16 Kasım 2013 Cumartesi

Datça'ya gideyim, Fevzi'de yiyeyim, Palamutbükü'nde denize gireyim dedim.

Bu yaz Datça’ya uzun zaman geçememiş ve ilk kez Eylül ayında ayak basabilmiştim. O yazıyı şöyle bitirmişim; “Önümüzde daha Eylül ayının yarısı ve koca bir sarıyaz var. Datça’ya en az bir iki kez daha geçmek istiyorum, bakalım olabilecek mi?”. Ne mutlu bana ki bu dileğimi gerçekleştirebildim ve iki kez Datça’ya geçebildim.

Datça, Bodrum ile birlikte en sevdiğim bölge. Hayatımı Bodrum’da sürdürüyorum ve burası ilk göz ağrım. Ama Datça’nın da yeri ayrı. Hele Mesudiye tarafı her gidişimde içimin kıpır kıpır olduğu bölge. Emekli olsam Mesudiye’de yaşayabilirim diye zaman zaman düşünmüyor değilim. Oranın sakinliği ve huzuru başka türlü. Ama şu an için böyle bir durum söz konusu değil. Evet devlet baba beni emekli etti ama verdiği parayla yaşamam mümkün olmadığı için çalışmak zorundayım. Bir çok emekli gibi.

Kasım ayında dışarıda pırıl güneşli ılık hava, arabanın içinde Giannis Parios çalarken
Yatağan'ın zehir kusan termik santrali
İstikamet sağa doğru
Sakar'dan Akyaka'ya inerken
Okaliptüs ağaçlı eski Marmaris yolu... Kral Yolu. Sağında da yeni yol

Hal böyle olunca Datça’ya fırsat buldukça kaçarak oranın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Yazın burası gibi orası da kalabalık. Bir Bodrum değil belki ama kendi çapında oranın da bir kalabalığı oluyor. Palamutbükü ve diğer büklerdeki çocuk gürültüsü çekilir gibi değil. Benim bu çocuklardan kaçma durumum bazen problem yaratıyor. Kaçtıkça beni buluyorlar. Ya da ben radar gibi onları yakalıyorum. Birçok insan çocuk sesini duymayabiliyor bile. Ben ise anında duyuyorum. Algıda seçicilik dedikleri bu olsa gerek. Sahilde şezlonga uzanmış hafif kestirir veya bir şeyler okurken denizin ortasından sahildeki kızına “Ezgiiii, öyle yapma babacım” diyen baba benim tadımı kaçırıyor. Bunun annecim, teyzecim, ablacım versiyonları da var tabii. Tek çocuk, anne, baba ve mesela anneanneden oluşan ortalama bir Türk ailesinin yaptığı gürültüyü dört çocuklu bir batılı aile yapmıyor. Kaç defa şahit oldum, onların çocukları kendi halinde sahilde oynuyorlar, ufaklıklardan biri denize girerken büyük çocuk veya ebeveynlerden biri ona göz kulak oluyor. Ne ağlayan şımarık bir çocuk gürültüsü ne çocuğuna bağıran anne baba gürültüsü duyuyorsunuz. Aile olmak kolay değil. Çocuk yapmayı bilmekle çocuk yetiştirmeyi bilmek çok ayrı ve bizim ailelerimizin çoğu bu işi bilmiyor. Çocuğu, aşırı ilgi ile dayak manyağı yapma arasında git gellerle sapık hale getiriyorlar. Biri annecim diyor biri halacım diyor çocuk ne olduğunu bilmiyor.

Neyse, buraya nereden geldikti; sakinlikten. İşte geçen hafta Pazar günü Palamutbükü’nde tek bir çocuk sesi yoktu. Zaten koca sahilde toplasanız en çok kırk kişiydik. Bunlardan en fazla üçü denizde oluyordu, yani koy bomboştu.

