Bugün
temmuz ayının son günü. Benim için yazın yarısı demek. Yaklaşık birbuçuk ay
sonra tekrar Bodrum’a göçerim. Tabii havalara bağlı. Ama günler kısalmaya
başlayıp da gece balkonda otururken artık şort yerine pantalon giyme ihtiyacı
ortaya çıktığında, yavaş yavaş Bodrum’a taşınma zamanı gelir. Buraların en
güzel zamanı tartışmasız eylül ayıdır. Hatta eylülün ikinci yarısı ile ekim
ayının ilk yarısı demek daha doğru. Gündüzleri yazın o boğucu sıcağı ve havanın
pusu yok olur, yerini tatlı bir esintiyle birlikte net bir hava alır. Bu
güzelliği bırakıp gitmek zor gelir ama öte yandan da Bodrum’un içinin en iyi
zamanı başlamış olur. O yüzden bu dönemde ben iki evde birden yaşamaya
başlarım. Bir iki gün Bodrum’da kalır, havaya bakar hop arabaya atlar
Yalıkavak’a geçerim.
Biraz
Yalıkavak’ın bu yazki halinden, gördüklerimden ve yaşadıklarımdan söz edeyim.
Burada
hesapsız para harcayanların tümü aynı kategoride değil tabii. Bir kısmı mafyoz tipler.
Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılıyor. Yerli malı olanlar ve Azeri/Rus
hattından gelenler. Bir diğer bölümü ise yeni iktidarın yarattığı Anadolu
çıkışlı sermaye mensupları. Diyeceksiniz ki onlar muhafazakar olur. Siz öyle
sanmaya devam edin, o muhafazakarlıklar İstanbul’da aile ve iş çevrelerinde
geçerli. Buraya gelince herşey mübah, bildiğiniz gibi değil. Bir kesim de
İstanbul’daki eğlence anlayışını tatiline de taşıyanlar. İstanbul’da Bebek’te,
Nişantaşı’nda nasıl yaşıyorsa burada da öyle yaşamak istiyorlar. Yani tatile
gelmesinin tek anlamı burada denize girmek. Yine aynı kokoş kıyafetler, yine
aynı insanlarla sanki hiç görüşmüyormuş gibi “vaayyy baba n’aber” muhabbeti. İstanbul’da
gittikleri restoranın Yalıkavak şubesi falan. İşte bunların gittiği Billonaire
denen mekan gürültü patırtıda dur durak bilmediği gibi işletmecileri de
saygıdan zerre pay almamışlar. Hatta görgüsüzlüğün en belirgin göstergesi havai
fişek bile attılar.
Ama
yıllardır sinek avlayan marinaya bir hareket getirdikleri çok açık. Marinadaki
restoranlarda yer bulmak neredeyse mümkün değil. Bitez dondurmacısı geçen
senelerde on onbeş kişiye dondurma satarken şimdilerde iki sıra kuyruk var. Ha
gelenlerin hepsi mi para harcıyor derseniz, hayır derim. Varlıklı kesimle,
motoryatlarla aynı yerde bulunmak bazılarına iyi geliyor. O yüzden çekirdeğini
kapan çitlemeye marinaya geliyor. Bu da var yani. Geçenlerde marinada dükkanı olan
bir arkadaşım sadece gezen var alan yok diye durumu özetledi. Öyle veya böyle,
kuş uçmaz kervan geçmez marinanın otoparkında artık yer bulunmuyor da arabalar
bizim sokağa taşıyor.
Bu
yıl ramazanın temmuz ayına denk gelmesinden dolayı yıllık izinlerin büyük
bölümü haziran-temmuz arasında kullanıldı. Bu da aşırı bir yığılma yaptı.
