garson “Bunların hepsi meze, rezervasyon yapılan bu ön masa için
yeterli değil” demesin mi? Yani daha pahalı şeyler söylemeniz gerekir demeye getiriyor. Önce kulaklarıma inanamadım. Hadi sen git bunları
getir deyip gönderdik. Bu arada önce bir başlayalım, gidişata göre başka bir şey
söyleriz diye düşünüyoruz çünkü Yunan restoranlarında ne söylerseniz ardı
ardına geliyor. O yüzden ana yemek yiyeceksek de, eğer tanıdık bir mekan
değilse önceden söylemiyorum artık, öğrendim. Neyse, bu zevzek servisi yaptı.
Bu arada kuzenimin kızı ahtapot köftesi istemişti. Bir süre sonra çocuk acıktı
tabii, garson geldi ahtapot köftesi bitmiş, pazar günü olduğu için aldıramam
da, başka ne yapalım diye sorunca biz de köfte benzeri başka şey sipariş ettik.
Bu arada kendimiz için ahtapot ızgara da sipariş ettik. Neyse, bizim ahtapot
geldi, çocuğun köfte yok. Yahu ne oldu köfte diye sordunca “Burası Mac Donald's
değil yavaş yavaş gelecek” deyince bizim tepemizin tası attı. Hep bir ağızdan
garsona yüklendik ama bu arada siniriler bozuldu. Yan masalardan bizi dinlediler.
Ha bu arada bizim yanımıza sahile gelip sadece bira içip gidenler oldu. Yani
bizden yüklü sipariş veren de olmadı. Garson tüm zevzekliğiyle genç kızlara
şakalar yapıyor falan. Neyse, gitti. Su istiyoruz, buz istiyoruz, gelen yok,
servis berbat. Yan masamızdaki genç çift kalkarken “bizim kalan uzomuzu,
buzumuzu, suyumuzu size verebilir miyiz?” dediler. Halimize acımış olmalılar.
Biraz sonra o garson elinde bir 20’lik uzoyla geldi, bu benden diye ekledi.
Barış çubuğu uzatıyor aklınca. Bir daha Kalymnos restorana gitmem tabii. Yeri
güzeldir, yemekleri fena değildir falan ama bir restoranın sunduğu lezzetler kadar
önemli bir unsuru da servis yapan insanların kalitesidir. On dört Yunan adası
gezdim, ilk kez böyle bir garson ile
karşılaştım. Kalymnos restoranın aklı varsa bu elemanı derhal uzaklaştırır.
Kos’a gidecekleri buradan uyarayım, kafasında saçı olmayan, çok konuşan,
gözlüğünü tepesine takan garsonu görürseniz onun anladığı dilde konuşun, ilk
zevzekliğinde, laf değil işini yapmasını söyleyin ya da sinirinizi bozmak istemiyorsanız
Kalymnos restorana gitmeyin. Benden söylemesi. Bu blogda ilk kez bir yeri kötülüyorum
çünkü hak ettiler.
Ertesi sabah Kos’tan kalkan
Yunan şirketinin feribotu Apollo II ile Bodrum’a vardık. Kısa ama dolu dolu bir
üç buçuk gün geçirdik. Son akşamki tatsız yemek olmasa daha iyi olurdu ama yine
de neşemizi bozmadık. Çünkü ahtapot ve karides ızgara ile uzo güzeldi.
Karşımızda Bodrum’un ışıkları masada sohbet vardı. Daha ne olsun?
Serdar Bey, twitter da rastladim. Keske rastlamaz olaydim. Daha yeni 10 gunluk Datca Bodrum.vs tatilinden sonra pazartesi o plazaya nasil giris yapacagim bi de onu soyleseniz :)
YanıtlaSil