Palamutbükü'ndeki Mavi Beyaz oteli sezonu kapamış
Mavi Beyaz'ın önü... bomboş
Palamutbükü'nün kasım ayındaki hali
Palamutbükü'nden Ovabük'e doğru giden Mesudiye sahil yolu
Geçen haftaki kısa yolculuğu başından anlatmam gerekirse, Cumartesi sabah onbir civarında evden çıktım. Artık sezon bittiğinden Datça feribotları çalışmıyor. O nedenle Gökova’yı dolaşarak gidip geldim. Artık günler kısaldı, saat beşte hava kararıyor. Karanlığa kalmamak için genellikle tercih ettiğim Gökova’ya pararlel giden, bol virajlı dar sahil yolunu değil de Bodrum-Milas-Yatağan-Muğla-Akyaka rotasını seçtim. Bu yolda daha hızlı gidiyorsunuz. Yine yer yer durup fotoğraf çekerek Akyaka’dan Marmaris‘e saptım. Planım direkt Palamutbükü’ne gitmek, denize girmek oradan gece kalacağım Datça’nın merkezine geçmekti. Ama Marmaris’in içinden geçerken son anda Datça istikametine değil İçmeler-Turunç istikametine saptım. Geçtiğimiz aylarda Turunç’a gitmiş ve sakinliğini çok sevmiştim. Orada yaşayan arkadaşım Alp, Kasım ayında burada her yer kapanır iyice sakinleşir demişti, biraz da o halini merak ettiğimden rotayı değiştirdim.Böyle plansız programsız tek başıma yaptığım gezileri çok seviyorum. Marmaris-Turunç yolu da araba kullanması çok zevkli bir yoldur. Virajlı rampalardan dağa tırmanıp, aştıktan sonra Turunç koyuna inişin manzarası nefes keser, insanı bu coğrafyada yaşadığı için şükrettirir. Turunç’a inip boş sahilinde biraz gezindim. Karnım acıktığı için etrafta lokanta bakındıysam da bir tostçu ve bir de çay bahçesi dışında hiç bir yer bulamadım. İki açık restoran vardı ama birinde iki turist bir şeyler yiyor, garson pinekliyordu. Diğerinde kapı açık ama içeride kimse yoktu. Akşama da Datça’da Fevzi’de yiyeceğimden uzun boylu bir yemek yerine çay bahçesinde karışık tost ve çay ile hallettim. O açlık ve sahilde temiz havanın etkisiyle tost şahane geldi. Kahve için Alp’e uğrayıp bir yarım saat kalıp yola devam ettim. Bu sefer Turunç-Bayır-Turgutlu-Orhaniye-Hisarönü dağ yolunu kullanıp Datça sapağına vardım. Turunç-Bayır yolunu bu yıla kadar hiç kullanmamıştım ama son iki ayda dört kez geçtim. Çok güzel bir yol. Hele kaybolmayınca... (Bkz ilk geçişimi anlattığım yazı; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2013/10/bodrumdan-turunc-oradan-selimiye.html)

Turunç'taki çay bahçesinde
Gökova
Dağ yollarından geçtim
Turunç'a inerken
Turunç sahili
Turunç sahili
Turunç'ta çay bahçesi
Turunç sahili
Datça’ya varınca kalacağım Fora Oteli’ne yerleştim. Yazın DM Residence’da kalıyorum ama kışın orası kapalı. Fora merkezde, belediye başkanının oteli. Yeri bol bulunca geniş koridorlar, geniş odalar yapmışlar, buna hep hayret ederim. Bodrum’da sadece o koridorlardan bir otel çıkarırlar. Biraz dinlendikten sonra Datça’nın merkezinde yürüyüş yaptım. Küçük limanında gezindim. Kışın Datça’da yaşayanlar küçük mekanları doldurmuşlardı. Datça’nın bu yalın, mütevazı halini çok seviyorum. Kışın Bodrum da öyle oluyor ama arada yine bir iki can sıkacak tip çıkıyor.


Dağ yollarından
Kasım ayında Orhaniye
Orhaniye
Her geçişte durduğum nokta. Datça-Marmaris yolu
Datça'ya inerken akşam oluyordu
Datça
Datça sahilinde Hüsnü'nün Yeri
Akşam Fevzi’de yiyecektim, önceden konuşmuştuk. Geçen kış gittiğimde de beraber yiyip, içip sohbet ettiğimiz Fevzi’nin iki dostu bu sefer de masadaydılar. Gayet iyi sohbetli bir akşam oldu. Bizden başka kimse yoktu, Fevzi kendimize göre mezeler hazırlamış, hep birlikte lezzetli mezelerimizi yedik. Her gidişimde bende lezzet tutulması yaratan kopanista (kopanisti de denir) peyniri ve ançuez ile hemen anında yapılmış sıcak mısır ekmeği beni benden aldı. Keçi sütünden yapılan kopanista peynirinin tadı o kadar kuvvetli ve baskındır ki bıçağın ucuyla aldığınız parça ile bir kadeh rakı içebilirsiniz. Geceyi çok uzatmadım, bir yirmilik rakı ve üstüne bir yolluk ile masadan kalktım. Kopanista ve ançuezi saymazsanız ağırlıklı Ege otlarından yediğim için de sabah zımba gibi kalktım. Zaten buralarda ne yer ne içerseniz için Ege havası sizi zımba yapıyor.