Yalıkavak çarşısında akşamları yaya trafiği tıkanır oldu. Herkes önündekenin
dondurmasını yalayarak yürüyordu.. hani o derece.
 |
SuuMare'nin beyaz kumları |
 |
SuuMare'de öğlen birası |
Marinanın
bitiminde eskiden küçük bir plaj vardı. İyi işletilmediğinden pek geleni gideni
yoktu. Yeni işletmeciler orayı biraz toparladılar ve birine kiraladılar. Adı
SuuMare Beach oldu. Biliyorsunuz artık memlekette her yer “biç”. Benim
çocukluğumun plajı kalmadı. Bu SuuMare’nin denizinde pek bir numara yok, kuzeybatı
rüzgarına açık ve Yalıkavak’ta yazın yetmiş gününün altmışında rüzgar bu yönden
eser. Ama şu Mısır kumu denen beyaz kumdan getirip serdiler. Çok ilginç,
ayaklarınız yanmıyor. Tabii kumun Mısır’dan değil de Manisa’dan geldiğini
öğrendik o ayrı. İmha edilecek seramikleri böyle un ufak öğütüp bu kumu
yapıyorlarmış. Çok faydalı bir eser. Sonra bu plajda –pardon beach’te- yiyecek
içecek gayet makul. Kalabalık olmuyor çünkü şezlonglar diğer bazı biçlerde
olduğu gibi dip dibe değil.
Bu
yaz Sait yine formunda. Iki kere gittik, ikisinde de yediklerimiz harikaydı. Sait
bir de Eğlence Adasının içine şube açtı, tabii gitmedim, gitmem de. Ben Sait’e
ilk ve son baharda ve hatta kışın gitmeyi seviyorum. Çünkü yazın bu aylarında
doğal olarak çok kalabalık. Çevremde tanıdık göremiyorum. Daha ötesi, gelenler
biraz parabol arkadaşlar. Açık havada bile parfüm ile puro kokusu karışıyor.
 |
Sait'te ortam |
 |
Sait'te günü batırırken |
 |
Sait'te giriş mezeleri |
Sait
ile aynı sırada yedi sekiz tane balıkçı var. Bunlardan ilki, Yalıkavak
marinadan Geriş’e doğru giderken minik tepeyi aşınca sağdaki mekan Deniz
Kızı’dır. Sahibi buralıdır. Kendisi, karısı, gelini, torunu falan tek sıra
otururlar siz mekana onların arasından girersiniz. İşletmeyi yapan Murat işini
bilenlerden. Eskiden balıkçı barınağının oradaki Cumbalı’da bizim Memet ile
birlikteydiler. Sonra Memet Cumbalı’ın hemen yanında kendine Çardaklı’yı açtı,
Murat da Deniz Kızı’nın işletmesini yapıyor. Bu sezon üç dört kez Deniz Kızı’na
da gittik. Herşey bir yana, bana ayırdığı masalar hep suyun dibinde oluyor,
onun için bile gidilir. Ayağınızın dibinde şıp şıp deniz, düşünsenize. Hele
geçen akşam denize çıkma yaptığı iki masalık yerde oturduk ki, güneşin batışını
oradan izlerken ilk yudumu almak başka birşey. Deniz Kızı’nda her daim taze
balık ve meze bulunur. Eğer giderseniz benden selam söyleyin.
Çardaklı
Memet’in yeri Yalıkavak’ın tam ortasında, çarşıya parallel olan sahil
bölümündedir. Memet’in bende ayrı bir yeri vardır. Çalışkanlığını hep takdir
ettim. İşleri tam oturtmuş, iyi iş yaparken bilmediğim bir nedenle Cumbalı’daki
işi dağıttılar. Hemen Cumbalı’nın yanında, ondan daha küçük ve Cumbalı kadar albenisi
olmayan bir mekanda yeniden başladı ve aldı yürüdü. Çünkü hep işinin
başındadır. O mekanı da adam etti. Şimdi arı gibi çalışıyor. Hatta bu akşam
güneşi batırmaya oraya gideceğiz. Her zaman iyi balık, iyi meze garantidir.
