3 Mart 2013 Pazar

Datça'dan Bodrum'a dönmeden önce Fevzi'de yemek


Üç yazı üst üste Bodrum-Antalya-Fethiye-Datça-Bodrum etabını anlatıyordum. Bu yazıyla bu diziyi bitireyim. Son yazıyı Datça’da koylarda, dağlardaki gezintiye ayırmıştım. Akşam da, bu yolculuğun son etabının Datça olmasının iki nedeninden biri olan Fevzi’de yemek yiyerek yolculuğui bitireceğimizi söylemiştim. Bu yazıda Fevzi’de yediklerimizi ve Datça’dan Bodrum’a dönerken gözüme takılanları aktarayım.

Fevzi ile tanışalı dört yıl oldu. Şimdiki dükkanından önceki yerine gitmiş, çok memnun kalmıştık. Fevzi gerçek bir lezzet virtüözü. Üstüne basıp geçtiğimiz otlardan öyle mezeler yapıyor ki şaşa kalıyorsunuz. Benim iyi yemek merakımı anlatınca dostluğumuz ilerledi. Onu bunu karıştırıp ortaya yeni lezzetler çıkarma işi çok hassas bir konu. Sonuçta iyi şey de çıkabilir, çok garip tadlar da oluşabilir. Bu kişinin damak zevkine göre değişir. Ben tabii ki gurme değilim. Sadece iyi yemek ve lezzete düşkünlüğüm var. Özellikle de Ege mutfağı çok ilgimi çekiyor. Dedim ya, üstüne basıp geçtiğimiz, bilmediğimiz, tanımadığımız otlar aslında birer lezzet kaynağı. Fevzi ot konusunu çok iyi biliyor ve masaya oturduğunuzda size, mevsimine göre 15 çeşit ot mezesi sunabiliyor. Turp otu, börülce gibi her yerde –benim evde bile yaptığım otları saymıyorum. En son 15 gün önce yediğimiz papatya sapı şahane bir meze olmuştu mesela. Her gittiğimizde yeni bir lezzet deniyor ve gecenin sürprizi o tad oluyor. Sübyeli makarna, enginarlı sübye yemeye doyamadığım bu lezzet denemelerindendir. Sübye bana çok ağır geldiğinden pek yiyemiyorum ama enginarın hafifliği ve ekşiliği ile sübye bir araya gelince çok farklı bir lezzet ortaya çıkıyor. İşte benim sevdiğim tarz bu gibi denemeler. Yoksa tahine batırılmış simit ve yanında rozbifli sucuk değil (bu arada şimdi yazdığım gibi bir şey varsa çok berbat  olmuştur). Yani özetle şunu söylemek istiyorum; zorlayarak yapılan denemeleri sevmiyorum. 


Datça'ya yaklaşırken Aktur'un olduğu bölge
Hayıtbükü'nde şubat ayının bir pazar günü kimseler yokken
Yazın çocuk seslerinin çınladığı sahil şimdi sessiz ve huzurlu

Yazın gittiğimizde yemek yediğimiz, sezon açılmadan veya kapandıktan sonra kalmaya gittiğimiz Ortam'ın şubat ayındaki hali. Bence Hayıtbükü'nün en iyi yemekleri burada.

Datça'da bir pazartesi sabahı... Sendrom mu dediniz?
Fevzi kışın kapalı. Ancak önceden haber verirseniz dükkanını o akşam için hazırlıyor. Fevzi kışı, sezonda yenecek otların toplanması, ayıklanması ve yaz için hazırlıklarla geçiriyor. Söylemeye lüzum yok ama bir Datça aşığı tabii ki. Uzun yürüyüşlerle Datça’nın tepelerini, dağlarını, köylerini, dalışlarla da denizin dibini karış karış gezmiş. Geçen yıl kışın Datça’ya gidişlerimde bana eşlik etmiş, bilmediğim yollardan tepelerde, köylerde gezdirmişti. Fevzi sayesinde Datça’yı çok iyi tanımaya başladım. Bu gezilerin sonunda da dükkanında masayı kuruyor, hem sohbet ediyor hem yeni lezzetleri deniyordum. Bu sefer de yine aynısını yaptık, günün sonunda yorulmuş halde otelde dinlendikten sonra Fevzi’nin mekanına gittik ve masaya oturduk. Bu sayfada yediklerimizinden bazılarının fotoğraflarına yer veriyorum. Bu lezzetleri tadmak için ne yapıp yapıp yolunuzu Fevzi’ye düşürmeniz gerek.