Fevzi'deki masamız
Fevzi'den
Fevzi'den
Fevzi'de gecenin sonuna doğru, yolluk zamanı
Datça'da sakin sabah
Datça'da balıktan dönen balıkçı
Kahvaltı için gittiğim çay bahçesi

Pazar sabahı 10 Kasım idi. Datça meydanındaki anma töreninin sesi geliyordu, kalktım ve otel kahvaltısı yerine sahildeki sevdiğim çay bahçesinde tost ve çay ile kahvaltı etmeyi tercih ettim. Atatürk’ü anma töreninden çıkmış, çoğu emekli Datça’da yaşayanların en temiz giysileri ile çay bahçesine gelişlerini izledim. Erkeklerin bir bölümü ceketli ve kravatlıydı. Kadınlar da gayet şıktılar. Atatürk’e saygı ve sevgilerini böyle ifade ediyorlardı. Arada bazılarının elinde Türk bayrakları vardı. Çay bahçesi bir anda törenden dönenlerme doldu, son anda bir masa bulabildim. Bodrum’un, Datça’nın bu Atatürk sevgisi çok değerli. Günümüzde neredeyse demode olan Atatürk’e olan sevgi ve saygının buralarda sürüyor olması, benim gibi çocukluğu Atatürk’e bağlı ailede yetişen biri için çok önemli. Kendimi burada yalnız hissetmiyorum. Atatürk sevgisi ile Atatürk’ten geçinenleri ayırdığım için bu içten gelen saf sevginin değerini biliyorum. Hele son yıllarda Atatürk’ün adını bile ağzına almayan iktidardaki zihniyetten çok uzak olduğum için burada gördüğüm bu özen beni daha mutlu ediyor. Şimdi bunları yazınca kimse kalkıp Atatürk’e laf eden, onun putlaştırıldığını söyleyen şeyler yazıp yorum olarak göndermesin, ben onlardan değilim. Kendi içimde kimseyi putlaştırmadığım gibi hiç bir siyasi lider, cemaat lideri, dini lider, peygamber veya felsefecinin de peşinden gitmem. Yani hiç bir kimse benim için çok önemli değildir. Bu dipnotu yazmak istedim çünkü bazen bu blogu tartışma platformu olarak görenler çıkıyor, fikirlerime karşı fikirlerini gönderiyorlar. Burası benim hayatımı anlattığım bir platform. O yüzden lütfen karşı fikirleri olanlar yorum göndermesinler. Yazdıklarımı beğenmeyebilirler, onaylamayabilirler, isterlerse bir daha okumayabilirler.

Sabah çay bahçesinden sonra arabaya atladığım gibi Mesudiye’ye ve oradan Palamutbükü’ne geçtim. Biraz önce anlattığım gibi bomboş sahilde denize girdim. Pazar günleri Palamutbükü’nün pazarı kuruluyor, göz attım. Saat üçe doğru dönüş yoluna çıktım. Bu sefer sahilden Ovabük’e geçtim. Burası hep yol üstü geçerken göz attığım ama pek sahiline girmediğim bir bük. Palamutbükü ile Hayıtbükü arasına sıkışmış, ikisinin popülerliği yanında kendi halinde kalmış, müdavimlerinin vazgeçemediği bir bölge. Büyükten küçüğe sıralarsam, Palamutbükü en büyük bük. Sonra Ovabük, sonra Hayıtbükü geliyor. Üç kardeşlerde de genellikle ortanca arada kalır. Büyük kardeş ilk doğduğu için, küçük de son geldiği için şımartılır ya onun gibi. Ovabük tabii daha da sakindi. On onbeş kişi vardı herhalde. Sahilinde ise iki kişiyi gördüm. Şöyle bir yürüyüp Hayıtbükü içinden geçip Marmaris’e doğru devam ettim. Ovabükü’ne biraz zaman ayırmak istiyorum.