 |
Çardaklı Memet'in yeri |
Yalıkavak
balıkçılarının kalitesiyle yarımadanın en iyi beldesidir. Buradaki mekanlar
mesela Gündoğan’daki meşhur Terzi Mustafa gibi ismi var kendi yok yerler gibi
değildir. Geçenlerde Terzi’ye gittik, rakı hariç herşey kötüydü. Servisi
saymıyorum bile. Peki böyle isim yapmış ama iyi olmayan yerler nasıl iş yapıyor
derseniz cevabım şu; Özellikle Istanbul ve Ankara’dan yazın gelenler, tatilde
olmanın da rehavetiyle denizin dibinde rakı balık yaparken, önlerine gelen pek uzmanı olmadıkları, bilmedikleri Ege
otlarını ve yaşadıkları şehirlerde pek görmedikleri ahtapot ızgara, kalamar ızgara gibi
mezeleri hayranlıkla yiyorlar. Ben de buraya yerleşmeden önce ayıla bayıla
yediğim şeylere artık burun kıvırıyorum. Çünkü yıllar içinde burada çok farklı
yerlerde o kadar iyisini yedim ki, şimdi bazılarının ne kadar sıradan olduğunu
görüyorum. Bodrum’un içi hariç, koylarda balık yiyecekseniz Yalıkavak ve
Ortakent’ten şaşmayacaksınız. Gümüşlük tamamen turistik –adeta Kumkapı- oldu.
Şu kadarını söyleyeyim, Bodrum’a yerleştikten sonra iki kere Gümüşlük’te balık
yedim. Ikisinde de seçim benim değildi. Ikisinde de pişman olduk. Ama
bakarsanız Gümüşlük’teki bütün mekanlar yaz boyu tıklım tıklım. Nedenini
yukarıda anlattım. Bir ortalama tutturmuşlar, alan memnun satan memnun durumu
var. Bu arada Gümüşlük balıkçıları asla ucuz değil.
 |
Kavaklı köftecide sıra bekleyenler |
 |
Pleskevitsa |

Yalıkavak’ın
meşhur bir Kavaklı köftecisi vardır. Yaz kış açıktır. Sadece köfte ve piyaz
satar. Şiş, tatlı falan bulunmaz. Ve yıllardır çok iyi iş yapar. Köftesinde
kuyruk yağı olduğundan mıdır bilmem yağlı ama lezzetlidir. Yazın akşam
yemeğinde masa bulmak bir meseledir. Zaten öğlen dolmaya başlar. Akşamüstü kimi
geç öğlen, kimi erken akşam yemeğini yerken biraz sakinler ama akşam yemek
saatinde tamamen dolar. Millet kuyrukta masa boşalsın diye bekler. İftar saatindeki
halini hiç anlatmayayım. Geçen akşam yine bir otuzbeş kişi falan ayaktaydı.
İşte bu Kavaklı’nın tam karşısına geçen yaz Saraybosna köftecisi açıldı. İlk
yılın acemiliğiyle pek iş yapamadılar. Hatta kapatır diye tahmin ettim,
yanılmışım. Bu yaz tekrar açıldılar ve geçen yıldan ders almışlar, servis gayet
iyi. Cevapçiç, pleskevitsa, boşnak mantısı ve tabii boşnak böreği yapıyorlar.
Göçmen bir aile. Ama Balkan savaşı göçmeni değil, seksenlerde gelmişler. Bir
babaanne var. Oğul, gelin, torunlar falan ailecek koşturuyorlar. Sarajevo’da
Başçarşı’daki Ferhatoviç çok meşhur bir köftecidir. Her gittiğimde mutlaka
orada yerim, gerçekten başka bir tadı var. Bizim Yalıkavak’taki ona yaklaşmış.
Aynı olması mümkün değil çünkü o malzeme burada yok. Oranın iklim koşullarında,
oranın dağlarında yetişen hayvan ile Ege sahilinde yetişen aynı olur mu? Ama
Sarajevo’da yememiş olanlar o tadı bilmeyeceğinden buradakini çok sevecekler.