Fevzi mutfakta malzemeyi hazırlarken
Sarmısaklı, zeytinyağlı balkabağı
Papatya sapı (bildiğimiz papatyadan biraz farklı bir tür)
Ahtapot efendi
Fevzi'nin imalatı mısır ekmeği
Ve o mısır ekmeği üzerine ançuez ile kopanista peyniri sürünce...
Kalamar
Masanın genel görünümü
Ertesi sabah Pazartesi günüydü ve normalde sadece tatil zamanlarında Datça’da olduğumdan şahit olmadığım bir şeye şahit oldum. Sabah istiklal marşı ile yataktan fırladım. Kaldığımız otelin balkonu hemen karşısındaki ilkokulun bahçesine bakıyor. Marşın üstüne “Türk’üm doğruyum”u da dinledik ve bir Pazartesi günü olması gereken her türlü marş şu bu töreni bittikten sonra biz de Bodrum’a doğru yola çıktık. Geçen yazıda anlatmıştım, bu kış Bodrum-Datça feribotları çalışmıyor. Bu yüzden 9 km araba kullanıp sonra bir saat kırkbeş dakika feribotta rahat rahat dönmek varken 235 km. yolu gerisin geriye katedip Bodrum’a vardık. Ama hem bahar açan bademlerin yarattığı güzelliği görmek hem de dört aydır gitmediğimiz Fevzi’de özlediğimiz lezzetlerin tadına varmak için bu yolu yapmaya değer. Üstelik yol her an inanılmaz bir manzarayla karşı karşıya kalacağınız çok güzel bir yol. Dönüşü Akyaka-Muğla-Yatağan-Milas üzerinden değil, daha önceki yazılarımda bir kaç kez anlattığım Akyaka-Ören-Çökertme üzerinden, yani Gökova’yı bu kez solumuza alıp sahile paralel giderek döndük.


Türküm, doğruyum, çalışkanım...
Bir şubat ayı pazartesi sabahı otelden Datça'ya bakış. Aynı saatte köprüde veya TEM'de trafikte olanları düşününce...
Datça Köy Ürünleri Kooperatifi'nde satılan farklı türden bademler 
Aynı kooperatifin satış mağazasındaki harika zeytinyağları
Artık Bodrum'a dönüş yolundayken

Daha önce de yazmıştım, ben Datça’yı girişi Marmaris, sonu ise Knidos olan çıkmaz sokağa benzetiyorum. Datça’ya geliş gidiş Marmaris üzerinden olduğu için de Datça Marmaris’ten çok etkilenmiş bir ilçe. Bu iyi bir sonuç doğurmamış Datça için. Çünkü Marmaris, doğanın bahşettiği inanılmaz güzelliğe, mükemmelliğe karşı insan elinin yarattığı bir çirkinlik örneği. Dünyanın hiç bir yerinre böyle bir güzelliğe bu kadar hoyratça davranılmaz. O kadar bozmaya rağmen hala direnen bir güzelliği var ama merkezi feci durumda. Yapıların kalitesi, niteliği ve mimarisi içler acısı. Fıstık yeşilinden pembeye kadar her tonda ve renkte binalar, üçgen pencereli ve balkonlu garip çatı katları. Merkezde beş katı altı katı bulan yapılar adeta şehrin nefes almasını engelliyor. İşte Datça da ister istemez Marmaris’ten etkilenmiş. Fevzi’de yemek yerken bunu konuştuk; eğer Datça’nın girişi Marmaris değil de Bodrum olsaydı o zaman Datça Bodrum’a benzeyecek, iki üç katlı bembeyaz evleri olacaktı. Ya da en azından feribot yaz kış günde bir iki kere çalışsa o zaman alış veriş ve kültürel etkileşim Marmaris yerine Bodrum’dan olacak, Bodrum’un kimliği Datça’yı etkileyecekti. Ama malesef Marmaris’in yapı zevki Datça’yı etkilemiş ve Datça Marmaris’in bir beldesine dönüşmüş. Neyse ki tepedeki eski Datça mahallesinde koruma çok sıkı uygulanıyor ve yeni yapılan evlerde de taş kullamak şartı ve iki katı geçmeme kuralı uygulanıyor. Bir Datçasever olarak bu konuda katkı sunan herkese ve kuruma teşekkür etmek istiyorum.