Palamutbükü pazarı



Dönüş yolunda öğle yemeği saatimi Mavi Pide’nin oradan geçecek şekilde ayarladım. Yazın dolu olan otoparkında benim arabamdan başka araba yoktu. İçeride de birkaç kişiydik. Mavi Pide benim bayıldığım bir yer. Hem lezzeti hem ortamı mükemmeldir. Yazın derenin ve ağaçların serinliği insana çölde vaha bulmuş gibi hissettirir. Pidelerinin lezzetini anlatamam, gidip yemelisiniz. Bu blogda birkaç kez yazdım, okuyup deneyenler olmuş, bana teşekkür mailleri gönderdiler. Gerçekten iyidir. Burada kötü bir lezzeti hiç önermem tam tersine kötü bir şey yedim mi de yazarım ki okuyanlar aynı hataya düşmesinler. Mavi Pide’ye gözü kapalı gidebilirsiniz. Otlu/peynirli söylerseniz bana da gönderin.

Mavi Pide’den sonra artık hiç mola vermeden Bodrum’a eve kadar gidecektim, öyle de yaptım. Bodrum’a gelirken nerede radar var biliyorum. Gerçi hava kararmıştı biraz sürat yaptım ama yol müsaitse maksimum 120 km’yi hiç geçmem. Havalimanını geçtikten sonra polis çevirdi. Acaba dedim sollarken 120’yi geçtim ve radara mı girdim? Camı açtım, “radara girmediniz beyefendi, şu arkadaşımızı Güvercinlik bölge trafik amirliğine bırakabilir misiniz?” dedi, tamam dedim.


Karşıda Simi
Ovabük
Mavi Pide 
Mavi Pide'nin yazın dolup arabaların yola sıralandığı otoparkında sadece ben vardım
Datça yarımadasından Bördübet ve arkada Ören taraflarına bakış
Akyaka'dan Sakar'a tırmananlar
Güneşin eğik ışıkları
Bodrum'a dönerken Sakar'da akşam oluyor
Ve sonra eve vardım. İki gün içinde, Fevzi’de yemek, Palamut’ta deniz için yaptığım yaklaşık 600 km. yol bana çok uzun bir tatilden gelmişim duygusu verdi. Bodrum’un bu nimetinden hep söz ediyorum. Civarımızda iki gün için gidilecek o kadar güzel ve farklı yerler var ki. Uzun tatil yapmışsınız gibi oluyorsunuz. Eğer benim gibi araba kullanmayı seviyorsanız ve güzergah tam bir cennetse, tek yapmanız gereken sevdiğiniz müziği koyup yola koyulmak. Bunu yazın tekneyle yapanlar da var, o da başka bir ritüel. Sırada gitmek istediğim Fethiye sonra da Foça var. Eğer gidebilirsem oradan da notlarımı ve fotoğrafları burada paylaşırım.


Bu sene sarıyaz tek kelime ile muhteşem. Doğa bize müthiş cömert davrandı ve tadını çıkaracağımız sakin, ılık, pırıl pırıl bir ekim-kasım ayı verdi. O yüzden doğaya teşekkür etmeliyiz. Ve tabii bu tadı çıkarabildiğim için de teşekkür etmeli, şükretmeliyim.

3 yorum:

  1. ah ne güzel yerler, henüz gidemedik ama planlarımızda var:)

    YanıtlaSil
  2. Serdar abi, bu seferki maceranızı,daha bir keyifle okudum.Üstelik Giannis parios eşliğinde.Aklım,düşlerim hep oralarda.İnsanlığın ve doğanın daha tam anlamıyla bozulmadığı,o eşsiz yerlerde sizin gibi dopdolu bir abimizin olduğunu bilmek,bizleri dahada mutlu ediyor.İstanbul denilen cehenneme dönmüş cennetten sevgilerle.

    YanıtlaSil
  3. Yine keyifle okudum yazılarınızı oralara gitmiş gibi hissettirdiniz..teşekkürler

    YanıtlaSil