Biraz önce Istanbul, Ankara’dan gelenlerle burada yaşayanın beğeni konusundaki farkı
meselesi aynen bunda da geçerli. Ama dediğim gibi burası lezzetli ve herşeyden
önce malzemeler ev yapımı. Öyle yağlı da değil.
Bu yazın yeni mekanlarından biri de İvgen'in yeni mekanı Evgenia. İvgen'i bilenler bilir, İstanbul'da reklam sektöründeydi. Dayanamadı ve Bodrum'a yerleşti. Benim ilk hatırladığım mekanı Geriş köyünde tepedeki inanılmaz manzaralı yeriydi. Sonra Bodrum'un içinde Paşatarlası'nda bir yer açtı. Orası pek olmadı. Derken İvgen ile Bodrum'un içindeki balıkçılar çarşısında yeniden karşılaştık. Yine adı Evgenia olan sevimli bir yer açtı. Şimdi o mekan hala var, çalışıyor. Yalıkavak'ta Tilkicik Koyu'nda açtığı yazlık mekan ise çok buralı havası olan bir mekan. Denizin dibinde. Her taraf mavi beyaz. Tahta iskemleler, masalar, mavi beyaz örtülerle Bodrum kokan bir yer yaptılar. Bu yaz iki kez gittik. Mezelerin kalitesini biraz daha yükseltirlerse eşsiz bir yer olur. Her hafta giderim.
 |
Evgenia |

Burada
günler nasıl geçiyor derseniz… Haftanın birkaç sabahı sekize doğru kalkıp,
yürüyüş yapıp sonra denize girip ortalama 150 kulaç atıp eve dönüyor,
kahvaltıyı sonra yapıyorum. Pazardan alınmış taptaze domatesler, biberler,
salatalık yanında iki çeşit zeytin –biri yeşil Bodrum kırması, diğeri siyah
Bodrum vişnesi denen zeytin- ve mutlaka biri keçi biri İzmir tulumu olmak üzere
üç dört çeşit peynirle kahvaltıyı hallediyorum. O arada iPad’ten biraz haber
biraz twitter… sonra mesai başlıyor. Yaz ayları genellikle bizim işlerin az
olduğu dönemdir. Bu yaz da öyle geçiyor. Ben de aralarda Mahmut Kaptan kitabı
üzerinde çalışıyorum. Gün içinde sahile gidip güneşte şezlonga uzanmak pek bana
göre değil. Yani on gün tatile gelenler için lafım yok. Ben de eskiden öyle
yapıyordum. Ama artık hayat burada geçince bir dahaki yaza kadar denizi
göremeyecekmiş gibi bütün gün deniz kıyısında uzanıp durmanın alemi yok. Hele
temmuz sıcağında tam bir işkence oluyor. Kuzeybatıya bakan bir evde oturmanın
en iyi yanı sürekli esinti alması. Bodrum’un içindeki evde gün boyu klima
açmadan durmak mümkün değilken Yalıkavak’ta bir iki gece hariç hiç klima
kullanmadım. Zaten gündüz insan hiç ihtiyaç duymuyor. Öğlen yemeklerimi evde
yiyorum. Sadece bir zeytinyağlı o kadar. Akşam üstü bisikletim çalınmadan önce
bisiklete biniyordum. Şimdi o zamanı evde geçiriyor sonra tekrar yüzmeye
gidiyorum. Yani saat yedi civarı denizde oluyorum. Hem o sıcaklık gitmiş hem
etraf sakinleşmiş oluyor. Bazen şöyle bir bakıyorum da, gözümün gördüğü yerde
bir tane bile yüzen olmuyor. Anlayacağınız herkes uyurken denizdeyim, herkes
evinde akşam hazırlığı yaparken yine denizdeyim. Onlar denizdeyken de ben
evdeyim. Arada fırsat olduğunda öğle uykularımı yapıyorum; yazın en büyük
nimeti o uykular. Hani küçükken zorla yatırıldığımız, kıymetini bilmediğimiz o
yaz öğle uykuları.
 |
Stüdyo evin çalışma bölümü |
 |
Öğlen yemeklerini, yaptığım zeytinyağlılarla evde yiyorum |
 |
Bazı akşamlar evde bir kadeh şarap iyi gidiyor |
 |
Evde şarabım biterse aşağıya seslenmem yeterli. Evimin altı Kutman Şarapları'nın satış yeri de... |
Haftanın
iki veya üç akşamı dışarıda, balıkçılardayım. Yazın tahmin edersiniz ki gelen
giden çok oluyor. Daha dışarıda sadece bir kere tek başıma akşam yemeği yedim.