Akyaka'dan Bodrum'a kadar giden dar  ve yer yer virajlı sahil yolu. Manzara ve çak kokuları dehşet...
Türkevi sahilinde Gökova. Karşıda bir iki saat önce geçtiğimiz Datça-Marmaris arası
Bu ağacı ilk kez geçen sene mart ayında bu haliyle çekmiştim. Sonra yazın yeşil halini fotoğrafladım. Şimdi yine baharlar açmış haliyle karşıma çıktı. http://bodrumluhayat.blogspot.com/2012/11/bir-gece-icin-bodrum-fethiye-git-gel.html adresindeki yazıda yer alan dördüncü fotoğraf bu ağacın yaz hali
Bodrum'a giden Pınarlıbelen köy yolu
Pınarlıbelen
Etrim köyüne giden yol. Tepenin ardı Yalıçiftlik tarafı ve Gökova sahili
Mangalcı'da yediğimiz nohut piyazı 
Bu da yeşil fasulye ile yapılan bir tür piyaz
Dönüşümüzde Yalıçiftlik’te Mangalcı’ya girdik. Ben hayatımda bu kadar güzel bir çöp şiş yemedim. Hiç abartmıyorum. Et konusunda çok fazla yer bilmiyorum ama benim için iyi etin adresi Beyti’dir. Kebap konusunda 2000 yılından bu yana güncel mekanlardan uzak kaldım. Ama gerçekten çöp şişin kalitesi beni şaşırttı. Mangalcı, adından anlaşılacağı gibi et üzerine bir yer. Hani masanıza mangal ve kilolarla et getiriyorlar siz pişirip yiyorsunuz. Biz hem mevsim hem gün, hem saat itibariyle boş bir zamanda uğradık. Ama lezzeti hakkında fikir sahibi olduk. İki çeşit zeytinyağlı, çöp şiş ve köfte denedik. Hepsi de çok iyiydi. Bizim Bodrum’da oranın sahibini tanıyan bir arkadaşımız var, onunla birlikte gitmeyi planladık. Biraz havalar açsın ki bahçesinde oturalım dedik. Bir de tabii bizi oradan Bodrum’a geri götürecek, içki içmeyen bir şoför lazım. Ya da bir havalimanı tranfer aracı kiralayacağız. İstikamet havalimanı değil de Yalıçiftlik’te Mangalcı diyeceğiz. Orada çayıra yayılıp yiyip, rakıları içtikten sonra hepimiz uçuştan dönmüşe benzeyeceğimizden, ha havalimanı transferi ha Mangalcı tarnsferi fark etmeyecek. Uçuş uçuştur...

Bu arada Fevzi ile eski yazılarım için;


4 yorum:

  1. Marmaris ile ilgili söylediklerinize istinaden, biraz önce Hürriyet'te gördüğüm bir haber.

    http://webtv.hurriyet.com.tr/2/46033/22724589/1/hepsi-denizin-dibinden-cikti.aspx

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir seyahat olmuş Serdar bey.
    Papatya saplarının haşlanması ve sarımsaklanmasından yapılan meze, sanki bana baldıran otunun haşlanmış ve sarımsaklanmış halini hatırlattı. Ona çok benziyor. Bir de, yine bizim buralardan geçmişsiniz :) fotoğrafları görünce "aa nerdeyse yolda karşılacakmışız" diyor insan. iyi günler, selamlar...

    YanıtlaSil
  3. Sizin tarif ettiğiniz Etrim yolundan ikinci kez döndüm. Selamlar...

    YanıtlaSil
  4. Yeşil fasulyeye Maş fasulyesi deniliyor,en önemli özelliği kabıza iyi gelmesi sanırım,sevgiler...Bursa dan Deniz

    YanıtlaSil