Hep birileri oluyor, bu da iyi bir şey tabii. Kış boyu görüşmediğim dostlarla
laflıyoruz. Hiç bir şey olmasa biz Bodrum’da yaşayan arkadaşlar bir araya
geliyoruz.
Hafta
sonları sabahları biraz daha geç, yani dokuzu biraz geçe kalkılan günler. Cumartesi günleri yukarıda sözünü ettiğim SuuMare veya eski göz ağrım
Xuma’ya gidip günü sahilde geçiriyorum. Pazarları ise her yer o kadar kalabalık
oluyor ki genellikle evden çıkmıyorum.
 |
Çarşıdaki Gülten Abla'nın ev yemekleri çok iyidir |
 |
Gece yürüyüşlerinden... |
 |
Pazar günleri Xuma, yayılma mekanım |
 |
Xuma; yarımadanın en kaliteli plajı |
 |
Yalıkavak sanatçılar çarşısından |
 |
Ev yapımı marmelatlar, reçeller, erişteler... |
 |
Yalıkavak'ın gün batımında renkler müthiştir |
Yalıkavak
iklimi bakımından yaz için ideal bir koy. Her zaman rüzgarı var, havası kuru.
Ne kadar söylensem de seviyorum burayı. Yazın yarısını bitirdik, ikinci
yarısının da herkes için iyi geçmesi dileğiyle…
Okurken bende yasadim ... @muratanz
YanıtlaSilSizi okumayı seviyorum. Ben de yazın büyük bir bölümünü burada, Bodrum'da geçiriyorum artık. Kış aylarında da daha sık gelebilmek için eve ısıtma sistemi yaptırdık. Bunda sizin de payınız çok büyük. Yazdıklarınızı okuya okuya ilham aldık. Umarım bir gün bir yerlerde görüşüp, deneyimlerinizden yararlanma fırsatı buluruz. Sevgi ve selamlarımla...İlknur AKMAN
YanıtlaSilMerhabalar;
YanıtlaSilBitez ile ilgili ani ve gozlemleriniz varmi? Ne dusunuyorsunuz Bitez hakkinda?
Selamlar
Niyazi
Bitez'de pek yolumun düştüğü bir yer değil. Benim hayatım daha çok Bodrum-Yalıkavak arasında geçiyor. Ama yaz kış oturmlak için Bodrum'un içi harici bir yer düşünenlere uygun bir bölge. Hem Bodrum'a yakın hem yazın denizi iyi. Ayrıca yerleşeni ve yazlığa gelenleri kaliteli insanlardır.
Silserdar bey, tesadufen rastladim blog'unuza 3 gun once..3 gundur isi gucu biraktim butun bloglarini okudum resimleri sindire sindire - isten kovulucam muhtemelen , eh gelicegim yer hic olmassa belli oldu..:)
YanıtlaSilbu derece yazma beceriniz olduguna gore kitabinizda cok basarili olacaktir eminim..bolsans..
bu arada yalikavagín kis hali gecmis yillara gore cok durgun olmus anlattiginiz kadari ile..daha once yazmis oldugunuz yaz/kis yasanabilir resminde bir degisiklik varmi?..
simdide belki banal bir soru mazur gorun - kira filan gibi seyleri bir kenara koyarsak aylik bodrum butcesi ne gibi bir rakkama geliyor kisinin, sizin tecrubenizde..cok tsklr.
Yalıkvak'ın kış aylarının önceki yıllara göre daha sakin geçmesinin asıl nedeni Avrupa'daki ekonomik krizin İngiltere'yi de etkilemesi. Çünkü Yalıkavak'ta hatırı sayılır bir İngiliz nüfus vardır. Ancak geçtiğimiz kışı geçirmek için burada kalmayıp memleketlerine döndüler. Bu da beldenin ekonomisini olumsuz etkiledi ve ortalıkta gezinen insan sayısı çok düştü. Bu kış için de pek umutlu değilim, ama bakacağız. Bodrum'da aylık geçinmek için gereken para tabii kişinin yaşama tarzına göre değişiyor. Haftada kaç gün dışarıda yenecek? Okula giden çocuk var mı? gibi şeyler bütçeyi belirler. Yanlış bilgi vermek istemem. Ama ortalama İstanbul'dan %40 daha ucuz dersem yanıltıcı olmaz gibi geliyor.
SilHerşeyden önce yazılarınız ve resimleriniz çok güzel.Bize bodrum ve çevresini tanıttığınız için teşekkür ederiz.Resimlerde dikkatimi çeken unsur TUBORG birasının yanında EFES bardağı verilmesi:))) bence o tesisin hemen uyarılması lazım.
YanıtlaSilSaygılar,
Merhaba Serdar Bey, ben de bodruma sadece bir kez gelip, aşık olanlardanım sanırım. döndüğümden beri aklım bodrumda. Nasıl yapsam da bu şehre yerleşsem diye düşünüp dururken ve bodrumla ilgili her şeyi araştırırken, bloğunuza rastladım ve takip etmeye başladım. Paylaşımlarınız, kesinlikle harika ve faydalı. Dediğim gibi ilk gelişimdi ve nedense yalıkavağ'ı seçmiştim. Yalıkavak, beni yanıltmadı seçimimin doğru olduğunu gösterdi her ne kadar bodrum'a biraz uzak olsa da şehre gitmek de keyifliydi açıkçası.Şunu merak ediyorum. Yalıkavakda ne tarz şeyler yapılabilir bir iş kurmak gerekirse. neyin eksikliğini görüyorsunuz daha çok bilgilendirirseniz sevinirim.
YanıtlaSilBu konu bana çok soruluyor. Ben de konuyla ilgili bir yazı yazdım, bundan yararlanabilirsiniz belki. Linki şu; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2013/03/bodrumda-ne-is-yaparm.html
SilYazılarınızı ilgiyle okuyorum. Okumadıklarımı da okuyacağım. Emeğinize sağlık.
YanıtlaSilTek katılmadığım nokta "Yalıkavak'ın havası kuru" demişsiniz... :) Yalıkavak'ın havası çok nemli aslında, çoğunlukla Bodrum'dan daha nemli, özellikle yazın... Çünkü belde neredeyse denizin içinde, tamamen deniz havası alıyor. Ama sıcaklık asla çok yükselmediği için (bu da etrafındaki serin denizin etkisi) siz nem yokmuş gibi hissediyorsunuz, rahatsız edici bir nem olmuyor en azından... Konuyla ilgili ayrıntıları şurada yazdım: http://havadelisi.com/2011/07/18/yalikavak/
güzel bir blog ...umarım devam eder.yalıkavak´a yerleşmeyi düşünüyorum,ancak koah hastasıyım..havanın nemi beni fazlasıyla etkiliyor.yalıkavak da nem olmadığını düşünüyordum..çünkü ordayken nemi hissttiğimi hatırlamıyorum.ama belki de farkında olmadan zarar gördüm...bu konuda daha detaylı bilgi verirseniz sevinirim.geriş civarı ,yani tepelerde nem oranı daha düşük olabilir mi?
YanıtlaSilBir önceki yorumu okumanızı öneririm.
Silsanırım yalıkavak nemli...oysa ki sait´in üst tarafında ,geriş köyü altında bir ev almak üzereydim :((sizce bodrum´da nem oranı en düşük koy hangisidir ........
YanıtlaSilBilgim yok.
Sil